Murat Öztekin - Türk sinemasının duayen oyuncusu Ahmet Mekin, 87 yaşını devirdi. Mekin’in Yeşilçam macerası ise işsiz kalmasıyla başladı. Usta oyuncunun, sinemaya “Bir iki filmde oynar bırakırım” düşüncesiyle attığı adım durmak bilmedi. Bu dev çınar, ömrüne 200’den fazla film sığdırdı. 
Hafızalara en çok kazınan rolü ise “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki “Cemşit” oldu. Ahmet Mekin ile bu ve diğer rollerini, Yeşilçam’ı ve Türk sinemasının şu anki hâlini konuştuk. İşte kendisi ile yaptığımız keyifli röportaj...

CEMŞİT ASLINDA BENİM 
¥ Sinemaya başlamanızda bir isteksizlik durumu var. Bir defa ‘film çekeyim’ diye çıktığınız yolda yıllardır yürüyorsunuz. Sete ilk gittiğiniz gün, 200’den fazla filmde oynayacağınızı, festivallerde ödül alacağınızı hiç düşündünüz mü?

Düşünmedim. Filmi çeker bitiririm diyordum. Başlangıç ekonomikti yani. Parayı aldık, bir daha yapmayacağım diye düşünüyordum. Çünkü bulunduğun muhit de biraz elit, snop’tu. Sinema oyuncusu oldum diye arkadaşlarım dalga geçecek zannediyordum. Sonra o arkadaşlarımın bir kısmını sinemada da oynattım! 
¥ Hep sakin, aşırı rahat karakterleri canlandırdınız. Bu sizin ruhunuzdan mı geliyor, isteksizliğinizin bir yansıması mı yoksa?
Ben sinemada oynayarak değil, oynamadan oynuyorum. 
¥ Nasıl yani?
Mesela abartılı oynamıyorum. Her şeyi dozunda, natürel vermelisiniz. Ben gözle oynamayı seviyorum. 
¥ Bu hâliniz çok sevildi. ‘Al Yazmalım Sevli Boylum’daki Cemşit karakteri bir simge oldu. O karaktere nasıl yoğunlaştınız?
Çemşit evli, iki çocuğu var, kara yolunda çavuş. Evine bir heyelan geliyor, karısı ve çocukları ölüyor. Şimdi bu adamın iki tezahürü olabilir; ya çıldırır ya da iyice suskun olur. Ben suskunluğu tercih ettim. Ama o karakter biraz da benim...

İŞİMİ, AİLEMDEN UZAK TUTTUM 
¥ Peki altmış seneye baktığınızda ne görüyorsunuz? 

Hiç düşünmediğim bir işi bunca yıldır yapıyorum. Oyunculuk benim bir yerde yaşamamı, çocuklarımı büyütmemi, karımla birlikte olmamı sağladı. Ama aile ile işi hep ayrı tuttum. Aile bir tarafta, iş bir tarafta... Mesele sizden örnek vereyim; hiçbir gazeteciyi ailemle görüştürmedim. Çünkü orası özel. İki kızım var, orası bana değil onlara da ait. Mahremiyeti korumak gerek. 
¥ 87 yılı düşündüğünüzde, bu hayattan aldığınız en mühim ders neydi?
Doğru düzgün yaşamayı. Biraz da topluma faydalı olmayı öğrendim. Sanatçı toplumun aynası zira... Siz bir şeyler verirseniz, onlar da ondan etkilenir. Doğru şeyler verirseniz, doğru şeylerle etkilersiniz.
¥ Peki, Yeşilçam’ı gözümüzde çok mu nostaljik kılıyoruz? O yeşil ağacın hiç siyah dalları yok muydu?
Olmaz olur mu. Siyah dallar var. Mesela, amatör ve profesyonel olarak çalışan Yeşilçam var. Yani hiçbir zaman tam profesyonel olmadı. Her şey sözlüydü. Yani mukavele filan yok. Filme başlıyorsunuz, o gün sete gidilecek, ‘motor’ denilecek, zarfın içinde paranızın üçte birini veriyorlar. Filmin ortasına geliniyor, bir üçte birini daha veriyorlar. Film bittiği gibi de geri kalanını alıyorsunuz. 

ZİRVEYE ÇIKTIĞIM GİBİ İNDİM 
¥ Jön olmaktan da hep uzak durdunuz...

