MURAT ÖZTEKİN

ÖNÜM ARKAM SOBE!
Batılı korku sineması, son yıllarda kendi kalıplarını kıran filmleri seyirciyle buluşturuyor. Evvelki sene seyrettiğimiz “Kapan” ve geçtiğimiz aylarda sinemada arzıendam eden “Ritüel” -kaliteleri tartışılsa da- konuları itibarıyla orijinal filmlerdi. Her ikisi de garip ritüelleri merkezine alıyordu. Yönetmenliğini Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett ikilisinin yaptığı “Saklambaç” (Ready or Not) da zengin bir aileye gelin olan Grace’in, yaşadığı dehşetli oyunu kara mizahla harmanlayan ve bahsettiğimiz iki filmi hatırlatan bir eser. Zenginliklerini korumak için başkalarını öldürmeyi normal gören bir aristokrat ailenin tasvir edildiği filmin başrolünde Samara Weaving, Adam Brody, Mark O’Brien, Henry Czerny ve Andie MacDowell gibi isimler yer alıyor.

ZORAKİ EVLİLİK…
“Saklambaç” her yerin öldürülmüş av hayvanlarının kafalarıyla süslü olduğu bir malikânede geçiyor. Aristokrat bir aileye mensup olan Alex, alt tabakadan gelen Grace’le burada evleniyordur. Fakat aile mensupları, kendileri gibi “mavi kanlı” olmadığı için Grace’e dudak bükerler. Nikâh kıyılır ancak ailenin kendisini onaylamaması genç kadını üzer.

AV BAŞLASIN!
Ama Grace için kendini kabul ettirme fırsatı vardır: Köklü bir oyun kartı üreticisi olan Le Domas’lar, aileye katılacak her fertle geleneksel bir kart oyunu oynamaktadırlar. Bu bir kabul sebebidir. Bunu öğrenen taze gelin “Sabaha kadar bile oynayabilirim” der. Derken bütün ailenin hazır bulunduğu salonda vaziyet alınır. Eski bir kutudan kart çeken Grace, üzerinde saklambaç yazdığını görünce tebessüm eder ve saklanır. Ama başına geleceklerden habersizdir. Le Domas’lar ellerine geleneksel silahları alarak, etrafta dolaşamaya başlarlar. Saklandığı yerden bir hizmetçinin öldürüldüğünü gören genç kadın, oyunun ne olduğunu sonunda anlar. Öğreniriz ki, aristokrat aile gün ışıyana kadar Grace öldürülüp ritüel yapmazlarsa başlarına büyük felaketler geleceğine inanmaktadır. Bu yüzden kapıları tamamen kilitli, duvarları malikânede absürt ve sürprizlerle dolu bir “av” yaşanır…

AH BU ZENGİNLER YOK MU!
Yönetmenler Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett “Saklambaç” filminde korku türünün gotik klişe mekânlarını kullanıyor ama kara mizahla harmanlamış klişe olmayan absürt bir hikâye ortaya koyuyor. Mühim bir kısmı kapalı bir mekânda geçen filmde, yoğun tonlardaki görsellikle klostrofobik bir atmosfer meydana getiriliyor. Film esasında sınıf temelli bir hikâye anlatıyor. Aristokratlar hayvan avlamaktan zevk aldıkları gibi gerektiğinde soğukkanlılıkla insan da avlayan kişiler olarak yansıtılıyor. Filmde istenilen hava ise bir türlü yakalanamıyor; bir şeyler havada kalıyor. Hikâye yeterince korkunç olmadığı gibi ortaya konulan kara mizah da “işlemiyor”! Tamam, film absürt ama bazı mantıksızlıklar tadınızı kaçıracak cinsten! Yurt dışında daha evvel yaz sonu eğlencesi olarak gösterime giren film, bu fonksiyonunu ise başarıyla yerine getiriyor… “Saklambaç” korku türü meraklılarının rağbet edeceği bir film olarak duruyor…

