MURAT ÖZTEKİN

KURYE
Rüzgâr ‘soğuk’ esiyor!

ABD ile Rusya arasında 1947’den 1990’lara kadar devam eden soğuk savaş, değişik coğrafyalarda farklı gerilimlere yol açsa da, bazı “artılara” da sebep oldu. Amansız rekabet, sinemanın casusluk türüne de hatırı sayılır bir hikâye kaynağı sağladı. Janrın en popüler serisi James Bond, başlı başına bir “Soğuk Savaş” çocuğuydu mesela… Dahası “Casuslar Köprüsü”, “Köstebek”, “Ajan Salt” ve “Elveda” gibi hafızalara kazınan filmler ortaya çıktı… Her ne kadar artık dünya, başka bir kutuplaşmaya doğru ilerlese de, sosyalist ve kapitalist cephenin eski defterlerinden yeni filmler çıkmaya devam ediyor.

ESKİ HADİSEDEN HİKÂYELER
James Bond filmlerinin sonuncusu “Ölmek İçin Zaman Yok” geçen hafta sinemalara misafir olmaya başlamışken başka bir ajan filmi bugün vizyona giriyor. Yönetmenliğini Dominic Cooke’un yaptığı “Kurye” (The Courier) ‘Küba Krizi’nin hemen öncesinde Ruslara karşı yapılan bir espiyonaj oyununun içerisine dâhil olan sıradan iş adamı Greville Wynne’in gerçek hikâyesini merkezine alıyor. Filmde başrolleri Benedict Cumberbatch, Merab Ninidze, Rachel Brosnahan, Jessie Buckley ve Vladimir Chuprikov gibi isimler paylaşıyor.

HAVADAN DAHA SOĞUK
Hikâye politik atmosferin havadan daha soğuk olduğu 1960’ların Moskova’sında, Sovyet Askerî İstihbaratından Oleg Penkovsky’nin, Amerikan turistlerin eline zarf sıkıştırmasıyla başlıyor. Oleg, tanımadığı iki gence “Lütfen, bunu elçiliğinize götürün. Hayati önem taşıyor” diyor. Zarfın içerisindekiler CIA’e ulaşınca alarm zilleri çalıyor. Zira Sovyetler, nükleer faaliyetlerini ilerletmiş ve Rus lider Kruşçev, bir felakete sebep olmak üzere...  CIA ise, İngiliz istihbaratından yardım istiyor. MI6 de Doğu Avrupa ülkeleriyle ticaret yapan Greville Wynne adlı iş adamını, kendilerine ulaşan Rus istihbaratçıyla irtibat kurması için ikna ediyor. Paranın peşindeki bu adam, bir anda bütün dünyayı sarsan Küba’daki füze krizinin başaktörlerinden biri oluyor.

İKNA EDİCİ DEĞİL
ABD ile Sovyetler arasındaki mücadeleye, benzerlerine nispeten daha objektif ve ciddi yaklaşılan “Kurye”de, Sovyetlerdeki “eşitler arasında daha eşit” olma durumlarını silik de olsa görebiliyoruz. Buna rağmen eserde, kendini büyük bir tehlikeye atan Rus istihbaratçının motivasyonu, ikna edici bir şekilde tasvir edilemiyor. Benzer casusluk dramlarından bariz bir şekilde sıyrılamayan film, hem barındırdığı klişeler hem de maksada hizmet etmeyen yan hikâyeleriyle yeterince tesirli olamıyor. Ama yine de filmde uçak sahnesi gibi gerilimin yükseldiği anlar yakalanıyor. Eserdeki oyunculuklar da başta Benedict Cumberbatch’inki olmak üzere ortalamanın üzerine çıkıyor…
Hasılı, filmografisi zayıf bir yönetmenin elinde potansiyelinin altında bir esere dönüşen “Kurye” vasat (ortalama) bir casusluk gerilimi olarak hafızalarda silik şekilde yer ediniyor.

YENİLİKÇİ KORKU
Sansür içinde sansür

İngiliz yönetmen Prano Bailey-Bond’un “Sansür” (Censor) adlı eseri vizyonun en çarpıcı korku filmlerinden biri... Sansür heyetinden bir kadının başından geçenlere odaklanılan eser, kendine has bir gerilim ve korku vadediyor. Niamh Algar, Michael Smiley, Nicholas Burns ve Vincent Franklin gibi isimlerin rol aldığı filmde geçen hikâye şöyle: 1980’lerde virüs gibi yayılan “slasher video” filmlerindeki sert kısımları makaslamakla vazifeli Enid, bir filme onay verir. Ancak eserde geçen yöntemle korkunç cinayetler işlenmeye başlar. Bu durum karşısında şoka giren Enid, kontrol için önüne gelen filmlerde kendi geçmişiyle bağlantılı korkunç sekanslar görür. Zira kendisi küçükken kız kardeşinin kaybolmasıyla yaşadığı travmayı hafızasının derinliklerinde hep saklamıştır.

Onun kendisini “sansürlemesi” ile yaptığı işi özdeşleştirerek ilerleyen filmdeki hikâye, oldukça “karanlık” bir yere evrilir...1980’lerin sinematografisine sahip eserde, David Lynch ve Quentin Tarantino gibi yönetmenlerden izler bulmak mümkün. Oldukça rahatsız edici aşırı sekanslar barındıran “Sansür” herkese tavsiye edilecek bir film değil.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ “Peter Rabbit: Kaçak Tavşan”
¥“Paranormal Hikâyeler”
¥“Hakikat: Şeyh Bedreddin”
¥“Defin-Ecin Zulman”
¥“Sinsi”

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥“Âkif” 60 bin 716
¥“Ölmek İçin Zaman Yok” 60 bin 455
¥“Patron Bebek 2” 33 bin 795
¥“Luka” 14 bin 677
¥“Nefesini Tut 2” 13 bin 99

Sinemada bu hafta | 24 Eylül Sinemada bu hafta | 24 Eylül Yönetmenliğini Sadullah Şentürk’ün üstlendiği “Akif” filminde, Ersoy’un Ankara Hareketi’ne verdiği desteklere odaklanılıyor ve şairin tartışmalı taraflarına yer verilmiyor.
Sinemada bu hafta | 17 Eylül Sinemada bu hafta | 17 Eylül Anthony Hopkins’e “En İyi Erkek Oyuncu” Oscar’ını kazandıran “Baba”; bunamaya başlayan bir adamın dramına seyirciyi ortak ediyor. Tiyatro oyunu tadındaki eser, kuvvetli performanslara sahne oluyor...