MURAT ÖZTEKİN

YA EVLAT YA DEVLET
Pekin’e doğru giden uçak, türbülansa girip sallanmaya başlayınca el ele tutuşan çift “Başımıza gelen o kadar şeyden sonra hâlâ ölümden korkmamız ne garip!” deyip kendi hâllerine gülerler... Çinli yönetmen Wang Xiaoshuai’nin imzasını taşıyan “Elveda Oğlum” (So Long My Son/Di jiu tian chang) oğullarını kaybedip bu sözleri sarf edecek kadar acılı bir hayat yaşayan çift üzerinden, bir ülkenin panoramasını çiziyor. Filmde 80’lerden bugüne büyük bir değişim yaşayan Çin’in tek çocuk politikasının doğurduğu acılara vurucu bir temas var. Berlin Film Festivali’nde iki mükâfat alan eserin oyuncu kadrosunda Wang Jing-chun, Yong Mei, Qi Xi, Du Jiang, Ai Liya ve Zhao Yanguozhang gibi Uzak Doğu’dan isimler yer alıyor.

MAZİ İLE BUGÜN ARASINDA
Kronolojik bir akışın olmadığı filmde, bugün ile mazi arasında adeta mekik dokunuyor. Yönetmen belki de geçmişin aslında hiç geçmediğini bu dinamik kurguyla seyirciye aktarıyor. İlk başlarda “Neler oluyor?” sualini sorsanız da zamanla döngüye kapılıyorsunuz...

ELVEDA OĞLUM ELVEDA OĞLUM
30 yıla dağılan bir hikâyenin işlendiği filmde iki aile var. Yaoyun ve karısı Liyun, Yingming ve Haiyan çifti ile arkadaştır. İki ailenin oğulları Xingxing ve Haohao da sıkı dosttur. Filmin hemen başında gördüğümüz üzere bir gün, iki çocuk bir su kanalına yüzmeye gider. Herkes yüzerken Xingxing tepede bekler. Çünkü yüzme bilmiyordur. En iyi arkadaşının ısrarlarından sonra suya giren Xingxing’in bir müddet sonra cansız bendi sudan çıkar! Hikâye daha sonra Yaoyun ve Liyun üzerinden ilerlerler. Bir sahil kasabasına yerleşen çift, küçük çocuk boğulunca bir evlat edinmiştir. Bunu o, evden kaçınca anlarız. Film daha sonra daha eskilere uzanır. Bir fabrikada çalışmak zorunda kalan Yaoyun ve Liyun çifti, henüz çocukları boğulmamışken ikinci çocuklarının olacaklarını öğrenirler. Ama Çin Komünist Partisi’nin programı gereği genç kadın kürtaja zorlanır. Çocuğu zorla alınan kadın, bir daha gebe kalamayacağını da öğrenir... Nihayetinde, uzun hikâyenin savrulan kartları iyi bir zamanlama ile açılır, dağılan taneler dizilir ve etkileyici dram ortaya konur...

COĞRAFYA UZAK HİKÂYE YAKIN
Çin’in çok konuşulan yönetmenlerinden Wang Xiaoshuai’nin “Elveda Oğlum” filmi, zamanda gidip gelen anlatımının dezavantajlarını büyük ölçüde bertaraf edebilen bir film; 3 saatlik müddette seyircinin merak duygusu nispeten diri tutuluyor. Fertleri tek tipleştirip yağlı bir dişli parçası hâline getiren ideolojinin sancılı değişimi, insanların umutsuzluk dışında bir şeyler hissedemediği bir ülke ve peş peşe evlat kaybetmenin yaşattığı çaresizlik eserde yansıtılıyor. Ama bu bazen serbest ekonomiye ölçüsüz tenkide dönüşebiliyor.
Filmin gücü tesirli oyunculuklarından geliyor. Bu noktada kullanılan çarpıcı genel planların da kıymeti büyük. Bunun yanında gri tonların hâkim olduğu filmde neredeyse müspet hiçbir şey göremiyorsunuz. Kasvet hâlinin içerisinde seyredeceğiniz gereksiz detaylar sıkıcı...
Yine de “Elveda Oğlum” uzak bir coğrafyadan uzak hissedemeyeceğiniz, üniversal bir hikâye sunması bakımdan seyretmeye değer. Tabii eğer 3 saat vaktiniz varsa…

GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞLI
Eserlerinde sık sık New York’u işlemesiyle tanınan yönetmen Woddy Allen yine şehir güzellemesini beyazperdeye getiriyor: “New York’ta Yağmurlu Bir Gün”... Ancak film, son günlerde Allen hakkında çıkan taciz iddialarının gölgesinde seyirciyle buluşuyor.
Romantik bir hafta sonu geçirmek için New York’a giden genç çiftin yaşadıklarını merkezine alan filmde, Timothée Chalamet, Elle Fanning, Selena Gomez, Suki Waterhouse ve Jude Law gibi isimler rol alıyor.


Genç Ashleigh’in meşhur yönetmen Roland Pollard ile röportaj yapması için New York’a gitmesi gerekmektedir. Ashleigh ve Gatsby, bu iş seyahatini romantik bir hafta sonu kaçamağına dönüştürmeyi planlar. Ancak onları bir sürpriz beklemektedir. Güneşli bir hafta sonu geçirmeyi planlayan çift, şehre adım atınca âdeta gök yarılır, devamlı yağmur yağmaya başlar.  
Ashleigh, yapacağı röportajın heyecanını yaşarken, Gatsby ise kara film çekmeye hazırlan bir yönetmenden oyunculuk teklifi alır. Genç adam bu teklifi kabul eder, Ashleigh ise başka maceralara girişir. Neticede iki günlük seyahat bir ayrılığı beraberinde getiriyor. Sınırları aşan hikâyesiyle yönetmeninin alışılagelen tarzını (ve de tartışılan hayatını) yansıtan film, uçarı bir romantik komedi!

BABASINDAN ÖNCE KENDİSİNİ BULDU!
Rus yönetmen Aleksandr Boguslavskiy’in çektiği “Abigail: Sınırların Ötesinde” dünyayı tesiri altına alan bir salgından uzak durmak için korunaklı bir alanda yaşayan genç bir kıza odaklanıyor.

Filmin başrollerinde Tinatin Dalakishvili, Eddie Marsan, Rinal Mukhametov ve Ravshana Kurkova yer alıyor. Filmde geçen hikâye şöyle: Genç bir kız olan Abigail, mahiyeti bilinmeyen bir virüs salgını yüzünden uzun yıllar önce karantinaya alınan bir şehirde yaşamaktadır. Abby henüz 6 yaşındayken, babası o vürüs kapar ve şehir dışına gönderilir. Babasını bulmayı düşünerek büyüyen Abby, yetkililerle karşı karşıya gelir. Genç kız özel güçleri olduğunu ve aslında yaşadığı o şehrin de sihirlerle dolu olduğunu anlar. Salgın hastalığın özel güçleri olan insanları götürmek için bir bahane olduğunu fark eden Abby, babasını bulmak için mücadeleye koyulur.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ “Masal Şatosu - Sihirli Davet”
¥ “Kediler”
¥ “Mircin”

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ “Bir Zamanlar... Hollywood’da” 98 bin 416
¥ “Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw” 64 bin 812
¥ “Sar Başa” 61 bin 849
¥ “Angry Birds Filmi 2” 35 bin 36
¥ “Siccin 6” 32 bin 492