MURAT ÖZTEKİN

‘KING’S MAN’ BU DEFA ÇOK CİDDİ
Nereden çıktınız siz!

Gerçek dünyada olduğu gibi beyazperdede de espiyonajın “oyun kurucusu” İngilizlerdir... Köklü istihbarat gelenekleriyle bilinen bilinmeyen sayısız operasyona imza atarlar, sonra sinemada James Bond gibi karakterler meydana getirirler ve nihayetinde kendi yaptıkları filmleri yine kendileri tiye alırlar… Bakınız: “King’s Man”!
İlk defa 2015’te karşımıza çıkan “King’s Man” serisi, “Top Secret” ve “Ben Casus” gibi eserlerin yolundan giden bir ajan filmi parodisi mahiyetindeydi. Matthew Vaughn’un çektiği eser, oldukça gizli ve elit bir İngiliz istihbarat ajansında yaşananları merkezine alıyor; atıflar havada uçuşuyor, ergen bir mizahla her şey alaya alınıyor ve yoğun bir aksiyon sunuluyordu. Serinin ilk filmi olan “King’s Man: Gizli Servis” (2015) dağınık hayatından kurtulup ölen babası gibi gizli teşkilata dâhil olan Eggsy’nin çabalarını odağına alıyordu. İkinci film olan “King’s Man: Altın Halka”da (2017) ise hikâye ABD’ye uzanıyordu...


Usta oyuncu Ralph Fiennes, Dük Orlando Oxford’u canlandırıyor.

KİM BU KINGSMAN’LAR!
Şimdi yine Vaughn’un yönetmenliğinde serinin üçüncü filmi “The King’s Man: Başlangıç” karşımızda… Oyuncu kadrosunda  Ralph Fiennes, Harris Dickinson, Djimon Hounsou, Tom Hollander ve Gemma Arterton gibi isimlerin olduğu filmde -sık sık karşılaştığımız ticari bir refleksle- hikâyenin mazisine gidiliyor; “Nereden çıktı bu Kingsman’lar?” sualine cevap aranıyor. Tabii, mevzu ders kitaplarından zihnimize kazınan o meşhur “Avusturya Macaristan Veliahdı’nın bir Sırp tarafından öldürülmesi” gibi bir dizi meseleye uzanıyor…

PİŞMAN SÖMÜRGECİ!
Hikâye, Boer Savaşı’nda esnasında bir İngiliz esir kampından açılıyor. Vakti zamanında İngiliz sömürgelerinde çok can yakan Oxford Dükü Orlando Oxford (Fiennes), bundan pişman olup karısı Emily ile birlikte kendini Kızılhaç’ın işlerine adamıştır. Kampta Komtan Kitchener’la görüşürken bir saldırı vuku bulur ve eşi orada vurulur. Kadıncağız, son anlarında Dük’ten oğlu Conrad’ı (Dickinson) savaştan uzak tutmasını ister. Derken yıllar geçer; Conrad büyümüştür ama İngiliz Dük, onu hâlâ “kız gibi” korumaktadır. Ancak komplo teorilerindeki gizli bir grup I. Dünya Savaşı’nı başlatmak için düğmeye basar. Akraba olan Rus, İngiliz ve Alman hükümdarları arasında bir gerilim başlamak üzeredir. Hâl böyle olunca İngiliz Dük, oğlunu kendi gizli teşkilatıyla tanıştırmak durumunda kalır...

ÇOK DAHA CİDDİ
Aksiyon ve mizah dolu “King’s Man” serisinin köklerine yolculuk yaptığımız bu üçüncü film, daha ciddi bir şekilde karşımıza geliyor. Eserin kendine has mizahı, yerini zayıf espriler ve tatsız ajitasyona bırakmış görünüyor. Ama yine de garip bir alaycılıkla işlenmiş kısımlar da var. Mesela çizilen alternatif tarihe göre I. Dünya Harbi ve öncesinde yaşanan gelişmeler gizli bir örgüt tarafından işlenmiştir. Franz Ferdinand’ı öldürüp büyük harbi başlatan ve Lenin ile Stalin’i dünyanın başına bela eden “İlluminati” benzeri o “karikatürize” teşkilattır! Acaba komplo teorileri doğru mu?
Öte yandan yönetmen Matthew Vaughn, sanki filmin ne olacağına karar verememiş gibi. Bir kısmı savaş diyor, diğer kısmı alaycı aksiyon... Mesela oğul Conrad’ın cephede olduğu kısım, “1917”den alınmış gibi duruyor.  Eserdeki en hareketli anlar ise baba oğulun tehlikeli Rus Rasputin’i ziyaret ettiği sahnelerde meydana geliyor. Kafkas dansları ile bütünleşen dövüş koreografisi tesirli oluyor.

