SAİT EKEN
sait.eken@tgrthaber.com.tr

Buhara 2 bin 500 yıllık geçmişiyle Orta Asya’nın en eski yerleşim bölgelerinden ve önemli ticaret noktalarından biri olan İPEK YOLU üzerindeki Özbekistan sınırları içinde bulunan tarihî bir şehirdir.
Buhara... Türk medeniyetinin İslamiyetle şereflenip yükseldiği kadim topraklar... Silsile-i aliyye büyüklerimiz, evliyalarımız, muhteşem kültürel varlıklarımız, ilim, irfan yuvası ve medeniyetin beşiği kıymetli bir şehir...
Buhara denilince ilk akla gelen evliyanın önderleri olarak bütün Müslümanlarca bilinen silsile-i aliyye büyüklerimizin yedisinin burada bulunmasıdır. Hepsinin kabr-i şerifleri son derece itinalı şekilde mufahaza edilmekte ve mübarek ruhaniyetlerinden istifade edebilmek için büyük gayret sarf edilmektedir. Bütün dünyadan özellikle Türkiye’den kafileler hâlinde ziyaretler yapılmaktadır...
Buhara’da Yedi Pirler olarak bilinen silsile-i aliyye büyüklerinin ziyaretleri esnasında hem Özbek hem de diğer tur rehberlerinin Abdülhâlik Goncdüvanî hazretlerinden başlayarak Şah-ı Nakşibend hazretlerine kadar olan altın silsile sırasını ehemmiyetle takip etmeleri ise çok hoş ve güzel bir detay...

Yedi Pirler (Buhara’nın Gülleri) Evliyanın önderleri, zahir ve batınî ilimlerde yüksek makam sahipleri Silsile-i Aliyye büyüklerimiz...

Yedi Pirlerin kabirlerini ziyaretlerde kolaylık sağlamak maksadıyla ziyaret makamlarını ve sırasını gösteren çok güzel bir kroki hazırlanmış... Buhara şehri, tarihî ve kültürel zenginlikleriyle meşhur olmasının yanı sıra çok kıymetli yeraltı maden kaynaklarına ve doğalgaz yataklarına sahip aynı zamanda tarımda ve pamuk üretiminde oldukça ileri seviyelerdedir...
Özbek halkı tarihten gelen derin milliyet ve din bağlarımız hasebiyle bizleri âdeta kardeş gibi görmekte ve asla yabancılık çekmenize izin vermemektedirler. Kendinizi Türkiye’nin bir vilayetinde zannedersiniz...
Özbekistan’da hâkim olan karasal iklim sebebiyle kış ayları çok soğuk yaz ayları da çok sıcak geçer. Bu yüzden ülkeyi gezmek için yaz ve kış ayları uygun değildir. En uygun dönem bahar ayları, nisan-mayıs ve eylül-ekim arası dönemdir. Tur rehberlerinin ifadesiyle hac ve umre vazifelerinden sonra mutlaka gezilmesi gereken bir yer...

Abdülhâlik Goncdüvanî Hazretleri
Evliyanın önderlerinden. Silsile-i aliyye’nin dokuzuncusudur. Babası Abdülcemil Malatyalı idi. Goncdüvan’da doğdu. 575 (M. 1180) yılında Goncdüvan’da vefat etti. Babası Abdülcelil Efendi, İmam-ı Malik hazretlerinin neslinden olup âlim ve arif idi. Zahirî ve batınî ilimlerde çok yüksekti. Hızır aleyhisselam ile görüşüp sohbet ederlerdi.  Büyük evliya Yusuf-ı Hemedanî hazretleri Buhara’ya geldi. Abdülhâlik Goncdüvanî hazretleri onun hizmetine girdi ve bu hizmette bir süre kaldı. Bu hususta kendileri şöyle anlatırlar: On iki yaşında idim. Hızır aleyhisselam bana Yusuf-i Hemedanî hazretlerinden ilim öğrenmemi tavsiye buyurdular. Bu sırada onun Buhara’ya geldiğini işiterek derhâl yanına gittim. Ondan pek çok istifadelere kavuştum. Böylece Abdülhâlik Goncdüvanî hazretlerinin sohbette üstadı Yusuf-i Hemedanî, zikir tâlim hocası da Hızır aleyhisselam oldu.