Almodóvar kendiyle yüzleşti
Sinemanın yaşayan efsanelerinden İspanyol sinemacı Pedro Almodóvar son filmi ‘Acı ve Zafer’de ışıltılı günleri geride bırakmış bir yönetmen üzerinden kendi hayatını anlatıyor… Antonio Banderas, Penelope Cruz, Asier Etxeandia ve Leonardo Sbaraglia gibi yıldız isimler filmin oyuncu kadrosunda yer alıyor. Sükûti bir havuz sahnesiyle açılan “Acı ve Zafer” seyirciyi Salvador Mallo adlı, kariyerinin ihtişamlı günlerini geride bırakmış usta bir yönetmenin hayatına dâhil ediyor. Flashback’lerle devamlı geçmişe gidilen filmde yönetmenin annesini dinlemeyip sinemaya yönelmesi, sevdikleriyle olan münasebetleri ve kendini tanıması işleniyor. Yönetmen Almodóvar, eserinde başta annesine yaptıkları olmak üzere hatalarını ortaya dökerek hayatıyla yüzleşmeye çalışıyor. Film bir noktada büyük psikolojik sıkıntılar çeken usta sinemacının, çöküşe nasıl gittiğini de otobiyografik olarak izah ediyor.

Smith ikiye bölündü
Dijitalleşme ile sinemadaki çekim teknikleri de süratle değişiyor. Çığır açacağa benzeyen teknolojilerden biri de “3D+ HRF”...  Seyirciye daha realist görüntüler sunan bu teknoloji, geleneksel filmlerin iki katı sürate (saniyede 60 kare hıza) sahip... Dolayısıyla görüntüleri insan gözüne hiç tecrübe etmediği derecede yakınlaştırarak seyirciyi filmin içine alıyor. “Pi’nin Yaşamı” gibi güçlü efektlere sahip filmlerin yönetmeni Ang Lee, bu teknolojiyi “İkizler Projesi” filminde bir insan bedeniyle buluşturuyor. Eserde Will Smith, filmde hem şimdiki hâli hem de özel teknoloji kullanılarak meydana getirilen 23 yaşındaki şekliyle karşımıza çıkıyor. Filmdeki hikâye şöyle: Henry, kariyerinin sonunda yaklaşan efsanevi bir devlet suikastçısıdır. Elli bir yaşına kadar Amerikan devleti için her şeyi yapmıştır. Nihayetinde amirlerine aktif hizmetten emekli olduğunu bildirir. Bu esnada Savunma İstihbarat Ajansı tarafından savaşçı olarak kendisinden klonlanan Junior’ın, peşinde olduğunu öğrenir. ‘Gemini Projesi’ altında ortaya çıkan Junior, müthiş kabiliyetlere sahiptir. Artık Henry, emeklilik hayallerini tehir ederek zorlu bir kavganın içine düşer…

DEĞİŞİMİN İŞARETİ
Film, Will Smith gibi bir oyuncuyu 30 sene evvelki hâliyle seyretmemize imkân tanıyan teknolojisiyle takdire şayan. Bu, popüler sinemanın ilerleyen yıllarda geçireceği değişimin de işaret fişeği aslında. Ancak yönetmen Ang Lee, süratli sahnelere sahip “İkizler Projesi”nde aksiyondan hikâye anlatmaya pek fırsat bulamamışa benziyor. İkiye bölünen Smith’in performansı da beklenin altında kalıyor… Ancak film, görüntü açısından seyirciye farklı bir tecrübe sunuyor.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ “Gerçeğin Peşinde”
¥ “Aşkı Beklerken”

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ “Korsanlar Diyarı” 504 bin 303
¥ “Joker” 385 bin 488
¥ Hareket Sekiz” 48 bin 268
¥ Fırıncının Karısı” 38 bin 427
¥ Yeti Efsanesi” 26 bin 671