Geçtiğimiz 11 Kasım’da FT Antalyaspor’un başına geçen tecrübeli teknik direktör Ersun Yanal, kulüp dergisine açıklamalarda bulundu. Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra pandemi sürecinde yaptıklarını anlatarak sözlerine başlayan Yanal, “Pandemi, tüm dünyayı giderek daha da içinden çıkılmaz bir halde sardı. Adeta dünyanın üzerine içinden çıkılmaz bir ağ attı ve biz kurtulmak için çırpındıkça daha fazla dolandık. Doğa, böyle bir şey. Ona karşı gelemezsiniz. Biz ne yazık ki tüm dünya olarak yönümüzü kaybettik. Çok fazla tüketiyor, çok fazla harcıyor, çok az üretiyoruz. Mart ayıyla başlayan süreçte daha fazla eve kapanıp, işimize, ailemize, hobilerimize, kitaplara, filmlere ve üretime daha fazla odaklanma şansı bulduk. Avrupa futbolundaki dinamikleri inceledik, değişen anlayışları masaya yatırdık, başarılı takım ve futbolcuların özelliklerini araştırdık, veriler, sayılar, analizler üzerine yoğunlaştık. Çince’de risk, 'tehlike' ve 'fırsat' şekilleri yan yana getirilerek ifade edilir. Biz de herkesin riskli bir döneme girdiği bu süreci, hayatımızın en önemli eğitim fırsatına çevirdik” diye konuştu.

Antalyaspor’a gelmesi ve planları hakkında açıklamalarda bulunan Yanal, Avrupa’nın beş büyük liginde homojen bir dağılım varken, Türkiye’de İstanbul odaklı bir hakimiyet söz konusu olduğunu dile getirdi.

“Antalya için, Antalyaspor hedefi”

İstanbul’un dünyanın en büyük metropollerinden biri olduğunun altını çizen Yanal, “Süper Lig’deki İstanbul ekibi sayısı altı ve neredeyse ligin üçte biri. Oysa, futbol adına gerçekten çok bereketli topraklar üzerinde yaşıyoruz. Balkanların yetenekli nüfusu ile doğunun mücadeleci yapısı arasındaki kesişim kümesiyiz. Ve bu toprakların en özel yerlerinden biri de Antalya. Futbola sonsuz olanaklar sunan bir kent burası. Benzeri Avrupa’da zor bulunacak, tesis ve alt yapı organizasyonuna sahip. Hedefimizi tek bir cümleyle özetlemek istiyorum; Paris’i duyduğunuzda nasıl Eyfel ve Paris Saint Germain aklınıza geliyorsa, Madrid için Real Madrid, Münih için Bayern Münih, Milano için Milan ve Inter ne ifade ediyorsa Antalya için de Antalyaspor’un onu ifade etmesini hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.

“'Ersun Hoca Dönemi' diye hatırlansın”

Antalyaspor’a geldiğinde 7 maçtır galibiyet alamayan bir takım olduğunu anımsatan tecrübeli çalıştırıcı, şöyle konuştu:
“Stalin, 'Sovyet ordusunda korkak olmak, cesaret ister' der. Cesur olmak, kaybetmeyi reddetmektir. Yere hiç düşmemek değil, her düştüğünde yeniden ve yeniden ayağa kalkabilmektir, mücadele etmektir. Arkadaşın için kendini feda etmektir. Kişisel hırs, plan ve egolarını arka plana atarak hedefe odaklanmaktır. Belki de en önemlisi cesur olmak, gençlere güvenmektir. 1988 yılından bu yana futbol yönetiyorum. Çalıştığım her kulüpte faklı bir iz bıraktığıma inanıyorum. Mesela Fenerbahçe tarihinin en erken şampiyonluğunu yaşadık. A Milli Takım tarihinin en yüksek puan ortalamasına ulaştık. Denizlispor, bizim dönemimizde yetişen oyuncular sayesinde, tarihine geçen sayıda oyuncu satıp gelir elde etti. Ankaragücü’nde arka arkaya iki sezonu dördüncü ve altıncı bitirdik, birçok oyuncu vitrine çıktı, transfer yaptı. Manisaspor’da herkesin ezbere bildiği Arda Turan, Caner Erkin, Selçuk İnan, Hakan Balta, Filip Holosko gibi gençlerin ilk kez Süper Lig’e çıktığı günler geçirdik. Gençlerbirliği’nde 12 oyuncunun birden Fenerbahçe, Beşiktaş ve Avrupa’ya transfer olması mutluluğunu yaşadık. Trabzonspor’a Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür ve Okay Yokuşlu gibi altın gençleri kazandırdık. Geriye dönüp baktığımda 50’nin üzerinde böyle gencin kariyerine yön verdiğimizi görüyorum. Antalyaspor’da da böyle bir iz bırakmak istiyorum 'Ersun Hoca Dönemi' diye anılan ve hep hatırlanan bir dönem."

Antalyaspor’un rakamlardan güç alarak, sahanın her santimetresine aynı önem ve dikkati vererek ilerleyeceğini vurgulayan Yanal, yarım santimi bile kaybetmeye tahammüllerinin olmadığını, o yarım santimlerin kendilerini başarıya ulaştıracağını işaret etti.

"Popülerliğin temeli yıldız oyuncular"

Antalyaspor’un kadrosunu, özellikle de yıldız futbolcuları değerlendiren Ersun Yanal, “Futbolun bu kadar popüler bir spor dalı olmasının temeli, yıldız oyunculardır. Juventus maçına Ronaldo’yu, Barcelona’ya Messi’yi izlemeye gidersiniz. Bir film seyrettiğinizde aklınızda Robert de Niro kalır, Al Pacino kalır. Ancak onları zirveye çıkaranın takımdaki diğer oyuncular olduğunu da unutmamak gerekir. Futbol bir takım oyunu. Az önce belirttiğim gibi kusursuz işleyen bir çark sistemine sahip olmanız gerekir. 11 dişlisinden biri kırık olan çarkı çalıştıramazsınız” dedi.

"Herkese anlatacağımız bir hikayemiz olsun"

“Antalyaspor’da bir yol hikayesi yazmak istiyoruz” diyen kırmızı-beyazlıların hocası, “Bu hikayeyi, sadece sahaya çıkan 11 futbolcu ile yazmayacağız. Antalya’da sinerji oluşturmayı, herkesi bu yolculuğa dahil etmeyi planlıyoruz. Yol, yolculuk uzundur. Virajı, eğimi, yokuşu vardır. Sağınızda, solunuzda sonsuzluğa uzanan manzaralar vardır. Bu yolculuktan zevk alırsanız zaten sonunda sizi hedefe taşır. Bu nedenle kısa vadeli planlar değil, herkese anlatabileceğimiz bir hikayemiz olsun istiyorum” diye konuştu.

"Hepimiz aynı camiadayız"

Hakemlerin yönetimi ile ilgili de değerlendirmeler yapan Yanal, şu cümlelere yer verdi:
“Bir hakemin, yarım saniyeden daha kısa sürede olan bir olayı süzememesi doğaldır. Tepki göstersek de kabullenmek durumundayız. Ama elinizde bunu sıfıra indirebilecek bir teknoloji var ve siz halen hatada ısrar ediyorsanız durup düşünmek gerekir. Bizler nasıl bir hafta boyunca tüm benliğimizle bir 90 dakikaya odaklanıyorsak, hakemlerden de isteğimiz; fiziken, ruhen ve aklen sahada olmaları. Zaten bu gerçekleştiği anda sorun da ortadan kalkacaktır. Yetenek ve liyakat bence her başarının sonucunu belirliyor. İşte biz sanırım burada hata yapıyoruz. Hakemler öyle bir liyakatten geliyorlar ki futbolun içinden değiller ve futbol insanı olamıyorlar. Bizim sahip olduğumuz hiçbir duyuya sahip değiller. Adeta çocukların benmerkezci dönemine çakılıp kalmışlar. Bu durumdan kurtulamazlar ve kendi pencerelerinden olayları değerlendirmeye devam ederlerse, bir arada olmamız zor. Şu an biz hakemleri yabancı olarak görüyoruz, oysaki hepimiz aynı camiadayız.”

"Farklı ve kısa süren bir format lazım"

Türkiye Kupası maçları hakkında da açıklama yapan Ersun Yanal, “Türkiye Kupası, TSYD Kupası, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Kupası maçları yıllar içerisinde güçlü etkilerini kaybetti. Bunda sadece takımların bu kupa maçlarına bakış açısı etkili olmadı. Örneğin, Türkiye Kupası gerçekten çok uzun bir seridir. Takımlar arasında güç dengeleri çok farklı. Hafta sonunda ligde çok önemli bir maça çıkacak ekibi, çarşamba günü 2. lig ekibiyle oynayacağı maça motive etmekte zorlanabiliyorsunuz. Farklı ve daha kısa süren bir formatta kupa heyecanlarının eski günlerine dönebileceğini düşünüyorum” diyerek sözlerini sürdürdü.

"İstanbul takımlarında başarı kriteriniz şampiyonluk"

İstanbul ile Anadolu takımlarını çalıştırmadaki düşüncelerini dile getiren tecrübeli teknik adam, “Denizlispor, Salihlispor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, Eskişehirspor, Manisaspor, Fenerbahçe, Trabzonspor ve şimdi de Antalyaspor. Çalıştığım her kulüpte farklı bir iz bıraktığımı biliyorum. Çalıştığım gençlerin vitrine çıkması, bu gençlerin transferinden kulübün önemli gelirler elde etmesi, kariyer rekorları ve daha niceleri. Fakat bir İstanbul ekibinde görev yapıyorsanız tek başarı kriteriniz var; şampiyon olmak. Bu da tüm ekip üzerinde müthiş bir gerilim oluşturuyor. Anadolu takımlarında bu gerilimden nispeten uzak yaşıyor ve gerçek hedeflerinize, uzun yol hikayesine başlayabiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

"Toparlanmak zaman alacak"

Pandeminin tüm dünyayı etkisi altına aldığını da hatırlatan Ersun Yanal, “Son 100 yılın en büyük tehdidi ile karşı karşıyayız. Küçük savaşlar ve krizlerden fazla etkilenmeyen futbola geçmişte sadece 2. Dünya Savaşı döneminde ara verilmişti. İşte böylesine büyük bir krizle karşı karşıyayız. Organizasyonunuz ne kadar büyükse, pandemi sürecinin etkilerini o denli ağır hissediyorsunuz. UEFA verilerine göre pandemi döneminde futbol endüstrisinin gelirleri 5.2 milyar Euro, faaliyet karı 4 milyar Euro, transfer hacmi ise 2.5 milyar Euro daraldı. Böylesine büyük bir krizden Antalyaspor’un da etkilenmesi doğal. Yayın gelirleri, maç günü gelirleri, lisanslı ürün satışları her şey ama her şey geriliyor. Korona virüs sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve toparlanmak çok zaman alacak” dedi.

“Taraftar başarının anahtarı”

Taraftarın futbolun itici gücü olduğunu vurgulayan Yanal, “Tribüne taraftarı başarı mı getirir, yoksa taraftar başarıyı mı sağlar? Bu tamamen, futbol ve spor kültürü ile doğrudan ilişkilidir. Almanya’nın Friedrichshafen kentinde dünyanın en büyük 15 yaş altı futbol turnuvası düzenleniyor. Friedrichshafen, 60 bin kişilik bir sanayi kenti. Ama 15 yaş turnuvasını bile ortalama 5 bin kişi izliyor. Bu rakam, bazen bizim Süper Lig ekiplerinin seyirci sayısından bile fazla. Bana göre, taraftar başarının temel anahtarı. İngilizlerin '90 dakikalık tesadüf olmaz' diye bir sözü var. O takımın, her şeyi başaracak gücü, kalitesi ve yeteneği vardır. Sadece bunun dışarı çıkması gerekir. Taraftar ise bunu en iyi şekilde açığa çıkaran gruptur. Paris Saint Germain’e 4-0 kaybeden Barcelona’nın rövanşı 6-1 kazanması, İsveç’in Almanya karşısında durumu 4-0’dan 4-4’e getirmesi, yine Schalke 04’nin 1997 yılındaki maçta 4-0’dan 4-4’e ulaşması. Bu geri dönüşler takımın içindeki kıvılcımın ateşe dönmesinin bir sonucudur. Bana göre de bu ateşi körükleyen güç taraftardır. Antalyaspor’un da bu durumdan etkilenmemesi düşünülemez” diye konuştu.

"İnsana yatırım"

Sadece futbolda değil, tüm sektörlerde insana fazla önem vermeyen bir yaklaşım içerisinde olunduğuna değinen Ersun Yanal, şöyle devam etti:
“Belki Akdeniz ikliminin getirdiği sıcaklık ve sabırsızlık, uzun vadeli planlar yapmamızı engelliyor ancak artık bunun sona ermesi gerektiğini düşünüyorum. Vestel Manisaspor’da Arda Turan, Caner Erkin, Hakan Balta, Selçuk İnan, Yiğit Gökoğlan, Ufuk Ceylan, Sezer Öztürk, Uğur İnceman gibi gençlere kariyer yolu açmasaydık, sadece pirinç ekmiş olacaktık. Ama yaşları 18-19 olan bu saydığımız oyuncular, gün geldi Türk futbolunun en iyi futbolcuları oldular. Eskişehirspor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, Trabzonspor, Fenerbahçe ve Salihlispor’da da hep odağımız bu oldu, insana yatırım. Sadece skor kazanmaya odaklı olmak, makyavelist bir felsefe ortaya koyuyor. Bu felsefe futbol sahasını savaş meydanı haline getirip, yok olmasına, yeteneklerin kullanılamamasına yol açıyor.”

"Köklü değişim şart"

Türk futbolunda köklü bir değişimin şart olduğuna inandığını dile getiren Yanal, “Almanya’da yaşayan 3.5 milyon gurbetçi nüfusundan Mesut Özil, Nuri Şahin, İlkay Gündoğan gibi dünya çapında oyuncular yetişiyor. Türkiye’deki genç nüfus sayısı 25 milyonun üzerinde. Genler aynı gen, o zaman yeni bir şey söylemek ve yapmak lazım ”şeklinde konuştu.

"Bir teknik direktör için en güzel şey"

Teknik direktörlük kariyerinde 700 maçı geride bıraktığını aktaran Yanal, “Her takımda farklı bir başarı elde ettim. Türk futbol tarihinin en erken şampiyonluğunu Fenerbahçe ile yaşadım. Manisaspor’da sıfırdan bir jenerasyon takımı oluşturup Türk futboluna üst düzeyde 15 yıl hizmet eden oyuncular yetiştirdim. A Milli Takım tarihinin puan ortalaması en yüksek teknik direktörü oldum. Ankaragücü’nde lig tarihinin en iyi derecesini aldım. Gençlerbirliği’nde Eskişehirspor ile UEFA Kupası’na katıldık. Trabzonspor’da Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür gibi dünya çapındaki iki yıldızın keşfini sağladım. Okay Yokuşlu’nun Celta Vigo’ya 6 milyon Euro’ya transfer olmasını sağlayan kişisel gelişimini planladım. Gençlerbirliği ekolüne uygun olarak iki sezonda ikisi Avrupa’ya, 10’u ise ligin üst düzey ekiplerine transfer olan bir ekip oluşturdum. Denizlispor’da Bülent Akın, Yusuf Şimşek, Ümit Bozkurt, Ali Tandoğan, Veysel Cihan’ı harika bir kariyer planlaması ile Türk futboluna kazandırdım. Bir teknik adam için en güzel şey, yetiştirdiğin bir oyuncunun bir gün Avrupa’ya gittiğinde sana teşekkür etmesidir” açıklamasını yaptı.

"Yeniliği ve teknolojiyi takip ediyoruz"

Sürekli iyileştirme ve geliştirmeye inandığını anlatan Yanal, “Ekip olarak sürekli yeni teknolojileri takip ediyor, bunu tüm alanlara dahil ediyor, toplam kalitenin artırılmasına önem veriyor, süreç içindeki iyileştirmelerin toplam kaliteyi olumlu etkileyeceğinden hareketle işlerimizi yapıyoruz. Bizler böylesine bir gelişim içerisindeyken ve sürekli oyunun içerisindeyken futbolun değişen oyun kuralları içerisinde de aktif olarak rol olmak istiyoruz. En azından ben, göreve hazır olduğumu buradan açıklıyorum. Sadece yönetenlerin değil; oynayanlar ve oynatanların da söz sahibi olduğu bir sistemin kurulmasının, futbola yepyeni ufuklar açacağına inanıyorum. Yürüdüğünüz yolun sonuna gelmemek için de sürekli yeni yollar bulmanız gerekir. Gençler, bu yollardan biridir. Öğretirken öğrenirsiniz. Onların başarıları sayesinde herkesin önünde yepyeni ufuklar belirir. Ama bunun için gençlerin yanında olmanız gerekir. Üniversitelerdeki panellere gidiyorum, derslere giriyorum, staj için gelenlere büyük bir ciddiyetle bakıyorum, onların önünü açıyor ve kariyerlerinin başlangıcında hız kazandırıyorum. Galiba, en az oyuncu yetiştirmek kadar kıymetli bir şey bu” değerlendirmesinde bulundu.