BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Üç kafadar arkadaş iz peşindeydiler!..

Dürdane "Dilenci kılıklı adam burada sır oldu, uçtu sanki" dedi arkadaşlarına...
 
 
Hurufi de Kripto da yeni köşkü çok beğenmişlerdi. Hem şehir merkezine yakın, hem de büyük, sağlam ve güvenliydi. Yeteri kadar oda, hol, mutfak, kiler, hamam ve diğer bütün bölümler her ihtiyaçlarını rahat karşılayabilecekleri bir şekilde donatılmıştı. Hepsinden de en önemlisi Padişah-ı şahanelerinin hediyesi olmasıydı.
Bundan sonrası kendilerine kalmıştı. Bu nimeti bolca ayaklarına seren Sultana, sebep olanlara dua edecek, onların işaret buyurdukları hizmetleri yapmaktan geri kalmayacaklardı güya...
           ***
Gülşah, Dürdane, Perihan üç kafadar arkadaş bir iz peşindeydiler. Arkadaşlarının daha önce tespit ettikleri birinin evine gidecek, duyduklarını, gördüklerini birinci ağızdan dinleyip, not edecek ve Doğan’a haber vereceklerdi.
Bursa sokaklarında ellerinde sepetler yürüdüler. “Ha biraz daha gayret!” dedi Dürdane. “Şu tepeyi aştık mı işimiz kolaylaşacak. Oradan öte yol iyidir.”
Tahminen yarım saat daha yürüdüler güle oynaya. Ayaklarının altında küçük taşlar, kil, kireç karışımı topraklar sökülüyor, bayır aşağı yuvarlanıyordu. Büyük bir dut ağacının yanına gelince durdular.
- İşte! diyen Dürdane eliyle Kızıl Köşk’ü gösterdi.
- Kiremit rengi bir konaktan başka bir şey görünmüyor ortalıkta, dedi Perihan.
Yeni çiseleyen yağmurla yerler kısmen çamurlaşmıştı. Ayaklarının altındaki ince bir tabaka nalınlarına yapışıyor, güneşten kavrulmuş toprağı dışarı çıkartıyordu. Bu hâl, yürümelerini zorlaştırsa da yılmadan, bıkmadan yollarına devam ettiler. Yaptıkları vazifenin ne kadar kıymetli olduğunu çok iyi biliyorlardı. “Güzel vatanımız yalnız Sultanın, vezirlerin, Doğan Bey’in değildi. Herkesindi, hepimizindi. Öyleyse yapabileceğimizi yapmalıydık. Akıncılar küffâr içlerine seferler yaparken, bizler de Bursa’mızda dönen dolapları neden su yüzüne çıkarmayalım ki!..” diye düşünen üç ahbap kız, yağmurun etkisiyle toprak rengi akmaya başlayan derenin yanına kadar geldiler.
- Buradan sonra ne tarafa gideceğiz? dedi Gülşah. Çevreyi çok iyi bilen Dürdane, kendini daha bir sorumlu hissediyordu. Sanki bu araştırmanın rehberi, emiri gibiydi. Öyle de davranıyordu. Gülşah’ın sorusuna beklemeden cevabını verdi;
- Daha ilerisi yok.
- Nedenmiş? Boşuna mı geldik yoksa?.
- Hayır.
- Ya ney?
Önüne bakarak başını salladı Dürdane.
- Dilenci kılıklı adam burada sır oldu, uçtu sanki, dedi. Yaz yağmurunun ardından püfür püfür serin bir rüzgâr esti. Birer yeşil çadır gibi görünen çamları ve diğer meyve ağaçlarını titretti. Kızlar örtülerini daha bir sıkı kavradı, birbirlerine iyice sokuldular. Bursa’nın oldukça dışında kalan bu patika yol, eskiden beri tekin değildi. Buralara ait anlatılan esrarlı menkıbeler, ne kadar cesur olsalar da üç kafadarı etkiliyor, biraz da korkutuyordu. Sessizliği Gülşah bozdu;
- Anlat bakalım Dürdane. Bu dilenci de kimdir ve nasıl sır oldu? DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
605475 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/605475.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT