ZİYNETİ KOCABIYIK

Dünya Sağlık Örgütü’nün rakamlarına göre dünyada her yıl 17 milyon kişi kansere yakalanıyor. Sağlık Bakanlığı rakamları ise Türkiye’de bu sayının 160 bin civarında olduğunu söylüyor. Son yıllarda birbiri ardına geliştirilen başarılı ilaçlarla kanserin tıbbi tedavisinde sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Sadece kanser hücresini bulup öldüren akıllı ilaçlar, bağışıklık sistemini harekete geçiren immünoterapiler ve hücresel tedaviler, bazı kanser türlerinde tamamen iyileşme sağlarken bazılarında da hayatta kalma süresine önemli katkılarda bulunuyor. 

“BİLİNMEYEN IŞIN” TEDAVİ EDİYOR
Kanser tedavisinde sürekli olarak, ilaçlar ön plana çıkıyor. Ancak bulunduğunda ne olduğu anlaşılmadığı için “Bilinmeyen” anlamındaki X adı verilen ışınlarla yapılan radyoterapi, belki de tedavinin en etkili kahramanı. Radyoterapinin kanser tedavisindeki yerini konuşmak üzere kökleri 200 yıl öncesine uzanan Bezmiâlem Vakıf Hastanesi Tıp Fakültesinde Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Mayadağlı’yı ziyaret ettik. Prof. Dr. Mayadağlı, günde 100 hastanın cihaza girdiği merkezin yöneticisi… Bu İstanbul şartları için iyi bir rakam.  Hastane tarihî; ancak daracık koridorlardan ulaşılan bölümlerdeki teknoloji, uzay üssünü andırıyor.
Prof. Dr. Mayadağlı ile röportaj yapmak üzere odasına girdiğimizde karşısında biri hasta, üçü hasta yakını olmak üzere dört kişiyle sohbet eder hâlde buluyoruz. Bizi de içeri davet ediyor. Bir kenara ilişiyoruz. Prof. Dr. Mayadağlı dosyaları inceliyor ve karşısındaki yaşlı kadına “Her şey tertemiz görünüyor. İçin rahat olsun şimdi git, altı ay sonra kontrole gelirsin” diyor. Yaşlı teyze ve yakınlarının yüzü gülüyor… Mutlulukla odadan çıkıp gidiyorlar.

ETKİLİ VE GÜVENLİ
Onlar çıkarken bir başka aile giriyor içeri… Baba prostat kanseri. Eşi ve oğlu ve gelini ile oturuyorlar hocanın karşısına. Hepsi şimdi ne söyleyecek acaba diye endişeli. Endişeleri gözlerinden seslerindeki titremeden belli. Prof. Dr. Mayadağlı raporları inceliyor ve son derece sakin bir tonda “radyoterapi alacaksınız, hafta içi her gün geleceksiniz” diyor. Hasta yakınları da, biz de tam olarak bilmiyoruz bu radyoterapinin nasıl bir şey olduğunu. Aslında geçmiş dönemlerdeki hasta tecrübelerinden aklımızda bir şeyler var. Sanırım hastanın ve ailesinin de. Tümörü öldürmek için verilen ışının çevre dokularda yaptığı hasar, deri yanıkları, yani sevimsiz bir durum. Oysa Prof. Dr. Mayadağlı bunun artık son derece güvenli, kısa süren bir işlem olduğunu anlatıyor. Yanık yok, hasar yok. Malum önümüz bayram, seanslara ne zaman başlayabilecekleri konusundaki pazarlıklarını yaptıktan sonra hasta ve ailesi yine içleri rahat, yüzleri gülerek odadan çıkıp gidiyorlar…

HEDEF KANSER HÜCRESİ
Biz de hemen, kanser tedavisinde ışınların önemini ve ne için kullanıldığını soruyoruz Prof. Dr. Mayadağlı’ya… Prof. Dr. Mayadağlı, radyoterapinin amacının tümör dokusunun hayatını bitirmek olduğunu söylüyor.  “Eğer tümör çıkarılamıyorsa, lokal bir tedavi olarak radyoterapi kullanılır. Hedef X ışını vasıtasıyla tümörün kromozomlarını öldürerek, tümörlü dokunun çoğalmasını engellemek, tümörlü dokuyu kontrol altına almaktır. Cerrahinin yerine kullanılabildiği gibi ek tedavi olarak da kullanılır. Bazı tümörlerde cerrahi öncesi, bazılarında da cerrahi sonrası uygulanır. Mesela rektum tümörü ya da kalın bağırsağın tümörlerinde, yumuşak doku tümörlerinde cerrahiye hazırlama amacıyla, hastanın tümörünü küçültmek için yapılır. Bunun nüks ihtimali fazla ise kemiğe yapışmış çıkarılamıyorsa da ameliyattan önce tümörü ışınlıyoruz.  Tümör küçüldükten sonra da hastanın cerrahisini yapıyoruz” dedi.
 “En çok hangi tümörlerde kullanılıyor?” diye sorduğumuzda da “Kullanılmadığı yer çok nadir. Hemen hemen bütün tümörlerde kullanılıyor. Mesela çok duyarlı tümörler, lenf bezelerinden çıkan ve hemen hemen bütün lenfleri tutan hastalıklar var. Tümör tedaviye tam cevap verse dahi tekrarlama ihtimaline karşı ilk ortaya çıktığı alanları ışınlıyoruz. Bölgesel tekrarlama ihtimalini düşürüyoruz” diyor.

