BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Gülşah, düşlerinde hep Doğan’ını görüyordu...

“Hayırlı geceler, tatlı rüyalar güzelim…” dedi uyuyan arkadaşına. Gülümsedi Sarıkız.
 
 
Serçetutan’ın işaretiyle, iki doru atın çektiği kıldan küçük bir ev gibi kapatılmış mütevazı kızak hareket etti. Sakin ve ıslak adamlar, büyük kalpaklarının sarkan kıvrımlarını sallayarak, gözleri yerde, atların yanı sıra yürüyorlardı. İnişli, çıkışlı dar yollardan geçerek kestirmeden bir çırpıda hanın önüne geldiler. Zorlanarak kızaktan inen Doğan Bey’e destek olup hanın kapısı önünde bir gölge gibi duran Mahperi’nin şaşkın bakışları arasında aceleyle içeri soktular.
Herkes yağan kara aldırmadan üzerine düşeni yapmanın derin mutluluğu içindeydi bu gün.
                  ***
          ACAYİP RÜYA
Alaca karanlık içinde küt, siyah bir şatonun belli belirsiz hayali gibi, kar yüklü dalların yerlere kadar eğildiği bahçede yükselen konak, hâlâ uyanıktı. Uzaktan yakından horozların ortalığı inleten gaydalı sesleri, seherin hafif rüzgârına karışıyor, derin bir uğultu hâlinde Uludağ’a çarparak eriyordu. Kederli ulumalarıyla ölümü hatırlatan irili ufaklı köpek sürüleri, koyu bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter artırıyordu. Gri gök kubbeye destek oluyormuş gibi uzanan lacivert dağlar, gittikçe koyulaşıyor, uzaklaştıkça kararıyordu.
Kar katmanları altında yamaçlardaki dağınık gölgeler, kuşsuz pamuk tarlasına dönmüş ormanlar, hıçkırıkları kesilmiş buz tutmuş dereler, kaybolmuş yollar, ıssız korular, sanki korkunç bir fırtınanın patlamasına gebe gibiydi.
Gülşah, yarı uyanık, yarı uyku hâlinde dalıp gitmişti ötelere. Sarıkız esneyerek Meryem’e seslendi:
“Uyudu galiba. Haydi biz de biraz kestirelim.”
“Doğru dersin. Yoksa namaza kalkamayız.”
“Biraz daha beklesek de borcumuzu ödeyip öyle mi yatsak acaba?”
“Fazla değil başımın ağrısı geçene kadar.”
“Ben odamda beklerim.”
“Sen bilirsin.”
“Haydi hayırlı geceler.”
“Sana da.”
Sevgili arkadaşlarının üzerine kalın yün yorganı usulca örterek odalarına çekilirken dönüp bir daha bakan Meryem:
“Hayırlı geceler, tatlı rüyalar güzelim…” dedi uyuyan arkadaşına. Gülümsedi Sarıkız.
Gülşah Hanım, Doğan Bey’le ilk karşılaşmasını ve evlenmeye kadar uzanan yüksek, esrarlı sevdalarını, bitmez tükenmez hâtıralarını anlatırken göz kapaklarına mâni olamamış, uyumuştu. Gece kadar karanlık ve derin düşlerinde hep Doğan’ını görürdü. Onunla avunur, rahatlar ve hayata bağlanırdı dolu dolu.
Bu sefer de yine sevdiği erkeği vardı ama sisler, bulutlar arasından tam seçemiyordu. Yanına gitmek istediği hâlde bir türlü yaklaşamıyor, elinden tutamıyordu her nedense.
Sonra cıvıldayan tarlakuşlarının yuvalandığı ekin deryaları içinde yürüdü yüzercesine. Ebemkuşaklarının altından defalarca geçerek epey gitti. Haykırarak; “Geçtim! Geçtim!” diye bağırıyor lâkin sesi soluğu çıkmıyordu. Bilmem kaç kere sıra sıra dağlar, derin vadiler aştı. Karlı, buzlu çaylardan, ırmaklardan sonra birden pek uzaktan Tebriz’in aydınlık surlarını gördü. Yürüdü… Yürüdü… Büyük bir hanın yakınından, genişçe bir çiftliğin önünden hızlı adımlarla uzaklaşırken dönüp baktı. Kocaman azgın köpekler arkasından koşuyor, gırtlaklarını yırtarcasına havlıyordu. “Gün doğuncaya kadar şurada kalayım. Erkenden şehre girerim,” dedi ve çiftliğe saptı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608426 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/608426.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT