MURAT ÖZTEKİN

Genç Yönetmen Cihan Sağlam, ilk uzun metrajlı filmi olan “Uzun Zaman Önce” ile yurt içinde ve yurt dışında katıldığı festivallerden mükâfatlarla döndü. Ön yargılarla eşini öldüren bir adam ve ona yardım eden kardeşinin yaşadıklarına odaklanılan film, 31. Uluslararası Ankara Film Festivali’nde üç ödül aldıktan sonra şimdi de vizyonda seyirciyle buluşmaya başladı. Biz de filmin başarılı yönetmeniyle sinema üzerine konuştuk…

∂ “Uzun Zaman Önce” geçtiğimiz günlerde gösterime girdi. Ama öncesinde film festivallerinden çokça ödül aldı. İlk uzun metrajlı filminde bu rağbeti bekliyor muydun?
Film için beş sene önce çalışmaya başlamıştım. Bu safhada proje ufak ufak duyulmuş, bir beklenti meydana gelmişti. Ben profesyonel ekip arkadaşlarına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu yüzden hayallerimdekine yakın bir film çekebildiğimi düşünüyorum. Zira ilk aklınıza gelen fikirle perdede gördüğünüz film arasında hiçbir zaman büyük bir bağlantı olmaz.

∂ Yeni filminde peşin hükümlerle cinayet işleyen Ahmet ve ağabeyi Mehmet’in yaşadıkları üzerine kurulu bir hikâye anlatıyorsun. Filmin temel fikri meydana gelirken nerelerden etkilendin?
Biz neticede kadim geçmişi olan eşsiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Fakat özellikle cumhuriyetin kurulmasıyla vatanı kurtarmak için bazı şeyleri sıralaması ötelenmiş. Bu bizde geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantıyı sıkıntılı bir noktaya taşımış. Şimdi biz arkamızda ne bıraktığımızı bilmeden koşuyoruz. Ne Doğuluyuz, ne Batılı… Ben de edebiyatla ilintili bir insanım; Hamdi Tanpınarların, Oğuz Atayların sıkı bir okuyucusuyum. Okuduğum bu yazarlar, her zaman Türkiye’deki bu kaotik durumun altını çizerler. Ben de bu sistemde erkek olmanın da kadın olmak kadar zor olduğunu gördüm ve filmimde buna odaklanmak istedim. Babalarının gölgesinde kendilerini bulamayan Ahmet ve Mehmet’in yolculuğunu anlattım. Zira güce dayalı sistem ailede başlıyor.

ÖN YARGILAR YANILTIYOR
∂ Sosyal hayattaki ön yargı meselesi, belki sadece kadın üzerinden okunacak bir şey değil. Topluma baktığında neler görüyorsun?
Hiçbir tecrübeye dayanmadan kafamızda ön yargılar meydana getiriyoruz. Bu bizi çoğu zaman yanıltıyor. Bergman “Dünya bir gün iyi bir yer olacaksa, utanç sayesinde olacak” diyor. Utanç beraberinde kendinize tekrardan dönüp bakmanızı sağlar. Biz bu dünyaya bir defa geliyoruz. Öyle yaşamalıyız.

∂ Peki, filmde ortaya koyduğunun ailenin seninle irtibatı ne? Yaşanmışlıklar mı, yoksa gözlemler mi?
Benim yansıttığım aile taşradan büyükşehirlere yerleşmiş ama birçok özelliğini devam ettiren ailelerden biri. İstanbul’da gözlemledim ama benim hayatımdan da izler taşıyor. Doğrusu filmi çekerken “Bu cinayet meselesi benim başıma gelse ne yapardım?” diye düşünmedim değil.

GİŞE İÇİN HAKİKATİN PEŞİNDEN AYRILMAM
∂ Filminizdeki oyunculuklar dikkat çekiyor. Zaten Aldığınız birçok mükâfat oyunculuk üzerineydi. Onur Dikmen ve Serdar Orçin’le nasıl bir yönetmen oyuncu münasebetiniz oldu?

Hepsi benim hayran olduğum oyuncular. Oyunculuk eğitimi aldığım için onlarla yakınlık kurabildim. Sahaya indiğimizde de açık bir ilişki kurduk. Ama farklı ekollerden oyuncular vardı. Onları tek bir potada eritebilmek meseleydi. Daha çok bunun için uğraş verdim.

∂ Filmdeki polisiye hava da dikkat çekici. Bu türde ilerlemek istiyor musun?
Evet, içinde polis olmayan polisiye filmi gibi... Bu  filmimin tamamen polisiye türde olduğunu söyleyemem tabii... Ben suç, gizem ve polisiye gibi türlerden beslenmeyi seven biriyim.

∂ Bazı sanat filmlerinin, belirli toplulukların dışındaki insanlara ulaşamıyor oluşu sana ne düşündürüyor?
Bunu her yönden üzücü buluyorum doğrusu. Eğer seyirciden kopuk kendi kısır çevresinden dönen bir anlatım modeli kuruyorsanız üzücü bir şey. Ama ben herkes seyretsin diye hakikatin peşinden koşmaktan geri durmayan samimi filmler çekmek istiyorum.