BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kadın, Gülşah’tan yanaymış gibi bir tavır sergiliyordu!..

"Ah Gülşah kızım, sana talip Erkara gibi bir beyzade varken. Sen illa da Doğan Bey der durursun!.."
 
 
Erkara’nın altın verdiği kadın, yalnız Gülşah’ın duyabileceği şekilde yanındakine bir şeyler fısıldadı.
- Derler ki, Doğan Bey esir edilmiş.
- Diyenlerin ağzı kurusun. Şehid edilmiş diyenler de var!
- Ha esir edilmiş, ha da… Dilim varmıyor kız. Buralarda yok işte. Kolay kolay da olmayacak. Ne farkı var? Evinde çoluk çocuğunun başında bulunamayacak hiçbir zaman. Yine bir yerlere gidecek… Kelle koltukta cenk edecek…
- Onun işi o.
Kadın, daha bir cesaretini toplayıp, Gülşah’tan yanaymış ve acıyormuş gibi bir tavırla, iyice kulağına eğildi;
- Ah Gülşah kızım, sana talip Erkara gibi bir beyzade varken. Sen illa da Doğan Bey der durursun!..
- !!!
Gülşah’ın canı sıkıldı. Saçını, başını yolup, haddini bildirmek mümkündü ama edebinden ve ailelerin birbirine düşman kesilmesinden korkuyordu. Zoraki yutkundu. Cevap verecek hâlde değildi. Üzgün ve tedirgin bir şekilde derin nefes aldı.
Gülşah’ın bakışlarından, hâl ve hareketlerinden rahatsız olan kadın, bir tatsızlığa meydan vermemek için de konuşmasını yarıda kesti. Zaten diyeceğini de demişti.
                             ***
                  YİĞİT DOĞMAK
Pastırma sıcaklarının devam ettiği günlerden bir gün. Güneş ölgün ışıklarını son gücüyle ormanın üstüne ve içindekilere saçarak, ısıtmaya devam ediyordu. Kızıl yakut gölgelerin çevrelediği, on harman yeri büyüklüğündeki gölün parlak, ayna gibi yüzeyini yer yer kaplayan nilüferler, berrak suya öpücükler kondurarak, pembe rüyalar içinde uyuyor gibiydi. Öbek öbek uzanan, su kuşlarının, bülbüllerin artığı böğürtlenleri toplamakla meşgul olan Çekirge Ali, buz gibi suyun kaynadığı gözenin yakınındaki, yosun tutmuş, büyük taşın dibinde yanan, dumanları helezonlar çizerek gökyüzüne yükselen ateşe baktı.
Dudaklarında Doğan Bey için yakılmış hasret türküsü, elinde şişe dizdiği koca bir yaban keçisini, yanan ateşte durmadan çeviren Atmaca Nuri, gözlerinden dökülen yaşlara mâni olamıyordu.
 
Doğan Beyimin üç buçuk arşın şeridi şeridi.
Arkadaşları vurdu da kalktı yürüdü yürüdü.
Vicdansızlar kara yerde sürüdü sürüdü.
Ha bu dağları duman bürüdü bürüdü.
 
Tam bu esnada Erkara ve adamları, gizlendikleri yerden çıktı. Çekirge Ali’yi yakalayıp, bağırmasına fırsat vermeden ağzını gözlerini el ve ayaklarını bağladılar. Her şeyden habersiz Atmaca Nuri, türkünün birini bırakıp birine başlıyordu.
 
Yollar yollar tozlu yollar.
Hançerleri kında saklı yiğit kullar.
Kılıç tutan aklı, paklı, güçlü kollar.
Dile gelsin kızıl kumlu, engin çöller.
Nar gibi kızaran gövdeye vınlayarak saplanan üç okla sustu. Kayanın dibine siperlendi. Kılıcını yoklayıp, yayını aldı, bir ok yerleştirdi. Siperinde beklerken, bu acayip şakayı kimin yapabileceğini anlamaya çalıştı. Bir müddet sessizlik oldu. Sonra durgun göle atılan bir taş “blup..” diyerek sulara gömülürken, Atmaca da gayriihtiyari o tarafa baktı. İyice saklandı... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
607031 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/607031.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT