MURAT ÖZTEKİN

“Parazit”in Oscar’a damga vurması ise son nokta oldu. Ama Uzak Doğu sinemasında başka örnekler de var. Gelin, evlere kapandığımız bugünlerde son birkaç yılda Çin, Güney Kore ve Japonya’dan çıkan ve çok konuşulan filmlerin bazılarını hatırlayalım...

VUHAN'DA KOVALAMACA
Yeni tip koronavirüsün bütün dünyaya yayıldığı yer olan Çin’in Vuhan şehrinin arka sokaklarında geçen 2019 yapımı “Güney İstasyonunda Randevu” (The Wild Goose Lake) ışıltılı renklerin altından kapkara bir hikâye sunuyor. Diao Yian’ın çektiği film, motosiklet hırsızı bir çetenin başında olan Zhou Zenong’un bir suç olimpiyatına girişip başına ödül konan bir kanun kaçağına dönüşmesini ele alıyor. Filmin en aktüel tarafı, her çeşit insanın yaşadığı Vuhan bölgesinin koronavirüs kadar tehlikeli suç dünyasını ustalıkla tasvir ediyor oluşu. Eser, pandeminin niçin böylesine bir yerden yayıldığını anlamaya da yarıyor!

ÖLÜM KALIM YOLU
Yönetmen koltuğunda Hun Jang’in oturduğu “A Taxi Driver” gerçek bir hikâye sunan ve seyirciye dokunabilen bir Güney Kore yapımı. Eserde uyanık bir taksi şoförü olan Kim, iyi bir ücret karşılığında Alman bir gazeteciyi askerî abluka altındaki bölgeye sokmayı kabul ediyor. Bunu başaran şansız adam, kendisini bir ölüm kalım mücadelesinin tam ortasında buluyor. Üstelik geride hem anne hem de baba olduğu evladını bırakarak... Gwangju katliamını arka planına alan film, politik yönüyle de iz bırakıyor. Artık Türk seyircisinin de aşina olduğu aktör Song Kang Ho da yine sahici performansıyla dikkat çekiyor...

GARİP BİR 'AİLE FİLMİ'
Aileyi merkezine alan filmleriyle nam salan Japon yönetmen Kore-eda’nın “Arakçılar”ı, son yıllarda gündeme gelen Uzak Doğu filmlerinden biriydi. Hırsızlık yapan bir “baba” ve etrafındaki garip fertlerin çalkantılı hayatlarından kesitler sunan eser, görünüşte sıcak bir hikâye anlatıyor. Filmin hemen başında hikâyeye dâhil olan bir minik de bu duyguyu kuvvetlendiriyor. Ama eser, esasında aile mefhumunu biyolojik aidiyetleri bir kenara bırakarak tartışmaya açıyor. “Arakçılar” her ne kadar etkili bir dram ortaya koymayı başarsa da yanlış bir fikrî zeminden doğruyu aramaya çalışıyor.

ZİHİN YAKAN 'ŞÜPHE'
Haruki Murakami’nin ‘Barn Burning’ adlı kısa hikâyesinden yola çıkılarak çekilen “Şüphe” (Burning) ismiyle müsemma olan, ruhunuzu kemirecek bir eser... Güney Koreli Chang-dong Lee’nin çektiği film, yazar olmak isteyen genç bir adamın, eski bir arkadaşı olduğunu söyleyen kadınla tanışıp seyahatteyken evine göz kulak olmasıyla başlıyor. Zengin bir çocuğunun işin içerisinde girmesi ve sıra dışı bir hobi, hikâyeyi giderek garipleştiriyor. Seyircisini allak bullak eden zanlarla baş başa bırakan “Şüphe”, rahatsız edici anlatım ögelerine rağmen kendine has bir dil yakalamayı başarıyor.

BU BAŞKA BİR 'PARAZİT'
Oscar’da “En İyi Film Ödülü”nü alan “Parazit”, bu popüler başarısının yanında hikâyesiyle de son yılların en dikkat çeken Asya filmleri arasında sayılmayı ziyadesiyle hak ediyor... Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun çektiği film, fakir bir ailenin üçkâğıtçılıkları üzerinden hayattaki ekonomik uçurumlara farklı cephelerden bakıp gerilim ile komediyi orijinal bir şekilde harmanlayabiliyor. Seyircisini sürpriz labirentlere sokan “Parazit”, tesirinden uzun müddet çıkamayacağınız ifade gücüne sahip bir film...

KAHKAHALI 'ELVEDA'
Çinli yönetmen Lulu Wang’in çektiği “Elveda” (The Farewell) son yıllarda Çin’den çıkan etkili filmlerden biri.  Eser, kansere yakalanan büyükannelerinden bu ölümcül hastalığını saklamak isteyen bir ailenin çabasına seyirciyi ortak ediyor. Başarılı mizahın dokunaklı bir dramla buluştuğu eserde sahici oyuncuklar sayesinde gözyaşları ile kahkahalar birbirine karışıyor. “Birinin hayatı, bir bütünün parçasıdır” mesajını öne çıkaran filmin, Doğu ve Batı kültürlerini mukayese eden yönü de dikkate şayan...