Ârif-i Rivegerî Hazretleri

Buhara’ya 30 kilometre uzaklıkta bulunan Goncdüvan’a yaklaşık yedi kilometre mesafede Rivgir kasabasında doğmuştur. Burası şimdi Şafirkan dâhilinde olup Revgarî diye bilinmektedir. Silsile-i aliyyenin onuncusudur. Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnet-i seniyyesini çok iyi bilir, onun unutulmaması için nasihatlarında üzerinde durur, tarif ederdi. Sünnet-i şeriflerin yaşanması için çok gayret gösterirdi. Onun böyle gayretine karşılık Cenab-ı Hak da kendisine büyük makamlar ihsan etti. Uzun bir ömür yaşadı. 606 (M. 1209) senesinde Rivgir’de vefat etti. Kabri oradadır. Ziyaret edenler, onun feyiz ve bereketlerine kavuşmaktadır. Onu vesile ederek Allahü tealaya yapılan dualar kabul olmaktadır.

24 saat açık müze
Buhara şehri büyük âlimlerin yanı sıra çok kıymetli tarihî eserlere de ev sahipliği yapan âdeta tabii müze... Muhteşem mimari yapısıyla Minare Kalon, Mir-i Arab Medresesi, Buhara Kalesi ve daha niceleri...


Minare Kalon

Ünlü minaresi bütün Orta Asya’da Moğol istilası öncesinden kalabilen birkaç yapıdan biri olması dolayısıyla da önemlidir. Minare, bu ilk camiden günümüze kadar gelen orijinal Karahanlı minaresi olup Arslan Han’ın adıyla 521 (1127) tarihini veren kitâbeye sahiptir. Tuğladan 45,6 metre yükseklikte, yukarıya doğru daralan silindirik gövdeli muazzam bir kule görünümünde. Minarenin taban çapı 9 metre. Yukarıya doğru hafifçe daralan minare gövdesi on üç kuşak halinde kabartmalarla süslü. Tuğla örgüsünün güzel örnekleriyle süslenmiş minare inci sıraları, sepet örgüleri, geometrik hatlar, baklavalar, yıldızlarla bezenmiş. Şerefenin altı da sırlı tuğla ile süslenmiş.


Mir-i Arab

Özbekistan’ın Buhara şehrinde 1530-1536 yıllarında Şeyh Abdullah Yemeni adına yaptırılan Mir-i Arap Medresesi, yaklaşık beş asırdır Orta Asya’nın din âlimlerini yetiştiriyor. Medrese, Kalon Minaresi ve Mescidi ile Buhara’nın en güzel meydanlarından Po-i Kalon Meydanı’nı oluşturmaktadır. Mir-i Arap Medresesi, Mescid-i Kalon’un tam karşısında yer alır. Şeyh Abdullah’a halk arasında “Mir-i Arap” denildiği için medrese bu sebeple “Mir-i Arap Medresesi” diye isimlendirilmiştir. Rus işgali de dâhil, günümüze kadar eğitimine devam eden tek medresedir. Külliyenin girişinin sol tarafı medrese, sağ tarafı mescid olarak kullanılmaktadır.


Buhara Kalesi

Buhara hanlarının ikametgâh olarak kullandığı kale olarak bilinen Ark Kalesi’nin tarihinin MÖ 4. yüzyıla dayanmakta olduğu tarihçiler tarafından söylenmektedir. Yirmi metre yüksekliğindeki suni bir tepede yer alan topraktan yapılma kalenin ihtişamı ise görenleri kendine hayran bırakan cinsten…


Mahmud İncirfagnevî Hazretleri

“Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velilerin onbirincisidir. Babası Emîr Yahya’dır. Seyyiddir. Maveraünnehr ilinin (bölgesinin) Tur-i Sina gibi mukaddes bir yer olmasına vesile olan, orayı nurlandıran büyük âlim ve velilerden olan Mahmud-i İncirfagnevî, Buhara’nın 21 kilometre kuzeyindeki Vabkenî ilçesinin Fagne köyünde doğdu. 715 (M. 1315)’te aynı yerde vefat etti. Mimarlık ile geçinirdi. Hace Arif-i Rîvegerî hazretlerinin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip kemale geldi. Maddî ve manevî ilimlerde zamanının en büyük âlimlerinden oldu. İnsanları irşat etmek için hocasından icazet aldı. Birçok âlim yetiştirdi. Binlerce kimsenin, dalaletten hidayete kavuşmasına vesile oldu. Yetiştirdiği âlimlerin en büyüğü ve kendisinden sonra halifesi Hace Ali Ramitenî hazretleridir.


