MURAT ÖZTEKİN

Sultan Abdülhamid, atlara âşık bir padişahtır. Daha şehzadeliğinde çiftliklerinde at besler, atla ava çıkar ve tahta geçtiğinde de at merakını Yıldız Sarayı'nda devam ettirir. Onun en sevdiği at ise Ferhan’dır. Bağdat’ta bir çatışmada vurulan sahibini ağzıyla çekerek ölümden kurtaran bu hayvanın namı Yıldız’a kadar ulaşır. Padişah alaka gösterince bunu bir lütuf olarak gören sahibi, atı Abdülhamid Han’a hediye eder. Sultan’a sadık olan at, onu her gördüğünde başını eğer ve kişner. Bu beyaz küheylan, sarayda da çok sevilir ve ona has kapısı at nalı şeklinde dizayn edilen bir ahırda kalır. Dahası, Yıldız’ın at ahırları yıllarca “Ferhan Ahırları” olarak anılır... 

Sultan Abdülhamid’in atı ‘Ferhan’

KİTAP SANATLARININ MERKEZİ

İşte adını bu namlı attan alan Yıldız Sarayı’ndaki “Ferhan Ahırları”, şimdilerde Millî Sarayların, sanat ve restorasyon merkezi olarak kullanılıyor. 2004 yılında ahırlardan birinde Cahide Keskiner’in teşebbüsleriyle açılan Klasik Türk Sanatları Merkezinde tarihle iç içe; hat, tezhip, minyatür, ebru ve cilt gibi geleneksel sanatlar yaşatılıyor. Merkezde ders veren hocalar arasında ise müzehhibe Nilüfer Kurfeyz, ebrucu Hikmet Barutçugil, minyatür sanatçısı Cihangir Aşurov ve hattat Fatih Özkafa gibi önemli sanatçılar yer alıyor. Klasik Türk Sanatları Merkezinde hocaların ve talebelerinin ortaya çıkardığı eserler ise bugünlerde “Geleceğe Miras” sergisi ile Dolmabahçe Sanat Galerisinde sanatseverlerle buluşuyor. 

SARAYIN RUHUNA UYGUN

Biz de yağmurlu bir İstanbul sabahında, Yıldız Sarayı’nda bulunan atölyeleri ziyaret ediyoruz. İdarecisi olduğu Klasik Türk Sanatları Merkezini anlatan sanatçı Nilüfer Kurfeyz “Burası, Saray’ın ruhuna uygun olarak bütün kitap sanatlarının öğrenilip icra edildiği bir yer. Hat, tezhip, minyatür, ebru ve klasik cildin yanında Osmanlı Türkçesi de öğretiyoruz. Ömrü boyunca sanatını bırakmayacak olan talebeleri seçmeye çalışıyoruz. Zira özellikle hat ve tezhip, ömürlük sanatlar” diyor. 

HARİKULADE BİR HİS 

Yıldız Sarayı içerisinde ananevi sanatları icra etmenin duygusal tarafı olduğunu söyleyen Kurfeyz “Saray ortamında sanat yapmak harikulade bir his. Çünkü o ruhu yaşıyorsunuz. Bulunulan yerler de ilham veriyor. Daha evvel geleneksel sanatlarımızı Tataristan’da sergiyle tanıttık, TBMM’de sergiler açtık. Şimdi eserlerimizi Dolmabahçe Sanat Galerisinde sergiliyoruz” şeklinde konuşuyor.

Türkiye’de uzun yıllar geleneksel sanatların peşin hükümler ve baskılar altında yapıldığını vurgulayan Kurfeyz “Eskiden sergi açmak bile çok büyük bir hadiseydi. 1990’larda popülarite başladı, 2000’lerden sonra durum tamamen değişti. Farklı ideolojilerden insanların, geleneksel sanatlara dair ön yargıları kırıldı” diyor. Buna rağmen ananevi sanatların bugünlerde farklı problemler yaşadığını söyleyen Nilüfer Kurfeyz “Şimdiki öğrenciler ise ‘Bu sanatlar hep böyle canlıydı’ gibi algılara sahip. Mesela klasiği tekrar gibi görüyorlar, imza ön plana geçtiği için devamlı farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Akademilerde geleneksel sanat öğrenen genç sanatçılar, resim ve heykele öykünüyor. Biz ise burada klasik ruhun devam ettirilmesi için çalışıyoruz. Bu ruh olmazsa geriye hiçbir şeyin kalmayacağına inanıyoruz. Biz de yenilikler yapıyoruz ama bir pergel misali ayağımızı geleneklerden çekmiyoruz” diye anlatıyor.

Klasik Türk Sanatları Merkezinde üretilen 102 eserin yer aldığı “Geleceğe Miras” sergisi, 15 Kasım’a kadar Dolmabahçe Sanat Galerisinde görülebilecek.

ÜNVER'İN EMEKLERİ BOŞA GİTMEDİ

Merkezin dolaylı olarak meşhur sanatçı Süheyl Ünver’in emeklerinin mahsulü olduğunu kaydeden Nilüfer Kurfeyz “Babamın arkadaşı olan Süheyl Ünver’le Kalamış’ta aynı apartmanda oturuyorduk. Onun çalışmalarına ve akşam sohbetlerine şahit oldum. Kendisi bu işlerin küçük yaşlarda başladığını dile getirirdi. Ben de 15 yaşından itibaren onun Kadıköy yakasındaki tezhip derslerine devam ettim. Bahariye’de halk eğitim merkezinde ona ayrılmış bir bölümde dersler veriyordu. Semih İrteş, Günseli Kato, Nusret Çolpan ve Cahide Keskiner gibi sanatçılar hep onun yanındaydı. Klasik sanatların ustaları onun atölyesinden geçti” diye konuşuyor.

Klasik Türk Sanatları Merkezinin hocalarından hattat Fatih Özkafa ise “Uzun bir suskunluk döneminden sonra klasik sanatlar son on beş yirmi senedir neşvünema buldu. Ancak geleneksel sanatlarda tanıtım noktasında ideal seviyede değiliz. Çok ciddi galeri çalışmalarına ihtiyaç var. Çok iyi eser ile iyi eser arasında fark görünmüyor. Bu sebeple usta sanatçılar mağdur oluyor” diyor. 

'Gagalı testi' Anadolu'ya geri döndü 'Gagalı testi' Anadolu'ya geri döndü Hattiler dönemine ait olan ve Türkiye'ye iade edilen yaklaşık 4250 yıllık altın gaga ağızlı testi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor.

‘Yüzleşme’ye  çağıran sergi ‘Yüzleşme’ye çağıran sergi Pera Müzesinin yeni sergisi “Yüzleşme”, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrenci ve mezunlarının eserlerini bir araya getiriyor.