Sinemada büyüklük diye bir şey yok. Ben kariyerimin başında zirveye çıktım, zirveden de indim. Tabii arkasında çok başka şeyler var. Benim üzüldüğüm, başıma gelen olaylar var. En büyük paralarla Kemal Film’e senelik mukabeleyle gittim, aynı Amerikan sistemi. Kemal Film’in sahipleriyle takıştık, üç sene beni tuttular, para ödediler ve film yapmadılar.

İNGİLİZLER BENİ DÜNYA YILDIZIYAPACAKTI, REDDETTİM 

¥ İngiltere’den bir film teklifi almışsınız ve reddetmişsiniz. ‘Oynasaydı, Al Pacino gibi isim olurdu’ diyenler var. Bu doğru mu? 
Doğru. Rank Stüdyoları vardı o zaman. Türkiye’ye meşhur bir adam geldi oradan. ‘Seni bir sene alacağız, İngiltere’de eğiteceğiz, dil öğreneceksin. Sonra biz seni hem kullanacağız hem pazarlayacağız. Eğitim süresince sadece yemeni, içmeni, kalacağın yeri karşılayacağız’ teklifinde bulundu. Eee, burada karım var, çocuklarım var, bunları bırakıp gideceksin. Benim için çok zor. Bekâr ve çocukların olmasa maceraya gidebilirsin. 
¥ Bu noktadan da bakarsak keşke dediğini hiçbir şey oldu mu?
Keşkem yok. Ters yaptığım şeyler var, ‘şöyle yapsam iyi olurdu’ dediğim olur ama keşke demiyorum hiç. Oldu, geçti ne yapayım yani. 
 
Yönetmenlerle çok çatıştım
¥ Yönetmenlerle fikrî takışmalarınız da var.  Neden böyle oldupeki?

Rol için, oyunculuk adına yaptım. “Böyle oynayacaksın, hayır böyle oynayacağım!’” Ben dediğimi yaptım. En son ben haklı çıktım. Lütfi Akad aşırı saygı duyduğum yönetmendi. Onla da sette çatıştık. Hep büyüklerle çatıştım. Çünkü gençlere, sen ne dersen peki diyorlar. Mesela Atıf Yılmaz’la ‘Selvi Boylum’u dargın bitirdik. Hâlbuki eski arkadaşız. İyi ki kendi dediğim gibi oynamışım. Zaten sonra geldi beni tebrik etti, barıştık. Öteki türlü yapsaydık, bugün ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’dan bahsedilmeyecekti.

Necip Fazıl’ın eserinde az kalsın  deliriyordum
¥ Necip Fazıl ve Tarık Buğra gibi yazarların eserlerindeki karakterleri de canlandırdınız. Hiç kendileriyle tanıştınız mı?
Bursa’da film çekiliyordu. Tarık Buğra ile karakter hakkında tavsiyelerde bulunmak için buluşmak istedik. Ama gidemedim. Çok ayıp ettik Tarık Buğra’ya.
¥ Necip Fazıl kitabından adaptasyon olan “Bir Adam Yaratmak” filmindeki Hüsrev Bey rolünüz de hâlâ akıllarda. O rolü oynarken nasıl bir ruh hâli içine girdiniz?
Oradaki karakter psikolojik rahatsızlığı olan bir adamdı. O çizgiyi öyle bir tutturacaksınız ki adam ne deli, ne akıllı olacak. Oyuncu olarak bunu tutturmak çok zordu. Seyirciye önce ‘Bu adam çok akıllı”, sonra “Acaba aklını kaçırıyor mu?’ dedirtmeniz gerekiyordu. Birkaç ay sürdü çekimi. Biraz daha devam etseydi, bende tımarhaneye giderdim herhâlde. Çünkü sabah başlıyorsun gece yarılarına kadar aynı çizgiyi tutturmaya çalışıyorsun. Benim için en zor rollerden biriydi. 
¥ Necip Fazıl’ın eserlerini oynamak zordur denir hep...
Ben eski İstanbulluyum, evimizde Osmanlıca konuşulurdu. Necip Fazıl, kader konularını işlemiş, eseri ağır bir dile sahip ama ben ne demek istediğini iyi anlıyordum. Sarf edilen her kelimeye göre oyun gerekir. Eski bir İstanbullu olmak benim için artı oldu.