HİBRİT CİHAZLARLA GÖREREK IŞINLAMA
Radyoterapideki son teknolojilerden birinin de görüntüleme cihazlarının hibrit hâle getirilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alpaslan Mayadağlı, bunun günlük görüntü alma imkânı tanıdığını belirterek “Tedaviyi haftalık ya da aylık olarak planlıyor ışını nereye vereceğimizi belirliyoruz. Ancak insan vücudunda hiçbir organ sabit değil. Öte yandan ışın verdiğimiz tümör büyüyebiliyor ya da küçülebiliyor. Yeni cihazlarla her gün görüntü alarak yeni baştan plan yapıyoruz. Bu da hastanın hayat kalitesini düşürmeden tedavi başarısını artırıyor” diye anlattı.

İLAÇ DOZU GİBİ IŞIN DOZU AYARLIYORUZ
Yeni teknolojilerde görüntüleme cihazlarının desteği ile yapılan ışınlamanın hem tümörün tamamen temizlenmesi hem de çevre doku ve organların korunması açısından önem taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Mayadağlı “Önceden tedavi edeceğimiz organları iki boyutlu olarak sadece önünü, arkasını, yanlarını görebiliyorduk. Tedaviyi buna göre planlıyorduk. Tomografik çekimler yaparak üç boyutlu görüntüleme ile tümörün yayılımlarını da görmeye başladık. Organları koruyarak gereksiz ışınlama yapmaktan kurtulduk. Bunun yanında yoğunluk ayarlı radyoterapilerle ışının dozunu ilaç gibi ayarlama şansımız oldu. MR, CT, PET gibi diğer görüntüleme teknikleriyle tümörün metabolik yoğunluğunu da ölçebiliyoruz. Yani artık ince ayar yapabiliyoruz. Çünkü tümörün yoğunluğu her yerde aynı değil. Büyük hastalık bölgesine yüksek, diğer noktalara daha düşük dozda ışın dozu vererek hastalıksız dokuları koruyabiliyoruz” dedi.

AMELİYAT EDİLEMEYEN HASTALAR İÇİN DE ŞİFA
Radyoterapinin beyindeki damar yumaklarının ortadan kaldırılmasında neredeyse tek tercih olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mayadağlı, vücutta neşter değmeyecek noktalardaki tümörlerin de radyoterapi ile ortadan kaldırıldığını vurguluyor. “Vücutta beyin sapı gibi çok nazik yerler var. Beyin sapı asla biyopsiye izin vermez. Felç gibi kalıcı nörolojik hasarlar oluşabilir. Beyin sapının dışında göz sinir kılıfına yerleşmiş, göz küresinin arkasına saklanmış, beyin zarının altına yerleşmiş tümörler var. Yeni teknolojileri de kullanarak böyle çok nazik yerlerdeki radyolojik olarak ispatlanmış tümörleri radyoterapi ile tedavi edebiliyoruz” diye anlattı.

HAVALI TETKİKLER HER ZAMAN ŞART DEĞİL
Kanser hastalarının yarısından fazlasının en azından bir defa radyoterapi aldığını söyleyen Prof. Dr. Alpaslan Mayadağlı, radyasyon onkolojisinde bazen cihazların pazarlama yöntemi olarak kullanıldığını belirterek “Günümüzde hastalar artık çok şuurlu. Araştırıp soruşturarak geliyorlar. O yüzden kurumların cihazlarını güncellemesi gerekiyor. Sürekli olarak bir öncekine biraz daha üstünlüğü olan yeni cihazlar piyasaya sürülüyor. Ancak bunlar bütün hastalara gerekiyor mu?  Gerekmiyor.  İsimler çok havalı olabilir ama gerek tedavi açısından gerekse teşhis açısından konvansiyonel metotlar bazen daha çok işe yarayabilir” dedi.