Ali Ramitenî Hazretleri

İslam âlimlerinin büyüklerinden. “Hace Azizan” ve “Pir-i Nessac” isimleri ile meşhurdur. Mahmud-i İncirfagnevî hazretlerinin talebesidir. Buhara’ya 15 kilometre olan Ramiten köyünde doğdu. O devrin en büyük âlimi olan Hace Mahmud-i İncirfag-nevî’nin derslerine büyük bir aşkla devam etti. Hocasının iltifatlarına kavuştu. Manevî ve maddî ilimlerde kemale erdi. Şaşırmışların sığınağı, doğru yoldan ayrılanların rehberi, Hakk’a davet edenlerin büyüklerinden oldu. Ali Ramitenî hazretleri, silsile-i aliyyenin onikinci halkası olma şerefine kavuştu. Helal lokma kazanmak için dokumacılık yapardı. Bunun için “Pir-i Nessac” denilmiştir. Yüksek makamlar, şaşılacak kerametler sahibiydi. 715 (M. 1316) veya 721’de (M. 1321) yüz otuz yaşında Harezm şehrinde vefat etti.


Muhammed Baba Semmasî Hazretleri

Hace Ali Ramitenî hazretlerinin yetiştirdiği evliyanın büyüklerinden. Silsile-i aliyyenin on üçüncüsüdür. Babası Seyyid Abdullah’tır. Ramiten ile Buhara arasında bulunan ve Ramiten’e iki kilometre, Buhara’ya ise altı kilometre uzaklıkta bulunan Semmas köyünde doğdu. 755 (M. 1354)’te orada vefat etti. Tasavvuf ilmini büyük âlim Ali Ramitenî’den öğrendi. Onunla Harezm’e gitti. Onun derslerinde ve sohbetlerinde yetişip tasavvufta yüksek dereceye ulaştı. Hocası, kendisinden sonra irşat makamına Muhammed Baba Semmasî hazretlerini vekil bıraktı.


Seyyid Emîr Gilâl Hazretleri

“Silsile-i aliyye”nin on dördüncüsüdür. Hazreti Hüseyin’in soyundan olup seyyiddir. Evliyanın meşhurlarından olan Muhammed Baba Semmasî’nin talebesi ve Behaeddin-i Buharî Nakşibend hazretlerinin hocasıdır. Çömlekçilik yaptığı için “Külal” (Gilâl) ismiyle meşhur olmuştur. Buhara’nın Suhari kasabasında doğdu. Bazı rivayetlerde 680 (M. 1281) yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir. 772 (M. 1370) senesinde Suhari’de vefat etti. Kabri oradadır. Büyük bir âlim ve mürşid-i kâmil olup her anını İslamiyete uygun olarak geçirirdi. Pek çok kimse onun sohbetinde ve derslerinde kemale ulaşmıştır.


BehaEddin-i Buhari hazretleri

Silsile-i aliyyenin on beşincisidir. Muhammed Baba Semmasî’nin ve Seyyid Emîr Gilâl’in talebesidir. Seyyiddir. Annesinin ismi Arife’dir. Behaeddin Nakşibend hazretleri, 718 (M. 1318) senesinde Buhara’ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Arifan’da doğdu. 791’de (M. 1389) Kasr-ı Arifan’da rebiülevvel ayının üçüncü günü olan pazartesi günü vefat etti. Kabri oradadır. Bu köy bugün Buhara’nın Kağan ilçesinde bulunmakta olup Behaeddin kışlağı (köyü) olarak anılmaktadır. Şah-ı Nakşibend İslam âlimlerinin en meşhurlarından olup tasavvufta en yüksek derecelere ulaşmıştır. Hem zamanında, hem de kendinden sonraki asırlarda onun sebebiyle pek çok insan hidayete kavuşmuştur. Şahı Nakşibend hazretleri kendi kabrinden önce annesi Arife Anne’nin kabrini ziyaret edilmesini vasiyet ettiğinden, ziyaretçiler buna çok ehemmiyet göstermektedirler.