Murat Öztekin - KONYA

Nacer Khemir, genç yaşta aldığı bursla Tunus’tan Paris’e gidip kendini sanata ve sinemaya adadı. Kısmen Batılı bakış açı- sına sahip olsa da Doğu’nun kültürel ögelerini ve tasavvufi unsurları sinema filmlerine taşıdı. “Bab’Aziz”, “Looking for Muhyiddin” ve “Whispering Sands” gibi filmleriyle dikkat çekti. Yönetmen Khemir, Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği Sufi Sinema Günleri’ne misafir oldu. Biz de kendisiyle dün sona eren film günleri vesilesiyle Konya’da buluşup, sinema üzerine sohbet etme fırsatı bulduk.

> Eserlerinizde tasavvufa yoğun bir vurgu var. Bunun arka planı çocukluğunuza kadar uzanıyor mu?

Kesinlikle benim çocukluğuma dayanıyor. Çocukken büyükannem her perşembe ben dâhil bütün torunlarını alarak dağdaki bir tasavvuf büyüğünün türbesine giderdi. Orada dualar ederdik. Türbeye her çıktığımda yeniden doğmuş gibi hissederdim. Âdeta orada hayat enerjimin kaynağını bulurdum. Çünkü tasavvuf dünyanın güzelliklerini keşfetmenin bir yolu. Her şeyin estetik boyutu.

>  Sinema kariyerinize başlamanızda bu hislerinizin ne gibi tesiri oldu?

Öncelikle film yapmayı bir kariyer olarak görmedim. Dünyayı değiştirmek istiyordum. Daha güzel, daha mutlu bir yer olmalı diye düşünüyordum. Dolayısıyla para kazanma endişem hiç olmadı.

> Peki, nasıl bir yol çizdiniz kendinize?

Sinema endüstrisi bize model olarak Hollywood’u dayatıyor. Ancak ben sinemada hikâye anlatmanın farklı yolu olduğunu düşünüyorum. Filmlerimde kan, şiddet ve aksiyon gibi sansasyon unsurları yer almıyor. Seyirciyi heyecanlandırmak değil, kalplerine döndürmek istiyorum.

Khemir, yeni kaleme aldığı 'Aşk' adlı eserini Türk okuyucularla da buluşturmak istiyor.

“PARAYA TAPIYORLAR!”

> Avrupa ve Fransız sinemasına manevi, metafizik eksiklikler var mı?

Bu benim değil, Fransızların problemi. Bütün ruhsal boşluklar aslında paradan kaynaklanıyor. Para âdeta bazı ülkelerin “tanrısı” olmuş durumda. Hâl böyle olunca her şeyi yapabiliyorlar.

HİKÂYE ANLATMANIN USTASI BİZİZ

> Peki, bugün sinemada bir değişime ihtiyaç var mı?

Sinema, Batı’da doğmuş bir sanat. Filmlerle Batı’da bir model ortaya koydular. Biz Batı’ya sinemada hikâye anlatmanın başka bir yolu olduğunu göstermeliyiz. Doğu’nun bu önermesi, Batı’ya bir şeyler vermesi yeni değil. Bu aslında “Binbir Gece Masalları” ile başladı. Hikâye anlatmanın ustası biziz. Bunu filmlerle de yapabiliriz. Tasavvufta ise hissetmekle alakalı çok mühim bir şey var. Bu sinemada çok nadir görülüyor.

> Peki, kuralsız bir tasavvuf anlayışı mümkün mü?

İnsanoğlunun iki şeye ihtiyacı var: Arzular ve kanunlar... İnsanlar bu iki ayakla yürüyebilirler. Eğer bu ikisinden biri yoksa doğru yürüyemezsiniz.

BATILI FESTİVALLER FİLMLERİMİ GÖSTERMİYOR

> Filmlerinizi yaparken Batı’da istediğiniz desteği bulabiliyor musunuz?

Hayır bulamıyorum. Bir örnek vereyim: Batı’da bir senaryoyu ortaya koyduğumda senaryomu değil senaryoda görmek istediklerini görüyorlar. Tasavvufa dair çektiğim “Bab’Aziz” filmimi Fransa’da çocuk kategorisine koydular. Bu büyük bir çelişki. Aşk Batılılar için önemli değil. Onlar için oyun gibi bir şey... Tasavvuf ise aşkın kalbi... Bu yüzden bir “Aşk”adlı yeni bir kitap yazdım. Lisanım olan Arapçada aşkı ifade eden 60 tane farklı kelimeyi anlattım.

> Batı’daki festivallerin bakışı da aynı mı?

Mesela “Bab’Aziz” filmim Batı’daki hiçbir festivalde gösterilmedi. Çünkü onlar benim eserlerimi farklı görüyor ve İslam onların bakış açılarına uymuyor. Ben detam olarak bu yüzden film yapıyorum!

> Burası büyük sufi Hazreti Mevlâna’nın toprakları... Bu size ne düşündürüyor?

Biliyorsunuz ABD’de en çok satılan kitaplardan biri Mevlâna’nın Mesnevi’si. Buraya gelip, Mevlâna’yı görmekten çok mutluyum. Sufi Sinema Günleri ile derin uykudan uyanıp, kendi kültürümüzü tekrar dünyaya gösterdiğimiz için de sevinçliyim.

RESSAM OLDUĞUM İÇİN FİLMLERİM FARKLI

Aynı zamanda bir ressam olan Nacer Khemir, “Ülkem olan Tunus’ta insanlar her çeşit zanaatla ilgileniyor ve tıpkı zikreder gibi iş yapıyorlar. Ham materyali alıp bir şeyleri yansıtan yüzeyler elde ediyorlar. Aslında zanaatla kalplerini parlatıyorlar. Ben de yazı yazıp, çizim yaparken aynı hislerle hareket ediyorum. Filmlerimin farklı olmasının sebebi biraz da ressam kişiliğimde yatıyor” diyor.

Sinemada bu hafta: Kafamda bir tuhaflık Sinemada bu hafta: Kafamda bir tuhaflık Yönetmen Martin Campbell “Geçmişe Dönüş” filminde, aktör Liam Neeson’ı hafızası problemli bir suikastçı olarak karanlık ve karmaşık bir hikâyenin içine çekiyor...
Sinemada yabancı film hâkimiyeti Sinemada yabancı film hâkimiyeti Pandemi dönemindeki mecburi kapanmalar ve artan dijitalleşme yerli sinemaya büyük zarar verdi.