ALİ ÇELİK

Hepimiz en az bir kere dünya turuna çıkmayı hayal etmişizdir. Bir düşünsenize… İmkân olsa tropik bir adaya mı gitmek istersiniz? Avrupa turuna ne dersiniz? Otantik yerler mesela Phuket belki Mısır Piramitleri? Evet; hayal kurmak güzel olsa da gerçekte yaşadığımız şehri gezecek vakit bulamıyoruz.
Röportajımızın konukları Bridget ve Topher. Bir anda karar verip dünya turuna çıkan tatlı bir çift. Aslen Yeni Zelandalılar. Topher Bey iki restoran işletiyor, Bridget ise işlettiği online alışveriş sitesini tura çıkmak için devretmiş. Henüz üç bin kilometrede, sahibinden ve temiz kullanılmış bir Jeep alıp yola koyulan çiftimizin esas fikiri 80 haftada 80 ülke olsa da evdeki hesap çarşıya uymamış. Alaska’dan başlayan yolculuk Kanada, Amerika, Meksika derken Kolombiya, Arjantin ve sonrası Güney Afrika’dan yukarı doğru tırmanmışlar.
Gezi fotoğraflarını ve hikâyelerini paylaştıkları Instagram hesabı “expeditionearth.live” şimdiden 300 bin takipçiyi geçmiş. Bizim tanışmamızda enteresan. Bunca yol sonra ilk defa İstanbul’da bakıma giren aracı merak ettim. Tam İstanbul’dan ayrılacakları gün, macerayı dinlemek için yanlarına gittim. Daha çok araç hakkında konuştuk, hikâyenin esas kısmı Instagram hesaplarında…

¥ Gerçekten İstanbul ilk servis noktası mı?
Topher: Aslında evet; 130 bin kilometreye kadar ilk ciddi servisimiz İstanbul. Bir tek Ekvador’da problem yaşadık, orijinal sanarak taktığımız parça Çin malıymış. Peru’da öğrenip değiştirdik. Bununla birlikte yağ filtresine orijinal olmayan bir kapak takıldığını ve araç içerisinde buraya gelene kadar filtre edilmemiş yağ döndüğünü, İstanbul servisine girince öğrendik. Burada bize ve araca gösterilen ilgi ise çok şaşırtıcıydı.

¥ Neden bu aracı seçtiniz?
Bridget: Hayalim hep üstü açık bir arabaydı. 4x4 bir aracın tur için daha uygun olduğu ortada... Üstü istediğimiz gibi açılabilen tek araç ise Jeep Rubicon’du.
Topher: Baktığınızda “Bu aracı sevdim” demek gerekiyor. Biz görür görmez beğendik üzerinde değişiklikler yapmaya da oldukça müsait.  Rotada ilerledikçe ihtiyaca göre modifiye ettik. Dayanıklılığı ise ayrı bir konu, 465 gün oldu ve yakıt problemi dışında hiçbir problem yaşamadık.

¥ Bu seyahat sadece Instagram macerası olarak mı kalacak?
Bridget: Aslında belgesel düşüncesiyle yola çıktık. Rusya-Yeni Zelanda arası için Netflix ve National Geographic ile görüşme hâlindeyiz.

¥ Türkiye’ye uğramaktan memnun musunuz?
Bridget ve Topher: Pek çok kültür bizi etkiledi fakat karşılaştığımız en iyi insanlar Türkler oldu. Bunu gerçekten söylüyorum; açık ara en sıcakkanlı ve en misafirperver ülke de Türkiye. Bizi Instagram’dan takip eden Türkler ülkenize girer girmez mesajlar atmaya başladılar. Hatta bir aile tatile gideceklerini, evlerinin 15 gün boş olduğunu ve gelip kalabileceğimizi söyledi. Belki bu size normal gelebilir ama bizim için anormal ve bir o kadar da kıymetli bir durum. Başka hiçbir yerde böyle bir ilgi görmedik. Dün akşam da yine Instagram’dan 250 takipçimizle Kadıköy Moda’da buluştuk ve aracın içi lokum ve Türk kahvesi ile doldu.

¥ En çok nereyi beğendiniz?
Bridget: Kapadokya’nın bu kadar muhteşem olacağını tahmin etmemiştik. Paylaştığımız video ve fotoğrafların bilgisayarda kurgulandığını iddia edenler bile oldu. Biz bile böyle bir yerle karşılaşacağımızı tahmin etmiyorduk
Topher: Yemekler gerçekten harika; sütlaç, Adana kebabı, közde patlıcan/yoğurt üçlüsünü unutmayacağım. Ben restoran işletmecisiyim, bu zamana kadar en beğenerek yediğim yemek Arjantin’de idi. Fakat şu an Türk yemekleri birinci…

¥ Peki ya İstanbul?
Bridget: Çok büyük bir şehir, yemekler çok güzel, Mexico City’den sonra araba kullanmanın en zor olduğu şehir. Dün akşam aracımız park hâlindeyken çekildi ve tüm seyahatimiz boyunca aracımızın çekildiği ilk nokta İstanbul oldu. Aracı almaya gittiğimizde ise polislerin dostane yaklaşımıyla karşılaştık ve birlikte fotoğraf çekip ayrıldık.

¥ Sizden ilham alanlar için bir notunuz var mı?
Bridget: Tabii ki; hayaller bekletmeye gelmez. Hayatta riskler almak gerek. Biz risk alarak kendi hayatlarımıza yatırım yaptık. Bu bakışla yola çıktık ve gerisi geldi. Bir yerden sonra bu kararı vermek gerekiyor. Bizi ziyarete gelen Türklerden de bu yolculuğu yapmak istediğini söyleyenler oldu. Fakat zihinlerindeki ana engel güvenlikti. Başlarda biz de çekindik fakat dünyada kötü insanlardan çok daha fazla iyi insanlar var…

15-16 yaşında silahlı çocuklar yolumuzu kesti
Afrika malum sıkıntılı bir coğrafya. O bölgeyle ilgili konuşurken Bridget’in anlattığı şu hikâye oldukça ilginçti: Coğrafyanın farkındaydık ona göre zaman belirlemiştik. Sıkıntılı bölgeler Kenya ve Nairobi ile başladı. Her ülkeye girişimizde bir gün önceden o bölgedeki konsoloslukla kontak kurup planımızı paylaşıp onay alıyorduk. Gittiğimiz her yerde Yeni Zelanda temsilciliğine uğradık. Mesela Etiopya’da hiçbir şey yapmadan bir gün bekledik çünkü önceki gün 50 kişinin öldüğü bir katliam yapılmış tam ona denk geldik. Sudan Konsolosluğu bizi hâlen arar sorar, bizimle bizle sohbet ederler mesela.
Arkasından Topher’da şu macerayı anlattı: Can sıkıcı durumlar oldu tabii. Mesela Etiyopya’da ilerlerken çalılıkların arasından 15-16 yaşlarında eli silahlı altı genç yolumuzu kesti. Askerî üniforma giymişlerdi fakat resmî olmadıkları her hâllerinden belliydi. Gaza yüklenip o noktadan ayrılmayı düşündüm ama sonra sakince kenara çektik. Çünkü namlular direkt olarak bize çevrilmişti. Ne yapmamız gerektiğini silahlarla işaret ediyorlardı. Araçtan indirip detaylı bir arama yaptılar. Hiçbir şey almadılar, yarım saat öylece bekledik sonra bölgenin yerlisi olduğunu düşündüğümüz biri geldi. Aralarında bir şeyler konuştular,  akabinde onları azarlayarak uzaklaştırdı ve biz teşekkür ederek yolumuza devam ettik. Açıkçası enteresandı…