Ziyneti Kocabıyık - Ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sonbahar” şiirinde dediği gibi “Fâni ömür biter, bir uzun sonbahar olur./ Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur...” hepsi ömrünün sonbaharında olmasa da hayatı darmadağın olmuş, tutunacak bir dalı kalmayan, kimsesizlerin buluştuğu yerdeyiz…  Darülaceze’deyiz…  
Akrabalık ilişkilerinin giderek zayıfladığı, bayramların, özel günlerin “büyüklerin gönlünü almak” yerine tatil fırsatı olarak değerlendirildiği günümüzde, bir bayram gününde, tamamen “iyilik ve vefa” amacıyla kurulmuş bu kurumu kısaca bir hatırlayalım istedim. Çünkü orada, tek ihtiyacı ilgi ve sevgi olan insanlar yaşıyor. Hüzün dolu gözleri sizi görünce mutlulukla parlıyor… Hepsinin hayatı başlı başına bir hikâye… 
En güzel özeti 12 senedir haftada 3 gün gönüllü olarak dikiş dikmek üzere kuruma gelen Ayşe Abla yapıyor: “Burası ibret kapısı… Hayat bu ne getireceği belli olmaz. Var eden Allah, bir gün her şeyini elinizden de alabilir. Ne hikâyeler var burada. Arada sırada ziyaret edin, hem siz mutlu olursunuz hem de, onları mutlu edersiniz…”

SULTANIN 17 BİN ALTINI İLE KURULMUŞ
İstanbul Okmeydanı’ndaki tarihî binada hizmet veren Darülaceze, 1890 yılında, II. Sultan Abdülhamid Han’ın kendi cebinden koyduğu 17 bin altın ve halktan toplanan yardımlarla yapılmış. Adından da anlaşılacağı üzere kurulduğu ilk günden itibaren acizlere bakıyor. Nizamnamesine göre burada İstanbul hemşehrisi olanlar kalabiliyor. Kuruma kabul kuralları içinde İstanbul doğumlu olmak ya da en az 5 yıldan bu yana İstanbul’da yaşıyor olmak bulunuyor. Darülaceze sadece yaşlıların kaldığı bir yer değil. Burada 1 aylık bebek de var 90 yaşında ihtiyar da.   
 

DÖRT DÖRTLÜK SAĞLIK HİZMETİ
Devletten hiçbir ödenek almadan tamamen bağışçıların destekleri ile 130 yıldır ayakta kalan ve tamamen ücretsiz hizmet veren kurum, kimsesizlerin kimsesi, acizlerin sıcak yuvası, düşkünlerin ayağa kaldıranı olmuş yüzyıldır. Başhekim Dr. Ufuk Yurtsever, çoğunlukla yaşlılardan oluşan kurum içinde ciddi bir sağlık hizmetinin de verildiğini söylüyor. Kurumda görevli 13 hekim, 33 hemşire, 150 hastabakıcı görev yapıyor. İleri tetkik gerektiren durumlarda hastalar en yakındaki hastanelere sevk ediliyorlar.

Abbas’a şifa yuvası oldu
Darülaceze sadece yaşlılara yuva olmuyor, hastalara da kol kanat geriyor. 27 yaşında MS hastalığına yakalanan Malatyalı Abbas Çamur da bunlardan. Bugün 44 yaşında olan Çamur, 11 yıldır Darülaceze çatısı altında yaşıyor. Maddi durumu olmayan eşi hem çalışıp hem ona bakamayınca boşanmışlar. Zamanında kimyasal maddelerle çalışmış “belki ondan geldi bu hastalık” diyor… Darülaceze çatısı altında olmaktan son derece memnun. “Allah razı olsun burası bana hem ev oldu hem de hastalığım tedavi ediliyor. İlaç almak için hastaneye ambulansla götürüyorlar. Doktorumuz, hemşiremiz var. Şimdi yeni bir ilaç deneyecekler” diyor.  

Bebekli Gülşen Teyze
Darülaceze’nin “Bebekli Gülşen Teyze”si… Sürekli olarak bebek yaptığı için bu ismi vermişler ona. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda dünyaya gelmiş. Babası Bulgaristan annesi Romanya göçmeni… Halası 1 yaşındayken almış İstanbul’a getirmiş. 74 yılını Boğaz’da geçirmiş. Rahmetli eşi de İstanbul’un köklü ailelerinden… 5 çocuğu olmuş. 4 erkek, sonuncusu bir kız. İki erkek evladını kaybetmiş; kalan ikisi de kendi izlerini kaybettirmişler. Çocuğu astım hastası olan kızı da bakamayınca, 1 yıl önce Darülaceze’ye yatmış. “5 senedir oğullarım, torunlarım arayıp sormuyorlar ama kızım ayrı. Beni sever ben de onu seviyorum. Onu mazur görüyorum, torunumun sağlığı benden daha önemli. Bayramda gelecekler…” diyor. Günlerini bebek dikerek geçiriyor. Elindeki bebeği göstererek “Bu 130. bebeğim” diyor gururla ve ekliyor “Bugün bayram… Varsa babaannenizi, anneannenizi ziyaret edin; yoksa buraya gelin. Kucaklarımız size açık…”

Kara sevda hayatını kararttı
Darülaceze’nin en renkli simalarından biri 64 yaşındaki Ömer Özyurt. Resim yapıyor… En çok da kedi resimleri…  Kurum bahçesindeki bütün kediler onun evladı gibi… 100’den fazla kediye bakıyor…  6 yıl önce, alkolik ve varını yoğunu kaybetmiş Nişantaşı’nda sokaklarda yaşarken bulup getirmişler onu. “Ben böyle değildim” diyor ve başlıyor anlatmaya… “40 yıl önce İstanbul’a Teknik Üniversite’de okumaya geldim. Maden mühendisi olacaktım. Ama bir kıza âşık oldum. Bir dargın bir barışık derken ayrıldık… Mühendis olacaktım, Mecnun oldum. Son bir dersim kalmıştı. Okulu bıraktım… Elim resme yatkındı. Tabelacılık yapmaya, duvar boyamaya başladım. Çok kazandım ama para tutamadım. Hiç evlenmedim; duyduğuma göre o da evlenmemiş…”
Darülaceze’de hem bir çatı sahibi olmuş, hem de alkol bağımlılığından kurtulmuş. Kurum yöneticileri üniversiteye dönüp okulunu bitirmesi yönünde onu cesaretlendirseler de o “Sınıf arkadaşlarımın hepsi okulda profesör oldu benim için artık çok geç” diyor. 

GÖNÜLLÜ DESTEKÇİLER 
Ebru Şancı (Solda) haftada 5 gün, Ayşe Süral haftada 3 gün gelip gönüllü terzilik yapıyor. Yıllarca gönüllü hizmet veren çok sayıda kişi var. Mesela 25 yıl boyunca tırnak kesen, 15 yıldır kuaförlük yapan, 20 yıldır banyo yaptıran gönüllüler, Darülaceze’nin en büyük destekçileri.

HEM İŞ HEM TERAPİ
Darülaceze sakinleri gün içinde atölyelerde bir araya gelerek hem birbirleriyle kaynaşıyor hem de birbirinden güzel ürünler üretiyor. Bunların karşılığında her ay kendilerine cüzi miktarda maaş da veriliyor. Böylece işe yaradıklarını hissedip hayat bağlarını güçlendiriyorlar. 

EL EMEĞİ GÖZ NURU
Kâğıttan yapılmış çantalar, sepetler, bez bebekler, el dokuması tiftik şallar, battaniyeler, el boyaması yazmalar, yağlı boya tablolar, Darülaceze sakinlerine terapi oluyor. Bu ürünler, kurumun mağazasında satılıyor.

SÜSLÜ FÜSUN 
Yarışmadan kazandı Darülaceze’ye bağışladı

Darülaceze’nin en meşhuru “Süslü Füsun” lakaplı Füsun Kaslak…  Şöhreti televizyonda yayınlanan “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışma programından geliyor. İlkokul mezunu Darülaceze sakini Füsun Hanım’ın birçok üniversite mezununu geride bırakarak yarışmadan 30 bin TL ile ayrılması ve bunu 20 yıldır “evim” dediği Darülaceze’ye bağışlaması onu bir anda Türkiye’nin en çok konuşulan isimleri arasına sokmuş. Füsun Teyze, lakabının hakkını veriyor… Saçı, makyajı, giyimi son derece özenli… Bakımlı olmanın kendisini hayata bağladığını söylüyor. Yarışmadan söz açılınca, “Genç kızlığımdan beri magazini çok seviyorum. Çok isterdim sanatçı olmayı ama ilkokuldan öteye okuyamadım. Bu yarışma sayesinde ben de magazine çıktım” diyor. Kazandığını hiç gözünü kırpmadan Darülacezeye bağışlayan Füsun Teyze, “Babam Metin Oktay’lar zamanında İstanbulspor’da futbol oynuyordu. Arnavut Rüştü derlerdi. Çok disiplinli büyüttü beni, zamanı gelince de görücü usulü ile evlendirdi ama olmadı. Kısa sürede ayrıldık. Çocuğum da yok. Annem babam ölünce ortada kaldım.  48 kiloya kadar düştüm. Ölmek üzereyken getirdiler beni buraya. Bana hayat veren yere kazandığımı vermişim çok mu?” diye soruyor…