BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Türkiye-İsrail-Kıbrıs üçgeninde yaklaşan Doğu Akdeniz krizi

Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
İSTANBUL'DA DEMİRLİ Mavi Marmara (Palmer) Raporunun basına sızdırılmasından sonra Türkiye'nin İsrail'e karşı beş maddelik tedbir paketi açıklanmıştı. Mavi Marmara gemisi halen İstanbul'da demirli. ETKİNLİĞİMİZ ARTACAK İsrail'e karşı ilan ettiğimiz, "Türkiye Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü tedbiri alacaktır" ifadesi, Türkiye'nin önümüzdeki günlerde Doğu Akdeniz'deki etkinliğinin artacağının habercisi gibi. İŞ BİRLİĞİ YAPMALIYIZ Türkiye, ABD nezdinde sürdürdüğü diplomatik girişimleri yoğunlaştırmalı, Akdeniz'de bir an önce 200 deniz mili uzunluğunda Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmeli ardından Filistin KKTC ile bu alanda iş birliği yapmalıdır. BM, Mavi Marmara (Palmer) Raporunun basına sızdırılmasından sonra Türkiye'nin İsrail'e karşı ilan ettiği beş maddelik önlem paketi içinde yer alan "Doğu Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan sahildar devlet olarak, Türkiye Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacaktır" ifadesi, Türkiye'nin önümüzdeki günlerde Doğu Akdeniz'deki etkinliğinin artacağının habercisi gibi gözüküyor. Bu ifade, Gazze'ye uygulanan İsrail ablukasının Türkiye tarafından tanınmamasıyla ve İsrail'in, BM raporunda yer alan "Gazze ablukasının yasal olduğu" değerlendirmesini uluslararası alanda tanıtmasını engellemekle ilişkili olduğu kadar, Türkiye-İsrail-GKRY üçgeninde enerji kaynaklarının paylaşımı konusuyla da yakından ilgilidir. EN UZUN KIYI TÜRKİYE'DE Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'nin "Akdeniz'e en uzun kıyısı bulunan sahildar devlet" olduğunu belirtmesinin elbette bir sebebi olmalıdır. Bugüne kadar, Kıbrıs meselesi sebebiyle, Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmemiş olan Türkiye'nin, önümüzdeki dönemde bu adımı atabileceğinin ilk sinyali, bu açıklama içinde aranmalıdır. Zira MEB'nin hesaplanmasında kullanılan başlıca kriter, ilgili devletin sahil uzunluğudur. Türkiye'nin -Ege meseleleri sebebiyle- taraf olmadığı ama MEB'e dair hükümleri genel uluslararası hukuk ilkeleri haline gelmiş olan 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) göre, Türkiye Akdeniz'deki 12 millik karasularının bittiği yerden itibaren 200 millik MEB ilan etme hakkına sahiptir. Diğer yandan, Yunanistan ve GKRY Akdeniz kıta sahanlığında tek taraflı hak iddia etmekte ve ciddi girişimler yürütmektedir. Prof. Dr. Sertaç Başeren'in bir çalışmasına göre Türkiye'nin kendi bölgesinde yer alan, 145 bin kilometrekarelik kıta sahanlığının, 71 bin kilometrekaresini Yunanistan'a ve 33 bin kilometrekaresini de GKRY'ye kaptırma tehlikesi baş göstermiştir. KAYNAKLARI ARAŞTIRALIM Türkiye, Akdeniz'de MEB ilan etmesi durumunda, sahillerimizden 212 mile kadar uzanan bir sahanın sularında, deniz yatağında ve toprak altında "canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklara" sahip olacaktır. Ayrıca Türkiye, "MEB'deki canlı kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularındaki egemen haklarının kullanılmasında, sözleşmeye uygun olarak kabul ettiği kanunlara ve kurallara riayeti sağlamak için gemiye çıkılması, geminin denetimi, gemiye el konulması ve hakkında dava açılması da dâhil olmak üzere, gerekli bütün tedbirleri alabilecektir." YUNANİSTAN FAALİYETTE Türkiye Akdeniz'de bugüne kadar MEB ilan etmemişken, GKRY 2004'te 200 millik MEB ilan etmiş ve Akdeniz'e sahildar bazı devletlerle, Türkiye'nin tanımadığı MEB paylaşımı anlaşmaları yapmıştır. Zira BMDHS'nin 74. maddesi "sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında MEB'in sınırlandırılmasının, hakkaniyete uygun bir biçimde, anlaşmayla yapılacağını" öngörmektedir. Sözleşmenin taraflarından olan GKRY, bu hükümden hareketle, Lübnan, Mısır ve İsrail'le anlaşmış durumdadır. Dahası GKRY kendi MEB'i olarak ilan ettiği alanda petrol ve gaz arama faaliyetlerini başlatmıştır. Türkiye'nin ABD nezdinde yaptığı ısrarlı girişimlerin sonuç vermemesi halinde, bir Amerikan şirketinin çok yakında deniz tabanında arama çalışmalarına başlayacağı bilinmektedir. AKDENİZ ENERJİ KAYNAĞI Hal böyle iken, Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlik, GKRY