Kısa süre önce KKTC'nin tanınması yönünde kampanya başlatan Azerbaycan merkezli haber ağı The Great Middle East, KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile bir mülakat gerçekleştirdi. İsviçre'de başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs görüşmelerine dair önemli değerlendirmelerde bulunan Bakan, Rum tarafının tutumuna tepki göstererek, "Büyük Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkü, yoluna kader birliği yaptığı Ana vatan Türkiye ile devam edecektir." dedi.

Bakan Erturuloğlu'nun Rusça ve İngilizce yayınlanan açıklamalarının Türkçe'si ilk kez Türkiye gazetesinde yer buldu! İşte o mülakat;

İsviçre’de sonuçsuz biten görüşmelerden sonra, kimi siyasiler ve uzmanlar bir daha böyle bir müzakere zemini olmayacağını beyan ettiler. Sizin bu konuda görüşünüz nedir? Gerçekten Kıbrıs’ta çözüm meselesi rafa mı kalktı?

"KIBRIS'A BARIŞ TÜRKİYE İLE GELDİ"

Maalesef, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hala 1963'teki noktadayız. 1960 yılında bir ortaklık cumhuriyeti olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türklerini hiçbir zaman ortak olarak görmedikleri için yalnızca 3 yıl yaşayabilmiştir. Kıbrıs Rumları, Kıbrıs Türk ortaklarını silah zoruyla önce devletten atmışlar, sonra da insanlık dışı koşullarda kuşatma altında yaşamaya mahkum ederek yurtdışına kaçmaya zorlamışlar, 11 yıl sonra hala adada kalanları da 1974 yılında topyekün katlederek yok etmeye çalışmışlardır. Kıbrıs Türkleri, Türkiye’nin 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmalarından kaynaklanan hakkını kullanarak Kıbrıs’a gerçekleştirdiği müdahale sayesinde kurtulmuş ve adaya fiili olarak barış bu tarihte gelmiştir.

Kıbrıs’ta sürdürülebilir ve tarafların haklarını gözeten bir anlaşma sağlamak amacıyla 1968 yılında başlayan görüşmeler bugüne kadar devam etmiştir. Neredeyse 50 yıldır sürdürülen bu görüşmeler, 12 Ocak 2017 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanan 1. Kıbrıs Konferansı ve 28 Haziran – 7 Temmuz 2017 tarihlerinde Crans Montana kasabasında toplanan 2. Kıbrıs Konferansı ile son bulmuştur. Alışılageldiği üzere, Kıbrıs Konferansları da Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile güç paylaşımına dayalı siyasi eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurulması yönünde irade ortaya koyamaması nedeniyle başarısız olmuştur. Esasen bu sonuç sürpriz olmamıştır. 

"RUMLAR 1963 ANLAYIŞINI KORUYOR"

Bugün geldiğimiz noktada, Kıbrıs Rumlarının hala 1963 yılındaki anlayışı koruduğuna bir kez daha şahit oluyoruz. Kıbrıs Rum tarafı 1963 yılında tek başına gasp ettiği sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki hakimiyetini sürdürmek, hatta bunu tüm adaya yayma niyetinden maalesef vazgeçmemektedir. 

Birleşmiş Milletler İyi Niyet Misyonu çerçevesinde sürdürülen ve taraflar arasında iki-kesimli, iki-toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyonu öngören BM parametreleri temelinde bir uzlaşıyı hedefleyen süreç çökmüştür. Bugüne kadar bu yönde ortaya konulan tüm çabalar akim kalmıştır. Son deneme de başarısızlıkla sonuçlandığına göre, bu temelde bir anlaşmaya ulaşmanın mümkün olmayacağının anlaşılması gerekmektedir. Aynı yolları takip ederek farklı bir neticeye ulaşmayı beklemek gerçekle bağdaşmamaktadır. Hal böyle iken, BM İyi Niyet Misyonu ve BM parametreleri üzerinde ısrar etmenin anlamı bulunmamaktadır. Kıbrıs Türkü’nün kaybedecek bir 50 yılı daha yoktur. Bu dönemin, Kıbrıs konusunun Kıbrıs’taki iki halk ve iki Devletin iyi komşuluk ilişkileri içerisinde daha gerçekçi bir zeminde ele alınması için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğine inanıyorum.

Rum tarafı taleplerinden taviz vermezse, KKTC’nin buna karşı herhangi bir karşı talepte bulunma planı var mı?

"RUMLAR TÜRKLERİN EŞİT STATÜDE OLMASINA KARŞI ÇIKIYOR"

50 yıllık müzakere süreci, tarafların Kıbrıs konusundaki pozisyonları ve vizyonlarının taban tabana zıt olduğunu nihai bir şekilde ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk tarafı, adanın iki sahibinden biri olan bir halk olarak bütün samimiyetiyle eşit ortaklık zemininde bir uzlaşı ararken, Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs’ın bir Helen adası olduğu noktasından hareketle hakimiyetçi bir yaklaşım izlemiş, Kıbrıs Türk halkına eşit bir statü tanınmasına ısrarla karşı çıkmıştır. Rum tarafının bu yaklaşımının tarihi, hukuki ve siyasi açıdan yanlış olduğu ve bir temele dayandırılamayacağı açıktır. Crans-Montana sonrasında da Kıbrıs Rum tarafının tutumunda bir değişiklik beklenmemektedir.

"KARŞILIKLI SAYGI İÇERİSİNDE YAŞAMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ"

Coğrafya, Kıbrıs’taki iki eşit halkı, sorunlarına iyi komşuluk ilişkileri içinde karşılıklı anlayışa dayalı bir uzlaşı bulmaya zorlamaktadır. Bunu federasyon yoluyla sağlamaya yönelik girişimler başarıya ulaşamadığına göre, çabalarımızı iyi komşuluk ilişkileri temelinde, karşılıklı saygı ve yan yana barış içinde yaşamanın yollarını aramaya yönlendirmeliyiz. Bu hem bizim vizyonumuz hem de gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.

İsviçre’de görüşmeler sürerken, Rum tarafı bir dizi bilgiler medyaya servis etti. Aslında bu Rum yönetimi ve lobisinin yıllardır Türkiye ve KKTC’ye karşı sürdürdüğü, enformasyon savaşının bir parçasıdır. Buna karşı KKTC ve Türkiye’nin planı nedir?
 
"ANA VATAN TÜRKİYE İLE YOLA DEVAM EDECEĞİZ"

Kıbrıs Türkü alternatifsiz değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Ana vatan Türkiye ile istişarelerini sürdürmektedir. Bu görüşmelerin neticelenmesini müteakip izlenecek ortak yolda gerek Kıbrıs Türkü gerekse Türkiye’nin çıkarları gözetilerek çalışmalarımız sürecektir. Büyük Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkü yoluna kader birliği yaptığı Ana vatan Türkiye ile devam edecektir.

"RUMLAR TÜRKLERİ EMPOZE ETMEK İÇİN HER YOLU KULLANDI"

Kıbrıs Rum tarafı 50 yıllık müzakere süreci boyunca samimiyet ortaya koymamıştır. Kıbrıs Rum tarafı pozisyonunu güçlendirmek ve kendi çözüm parametrelerini Kıbrıs Türk tarafına empoze etmek için her türlü yolu kullanmaktan çekinmemiştir. Bu samimiyetsiz yaklaşımın artık tüm uluslararası toplum tarafından da görülmüş olması gerekir.

"KKTC'DEKİ HUZUR ORTAMI KIBRISLI RUMLARIN DA GELİŞMESİNİ SAĞLADI"

Son deneme, yeni bir dönem başlatmıştır. Kıbrıs’ta esasen herkes tarafından bilinen mevcut gerçekler dikkate alınarak geleceğin inşa edilmesi gerekmektedir. Kıbrıs adasında 1974 yılından bu yana barış ve huzur hüküm sürmektedir. Bu istikrar ortamı, Kıbrıslı Türklerin olduğu gibi Kıbrıslı Rumların da gelişmesini sağlamış, refahını artırmıştır. Adada iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet vardır. Bu istikrarın devamı, iki halkın da gelişmesini sürdürmesi için iki devletin yan yana barış içinde yaşamanın yollarını bulmalarından geçmektedir. İyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde birçok alanda işbirliği yapılabileceğini düşünüyoruz.

Hatırlarsanız Annan planı referanduma çıkarıldığında, o dönemde Avrupa Komisyonu’nun genişleme sürecinden sorumlu komiseri Günther Verheugen, Kıbrıs Türkleri için "izolasyonların kalkacağı" sözü vermişti. Fakat bu söz çabuk unutuldu. Şimdi Rum tarafının görüşmeleri de-facto sabote etmesinden sonra, bu vaadi AB’ye yeniden hatırlatmak gibi bir fikriniz var mı?

"AB'NİN SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMESİNİ BEKLİYORUZ"

Kıbrıs Rum tarafının masadaki samimiyetsizliğinin bir diğer göstergesi de müzakereler sürerken Kıbrıs Türk halkını her alanda dünyadan izole etme çabasıdır. Kıbrıs Türk halkı on yıllardır haksız bir şekilde uluslararası alanda kendisine karşı uygulanan gayri insani bir izolasyon ve sınırlama kampanyasına tabi tutulmuştur. Tüm adalet ve insan hakları normlarına aykırı bu izolasyon iki halk arasındaki ilişkilerin normalleşmesi önünde engel teşkil etmekte ve aradaki güven eksikliğini perçinlemektedir. Bu sınırlamaların ivedilikle kaldırılması konusunda uluslararası topluma büyük görev düşmektedir. Bu konuda genelde uluslararası toplumun ve özelde Avrupa Birliği’nin insani ve ahlaki sorumluluklarını daha fazla vakit geçirmeden yerine getirmesini bekliyoruz.