MURAT ÖZTEKİN

Cemalettin Revnakoğlu, kendini İstanbul’un mekân ve şahsiyetlerine adayan tarihimizin sıra dışı simalarından biriydi... 1909’da doğan Revnakoğlu, Galatasaray Mektebinde okurken şehre dair notlar tutmaya başladı. Keşfettiği hemen her bilgiyi yazıya döken Revnakoğlu, bunda seçici davranmadı. Yaklaşık yarım asırda dergâhlar, kütüphaneler, camiler, şairler, mektuplar, edebî notlar ve fotoğraflardan meydana gelen dev bir bilgi yığını çıktı. Vefatından sonra önce Galata Mevlevihanesine sonra Süleymaniye Kütüphanesine devredilen bu arşiv, ilk defa Prof. Dr. Mustafa Koç tarafından derlenerek kitaplaştırıldı. Biz de ilk iki cildi “Revnakoğlu’nun İstanbul’u-İstanbul’un İç Tarihi: Fatih” adıyla Fatih Belediyesi Kültür Yayınları tarafından neşredilen eser vesilesiyle Mustafa Koç’la konuştuk… 

∂ Revnakoğlu’nun İstanbul araştırmaları bugüne kadar yeterince incelenmiş değildi. Siz bu konuya eğilmeye nasıl karar verdiniz?
Revnakoğlu’nun zaman zaman yazılarına tesadüf ediyor, onu tanıyan zevatın eserlerinde ismine rastlıyordum. Vefatından sonra arşivinin Galata Mevlevihanesine intikal ettiğini duymuş, insanların ona erişmesinin, yazısını deşifre etmesinin zor olduğunu işitmiştim. 370’den fazla dosya karışmış, evraklar insicamını kaybetmişti. Her bir dosyada binlerce sayfa duruyordu. Ama meçhulü malum eylemek her akademisyen gibi benim de tutkumdu...           

İNSAN ÜSTÜ BİR GAYRET
∂ Revnakoğlu’nun arşivi denilince, içerisinde binlerce sayfa bulunabilen onlarca dosyadan bahsediyoruz. Kendisi, bu kadar notu nasıl bir çalışmayla meydana getirdi?

Cemalettin Revnakoğlu, elinde not defteriyle bazen Rumelikavağı’nda bazen Silivri’de olurmuş. Kimi zaman mühim simalarla mektuplaşarak kimi zaman da yüz yüze görüşerek ömrünü geçirmiş. Bilginin bulunduğu yere, her şeyi göze alarak gitmiş, kaydetmiş ve vesikalarını dosyalarına ilave etmiş. Bir de 1940-50’lerin vasıta imkânlarını; Boğaz’ın uzak bir semt olduğunu düşünün... Bu, insanüstü bir gayretti. Onu moloz yığını olarak görülen mezar taşlarının başında ağlarken görürsünüz, bazen de bir cami duvarı yıkılırken…

∂ Peki, kendisinin bu “insanüstü” dediğiniz gayretinin kaynağını nasıl izah ediyorsunuz?
Galatasaray Mektebinde okurken bazı hocaları, İstanbul’un son simalarının kendisi tarafından kayda geçirilmesini istediler. Revnakoğlu da yeni bir cemiyet inşa edilirken tekke, medrese ve caminin cemiyet hayatından çekilmeye başladığını gördü. Kaybolmaya yüz tutan sesleri kayda geçirerek, kendisinden sonraki neslin bunu duymasını istedi. Bunu bir mesuliyet olarak addetti.

∂ Revnakoğlu’un az bilinen arşivi çok dağınık ve galiba bazı notları da daha önceki yıllarda ortadan kaybolmuş. Çalışmanız kolay oldu mu?
Binlerce defa dosyaları devrederek, birkaç sene neyi nereye koyacağımı hazırlayarak geçirdim. Bundan sonra eseri kaleme almaya başladım. Sanırım bu, durumu anlatmak için yeterli olur. 

∂ Revnakoğlu daha ziyade nelere odaklanmış?
Revnakoğlu “Müslüman İstanbul”u her cepheden ele almış. İstanbul’u İstanbul yapan bütün unsurlarıyla aşinalık ve dostluk temin etmiş. İstanbul’un eski devirlerden gelen son edebiyatçılarını, 300’e yakın tekkesinin son şeyhlerini, son tuluatçılarını kendileriyle hukuk tesis ederek anlatmış.

MİRAS TAKSİMİ GİBİ
∂ İnsan karakterlerinin yanında nasıl bir mimari portre çiziyor Revnakoğlu?

Revnakoğlu, İstanbul yıkılıp yapılırken şehrin bütün envanterini çıkarmayı ihmal etmemiş. Bugün üzerinden yeni binalar yükselen bütün tarihî mekânları son hâliyle tasvir etmiş. Yola giden, inşaata karışan bütün eserlerin yekûnunu tutmuş. Her bir binanın kitabesine ve haziresindeki mezar taşlarının metinlerine kadar yer veriyor. Bir miras taksimi yapılır ya... Sanki İstanbul için bunu Revnakoğlu yapmıştır. O, eski İstanbul’un son fotoğrafını çekti.

ARŞİVİNDEKİ BİRÇOK ŞEY TAZE
∂ İstanbul hakkında yazılan çok eser mevcut. Revnakoğlu’nun tuttuğu notları özel kılan şey nedir?
İstanbul hakkında yazılan kitaplar modern zamanda masa başında, eski yazılardan bir toplama şeklinde olur. Revnakoğlu ise o eski kaynağın kendisiydi. Eski İstanbul’u görerek, içeriden kaleme almıştı notlarını. Geçmişten bize seslenen adamdı... ‘Revnakoğlu’nun İstanbul’u eserinde ise çok şey yenidir.

∂ Kendisi enteresan bir şahsiyet ve enteresan bir ailesi var. Koyu İttihatçı bir baba ile Osmanlı Sarayı’yla irtibatı olan bir annenin evladı...
Revnakoğlu cemiyete bakarken siyasi ve ideolojik davranmamış. Ali Haydar Efendi’nin yanında da oturup kalkmış, Küçük Hüseyin Efendi’nin de... Revnakoğlu için tek değer, tarihe ve kültüre hürmetti.

Etem Çalışkan: Hitler ressam kalsa milyonlar ölmezdi Etem Çalışkan: Hitler ressam kalsa milyonlar ölmezdi Sanatın önemine değinen Etem Çalışkan “Malumunuz Hitler de resim yapıyordu. Eğer Hitler ressam olarak kalsaydı, belki de II. Dünya Savaşı yaşanmayacaktı” diyor.