İNGİLİZ BAKIŞI
Filmin ideolojik tarafına da yine muhafazakâr İngiliz bakış açısı hâkim. İngiliz sömürgeciliğine kısa ve klişe tenkitler yapılsa da Anglosakson gelenekleri yüceltilip, onların I. Dünya Savaşı’ndaki “ulvi” rolleri göklere çıkarılıyor…
Hasılı King’s Man, bu son halkasında o eski tadı vermiyor ve “Niye açıldı bu eski defterler!” demekten kendimizi alamıyoruz.  Ancak anlaşılan o ki yapımcılar pek öyle düşünmüyor. Zira yeni “King’s Man” yolda…

'KAHRAMAN' KİM?
Oscar’lı yönetmen Asghar Farhadi, sıradan insanların hayatlarından, sıra dışı hikâyeler çıkarmakta mahir ve bakış açıları Batı’da takdir gören bir yönetmen… Kendi ülkesinden hikâyeler anlattığı “Satıcı” ve “Bir Ayrılık” eserleri ses getiren Farhadi, İspanya’da geçen ve kötü eleştirilen alan “Herkes Biliyor”dan sonra çareyi İran’a tekrar dönmekte buldu. Amir Jadidi, Mohsen Tanabandeh ve Sahar Goldust gibi oyuncuları bir araya getiren “Kahraman” adlı film, borçları yüzünden hapse atılan bir adamın yaşadığı girift hadiseleri merkezine alıyor.

Rahim, izinli olarak hapisten dışarıya çıktığında borcunu ödemek için yol aramaya koyulur. Zira onu seven kadında bir miktar buluntu altın vardır. Ancak genç adam, altınları alacaklısının şikâyetini geri çekmesi için kullanacakken bundan vazgeçip sahibine iade eder ve medya tarafından kahraman ilan edilir. Fakat durum çok kısa müddet içerisinde değişecektir...

KARMAŞIK HİKÂYE…
Yönetmen Farhadi, borç mefhumunu yine bir ahlaki dilemmaya dönüştürüyor. Bu sebeple karakterler büyük bir gri sahada siyah ve beyaz arasında gidip geliyor. Tabii bu esnada oldukça realist oyunculuk performansları seyrediyoruz. Farhadi, hikâyeyi gereksiz bir şekilde çok fazla dallandırıp budaklandırırken, merak duygusunu canlı tutmayı başarıyor. Yönetmen kendi ülkesindeki bürokratik sisteme ölçülü tenkitler yönelttiği gibi, medya ve sosyal medya üzerinden hüküm vermenin kırılganlığına dair de mesajlar veriyor... “Kahraman” geçtiğimiz yıl Cannes’da jüri büyük ödülüne layık görülmüştü...

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
>
“Licorice Pizza”
> “Aslan Hürkuş Kayıp Elmas”
> “Nalan”
> “Canım Dayım”
> “Lübbey’in Laneti”

EN ÇOK SEYREDİLENLER
> “Kesişme - İyi ki Varsın Eren” 190 bin 387
> “Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok” 185 bin 603
> “The Matrix Resurrections” 64 bin 553
> “Aykut Enişte 2” 52 bin 148
*31 Aralık 2021- 2 Ocak 2022 sayıları

Sinemada bu hafta | 31 Aralık Sinemada bu hafta | 31 Aralık Trabzon Maçka’da PKK’lı teröristlerle Mehmetçiğin girdiği çatışmada dört sene evvel şehit olan Eren Bülbül’ün kısa hayat hikâyesi film oldu…
Sinemada bu hafta | 24 Aralık Sinemada bu hafta | 24 Aralık Yıllar evvel işlediği temalar şimdilerde gerçek olmaya başlayan Matrix efsanesi, yeniden doğdu… Lana Wachowski’nin tek başına çektiği film, uyandırdığı heyecana rağmen nostalji ile romantizm arasında sıkışıyor.