ile İsrail arasında doğal bir yakınlaşmanın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Türkiye'nin İsrail'e karşı önlem paketini açıklamasından bir hafta önce, 24-25 Ağustos'ta İsrail'i ziyaret eden GKRY Dışişleri Bakanı Erato Kozakau-Marcouillis, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman'la bir araya gelmiş, görüşmelerde iki ülke arasında imzalanan MEB anlaşması da yoğun olarak ele alınmıştır. Ziyaret sonrası yapılan açıklamalarda, İsrail ve GKRY'nin "iki ülkenin yararına ve uluslararası hukuka uygun olacak şekilde Akdeniz'de enerji kaynakları aramaya ve bunları çıkarmaya en kısa zamanda girişecekleri" dile getirilmiştir. HAK İDDİA EDİYORLAR Doğalgaz ve petrol rezervleri açısından çok zengin olan Doğu Akdeniz'e kıyıları bulunan bazı devletler çoktan kıta sahanlığı üzerinde hak iddia etmeye başlamış, MEB anlaşmalarını yapmış ve arama faaliyetlerine girişmişken, Akdeniz'e en uzun sahili bulunan Türkiye'nin, üstelik enerji bakımından dışarıya bu kadar bağımlıyken, daha aktif olması beklenir. Dolayısıyla, kıyılarımızın hemen açığındaki bu zenginlikten hakkımıza düşen payı alabilmek için en az beş adımı gecikmeden atmamızın uygun olacağı değerlendirilebilir. NELER YAPILABİLİR?.. > Birincisi, Türkiye GKRY'nin, KKTC'nin haklarını tamamen göz ardı ederek verdiği arama ruhsatının geçersizliğini teminen uluslararası alanda ve ABD nezdinde sürdürdüğü diplomatik girişimleri yoğunlaştırmasıdır. Fakat arkasına AB desteğini de alan GKRY'nin bu tutumundan caydırılması çok mümkün görülmemektedir. Kaldı ki, GKRY, tanımadığı KKTC'yi de bir şekilde sürece dâhil etse, mesela "Kıbrıs meselesi çözülene kadar Türk tarafına düşen kazanç miktarını uluslararası bir hesapta bloke etse" bile (kaldı ki, böyle bir niyetleri zaten yok) Türkiye sürecin dışında tutulmaya devam edecektir. Demek ki, tek başına GKRY'yi diplomatik alanda engellemeye çalışmak, Türkiye açısından istenilen neticeyi doğurmaz. > İkincisi, Türkiye imzacısı olmadığı BMDHS'ye değil ama uluslararası deniz hukukunun genel kurallarına dayanarak, Akdeniz'de bir an önce 200 deniz mili uzunluğunda MEB ilan edebilir. Kıta sahanlığı üzerinde egemenlik haklarını tescil edecek adımları atabilir. > Üçüncüsü, Türkiye ile KKTC arasında geciktirilmeden bir MEB paylaşım anlaşması yapıp, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın, Türkiye ve KKTC'nin uygun göreceği "ortak" alanlarda petrol ve gaz aramaya derhal başlaması sağlanabilir. Çıkarılacak gaz ve petrolden elde edilecek gelirin Türkiye ve KKTC arasında hakkaniyete uygun olarak paylaştırılması anlaşmayla düzenlenebilir. Bu adım, Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda Türk ve Rum tarafları arasında devam eden görüşmelerde KKTC'nin elini güçlendirecektir. > Dördüncüsü, İsrail'in Gazze ablukasını tanımadığını açıklayarak, Gazze'nin -deniz alanıyla birlikte- Filistin'in bir parçası olduğunu kendi politikasında resmen tescil eden Türkiye, BM Genel Kurulu'nun önümüzdeki haftalarda -büyük ihtimalle- Filistin'i tanımasının ve BM'ye üye yapmasının hemen ardından bu devletle MEB anlaşması yapmak için adım atabilir. > Beşincisi, son aylarda yaşanan gerginlik sebebiyle bugün itibariyle Türkiye'nin Suriye'yle Akdeniz'deki MEB paylaşımı konusunda bir girişimde bulunması mümkün gözükmemekle birlikte, önümüzdeki dönemde bu ülkeyle de benzer bir anlaşmanın, en azından anlayış birlikteliğinin yolu aranabilir. Lübnan da aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Türkiye bu manevraları yapmazsa, hâlihazırda Lübnan'la MEB anlaşması yapmış olan GKRY'nin önümüzdeki dönemde Suriye'yle de aynı yola girebileceği gözden kaçırılmamalıdır. SAATİ DURDURMAK ELİMİZDE Türkiye'nin bu adımları atmakta, özellikle Akdeniz'de MEB ilan etmekte gecikerek, kaybettiği her gün, Akdeniz'e sahildar diğer devletlerin tek taraflı ya da birbirleriyle iş birliği halinde, Türkiye'nin de hak sahibi olabileceği alanlarda daha avantajlı hale gelmelerine yol açmaktadır. Bu ise Akdeniz'in Türkiye'ye büyük ölçüde kapanmasına sebep olabilir. Doğu Akdeniz'de aleyhe çalışan saati durdurmak Türkiye'nin elindedir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
505376 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/505376.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT