MURAT ÖZTEKİN

Dr. Mustafa Tatcı hayatını Yunus Emre’ye adamış bir yazar ve akademisyen... Otuz beş senedir büyük mutasavvıfı araştıran Tatcı, onlarca eser ortaya koydu “Yunus Emre” denilince akla ilk gelen isim oldu. Bugünlerde ise “Yunus Emre Külliyâtı” adlı iki ciltlik eserini okuyucuyla buluşturuyor. H Yayınları’nın neşrettiği eser, bugüne kadar Yunus Emre’ye dair yazılmış en geniş çerçeveli kitap olma hüviyetini taşıyor. Biz de Tatcı’yla Yunus Emre’yi ve yeni bulunduğu söylenen Yunus Emre divanı nüshalarını konuştuk...


* Yıllardır insanüstü bir gayretle Hazreti Yunus’u araştırıyorsunuz. Nasıl kıvılcımlandı bu Yunus Emre aşkı?

Orta mektep yıllarımdan beri ailemden ve adını sanını kimsenin bilmediği bir grup âriften aldığım bilgiyle gönlüme Yunus gibi olmak arzusu doğmuştu. Lisede okurken Yunus Emre’yi araştırmayı aklıma koymuştum bile. Bunlar tesadüfen olmadı. Bunu ilk defa size anlatıyorum: 1986'da akademik araştırmalara ilk başladığım zaman aile dostumuz İshak Amca, Hazreti Yunus’un kendisine tecelli ederek “Mustafa’ya söyle benim divanımı dünya kaidelerine göre yapsın” dediğini nakletti. Ondan sonra kütüphanelere girmeye başladım. 1990 senesinde doktora tezim, dört cilt hâlinde basıldı. Sekiz nüsha ile başlayan maceram yeni nüshalarla devamlı genişledi.

ÖYLESİNE YÂD ETMEK BİR ŞEY KAZANDIRMAZ
* Bu sene dünyada “Yunus Emre Yılı” olarak kutlanıyor... Yunus Emre yapılan bütün takdimlerin ötesinde hakikatte kimdir?

Fuat Köprülü’den bugüne gelinceye kadar bazıları Yunus’u sıradan bir şair ve ozan gibi takdim ettiler. Bazıları da Batılılar gibi hümanist değerlendirmelerle Yunus’un gerçek kimliğini örtmeye çalıştılar. Bunlar doğru değildir. Yunus Emre her şeyden evvel bir Türk ve İslam mutasavvıfıdır. O, İslam’ı şeriat, tarikat, marifet ve hakikatiyle yaşayan, Türkçe konuşulan coğrafyada Hak arayışında olan insanlara Cenab-ı Hakk’ın lütfettiği bir kimliktir. Yunus Emre’yi sadece öylesine yâd etmek bize bir şey kazandırmaz. Belki de böylece anlaşılmadan fikirleri devam ettirilmiş olur.

ŞİİRLERİ SIR MAKAMINDAN
* Onu sıradan bir “şair” olarak görmemek gerektiğini söylediniz. Peki, Yunus Emre’nin şiir yazma maksadını nasıl anlamalıyız?

Kendisi bir yerde “Yunus’un sözü şiirden amma aslıdır Kitap’tan/Hadîs ile denene bil ki sâdık olmak gerek” diyor. Hiç şüphesiz, Yunus’un sözlerinin kaynağı Kur’ân ve hadîstir. Hazret-i Yunus’un nefsi manevî yolculuk neticesinde rûh ve sır makamıyla tanışmıştır. Dolayısıyla o bize bize sır makamından söylemektedir. Niyazi-i Mısri hazretleri gibi kendisinden sonra Yunus’un izinden giden iki binden fazla Yunus’umuz olmuştur. Bunların üslup babaları Yunus’tur. Bir de kendini gizleyip de mahlasını Yunus diyen, ehlullah olmuştur. Bunların bazılarını ‘Yunus’tan ayırt etmenin imkânı da gereği de yoktur. 

* Yunus Emre’ye atfedilen şiirlerin çok olmasının sebeplerinden biri bu mudur?
Evet. Ben Yunus’un zatına ait olan âcizane 420 kadar nutk-ı şerif tespit ettim. Tabii, bu sayı azalıp çoğalabilir. Şu nutuk Yunus’undur diye kesin bir kanıt yok elimizde. Ölçümüz Yunus Emre Divanı’nın 14. ve 15. asırlardaki en eski nüshaları. Şimdi yeni nüshalar bulundu falan diye ortaya çıkanlar oluyor. Tabii yeni nüshaların değerlendirilmesi çok güzel bir şey ama mühim olan bu nüshaların mevcut divana yeni katkılarda bulunmasıdır.

VATİKAN NÜSHASI YENİ DEĞİL
* Ben de onu soracaktım; son günlerde “Vatikan nüshası ilk defa gün yüzüne çıktı” diye sunulan eser ve Kütahya’da çıkan nüsha hakkında neler söylersiniz...
Her iki nüshayı da inceledim. Yunus’un hiçbir divan yazması tek başına yeterli değildir. Vatikan ve Kütahya Vahit Paşa nüshaları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Vatikan’da yeni bulunduğu söylenen eser daha önce biliniyordu. Kültür Bakanlığının “yazmalar.gov.tr” sitesinde künyesi vardı. Bu nüsha, Nuruosmaniye ve Yahya Efendi nüshalarıyla örtüşen bir eser. Bilinmeyen veya bilinen şiirlerle iç içe giren yahut bendenizin Âşık Yunus’un şiirleri içine aldığım birkaç şiir var. Kütahya'da bulunan nüsha da incelediğimiz Karaman ve Mustafa Canpolat nüshalarıyla aynı şeceredendir. Ancak bu nüshalar muhtemel yanlış okumaları gidermemiz, eksik beyitleri tamamlamamız için kıymetlidir.

* Yunus Emre’ye ait yeni bir şiir ve yeni bir nüsha bulmak hâlâ mümkün müdür?
Osmanlının bize bıraktığı yazılı miras içinde her zaman sürprizlerle karşılaşmak mümkündür. Kırk senelik kütüphane maceramızda anlatacak öyle çok hikâyemiz var ki... Şahısların sandıklarından yahut birden çok risalenin dercedildiği yazmaların arasından bilinen bilinmeyen pek çok eser çıkabilir. Türkiye’de ve dünyada bazı kütüphanelerin kitapları çok iyi tasnif edilmedi.


YABANCILARA VERECEK KİTAP YOK
* Hazreti Mevlâna, belki tartışmalı bir şekilde olsa da dünyada tanınıyor. Ama Yunus Emre öyle değil. Eksiklik nereden kaynaklanıyor?

Hazreti Mevlâna Türkiye üzerinden değil, İran üzerinden tanınır. Yunus Emre’nin tanındığını söylemek ise safdillik olur. Geçen sene Moskova’da üç dört gün Yunus Emre seminerleri verdim. İnsanlar çok alaka gösterdiler, neredeyse aralarından “Ben Müslüman olmak istiyorum!” diyenler çıkıyordu. Benzer bir durumu Viyana ve Brüksel’de de yaşadım. Ama ellerine vereceğimiz ne bir Rusça ne de Almanca bir kaynak vardı. 2019 senesinde Viyana’da iki gün seminer yaptık. Orada da Avusturya Kültür Bakanı’nın bulunduğu bir ortamda bendenizden Yunus’un Almanca bir çevirisinin olup olmadığını sordular. Schimmel’in Köln’de 1989 senesinde neşredilen küçük bir kitabı dışında ciddi bir eser yok dedim. Hâsılı kelam, Yunus Emre Divanı ve Risaletün Nushiyye’sinin en az 10 dile doğru şekilde tercüme edilmesi gerekiyor.