MURAT ÖZTEKİN

Osmanlıda müzeciliğin hikâyesi enteresandır. Her ne kadar “müze” kelimesini kullanmak için çok erkense de, Fatih Sultan Mehmed, Topkapı Sarayı bahçesinde eski Bizans eserlerini toplamıştır. 19. asra gelindiğinde ise Batılı kaçakçılardan iyice yorulan Osmanlılar, yeni adımlar atmak durumundadırlar. Sultan Abdülmecid devrinde antika eserler İstanbul’a taşınmaya başlar ve Aya İrini’de “Müze-i Hümâyun” adıyla ilk müze açılır. Dahası koruma kanunları çıkarılıp Shliemann’ın Atina’ya kaçırdığı Truva Hazinelerinin peşine düşülür. Fakat İstanbul’da toplanan tarihî eserler Aya İrini’ye sığmamaya başlayınca, Gülhane’deki Çinili Köşk müze binası yapılır. Müdürü artık meşhur ressam Osman Hamdi Bey’dir. Mekânın ilk kazısı 1883 yılında Nemrut Dağı’nda yapılır; sonra Lübnan’ın Sayda şehrinde lahitler keşfedildiği haberi payitahta ulaşır. Sultan Abdülhamid, Osman Hamdi Bey’i bu kazıları yürütmek için vazifelendirir. İskender, Ağlayan Kadınlar, Satrap… Önemli ve ağır lahitler iki ay gibi kısa bir zamanda topraktan çıkarılıp, gemilere yüklenerek İstanbul’a taşınır.

ESERLER BİNAYA SIĞMAYINCA

Kazı, Batı’da çok ses getirmiştir. Ancak artık ahşap perdelerin arkasına saklanan kıymetli eserler için büyük bir “çatı” lazımdır. Vazifelendirilen mimar Valaury, Ağlayan Kadınlar Lahdinden ilham alarak Gülhane’nin yanındaki binayı tamamlar, girişteki “Müze-i Hümâyun” yazısının üzerine Sultan Abdülhamid’in tuğrası işlenir ve 13 Haziran 1891’da kapılar açılır. Sonradan adı İstanbul Arkeoloji Müzeleri olan Türkiye’nin ilk müze binası işte böyle doğar... Müzenin tarihî klasik binası bugünlerde ise teknolojiyle yenilenmiş hâliyle ziyaretçilerine göz kırpıyor. Anadolu’dan Kuzey Afrika’ya, Mezopotamya’dan Arap Yarımadası’na kadar uzanan geniş Osmanlı İmparatorluğu’ndan eserleri bir araya getiren müzede, 10 senelik bir yenileme çalışmasının ardından teknolojik teşhirlerin de yardımıyla “zaman yolculuğuna” çıkılıyor.

ŞAŞAA VE ACI HAKİKAT BİR ARADA

Eski mezar geleneklerini anlatan lahitler, heykeltıraşlığın en ileri örnekleri, sikkeler, hazineler ve diğerleri... Şaşaalı hayatların nesneleri ile kaçınılmaz ölümün lahitleri, burada cem oluyor. Eski Şark Bölümü kapalı olsa da üç müzeden oluşan mekânın bir milyonu aşkın koleksiyonu var. Ancak sadece 10 civarında arkeolojik eser sergileniyor. Bütün bunlar eski imparatorluk coğrafyasının ne denli büyük bir kültürel çeşitlilik üzerinde yer aldığını da gözler önüne seriyor.

TEKNOLOJİYLE YENİLENDİ

Sorularımızı cevaplayarak müzede yapılan yenilikleri anlatan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Rahmi Asal “2012 başlayan çalışmalar son buldu. Klasik müzemizin kuzey kanadı hariç geriye kalan bütün alanları yenilendi. Güçlendirme, restorasyon ve yeni teşhirler yapıldı. Bazı teknolojik sergilemeler de eklendi. Beş bin yeni eser de teşhir edilmeye başladı. Mesela Hazine Salonunda yeni sergilenen Bergama’dan gelen Kral Tacı oldukça dikkat çekici. Yine Efes’te bulunan figürün grubu da çarpıcı yeni teşhir eserlerinden” diye konuşuyor. Osmanlının ilk müze binasına sahip İstanbul Arkeoloji Müzeleri yenilendi ve beş bin yeni eser sergilenmeye başladı. Müze Müdürü Rahmi Asal “Burası âdeta Osmanlı coğrafyasının kültürel olarak vücut bulmuş hâli” diyor.

MÜCADELEYLE KURULDU

İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenen eserlerin önemine dikkat çeken Rahmi Asal “Bir zamanlar Osmanlı sınırları içerisinde kalan coğrafyanın kültür birikimi müzemizde açığa çıkıyor. Burası âdeta Osmanlının kültürel olarak vücut bulmuş hâli… Müzemizin tamamı yasal bir safhayla ve mücadeleler sonucunda oluşmuş. Osman Hamdi Bey gibi isimlerin emekleri var. Sıradan insanlar bile ‘Niçin bir yabancı bu taşı kaçırsın!’ şuuruyla hareket etmiş. Envanterimizde bir milyonu aşkın eser var ama etütlük parçamız sayısız. Müzemizin koleksiyonu da giderek genişliyor. Kazıların yanı sıra yurt dışından eserler de buraya geliyor. Malumunuz en son Sidamara Lahdi’nin Eros Başı geldi. Bunun dışında yılda 200’ün üzerinde kazı yapılıyor” diyor.


Bergama’da keşfedilen taç…


Müze yeni teknolojilerle donatıldı.


İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Rahmi Asal

Arkeologlardan tarihi keşif: Kazıdıkça altın sikke fışkırdı Arkeologlardan tarihi keşif: Kazıdıkça altın sikke fışkırdı Arkeologlardan tarihi keşif. Birleşik Krallık’ın Aylesbury kentinin yakınlarında yapılan kazı çalışmasında bir Roma kasabası keşfedildi. Yapılan kazıda arkeologlar, binlerce iskelet, zarlar, kavanozlar, altın sikkeler ve broşlar buldu. Aynı zamanda gıda mayalamaya dair kanıtlarda ortaya çıkarıldı.
Arkeolojik alanlarda sevindirici  keşifler Arkeolojik alanlarda sevindirici keşifler Yaz döneminde hız kazanan ören yerleri ve antik şehirlerdeki arkeolojik kazılardan müjdeli haberler geliyor...