BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yersiz alınganlık büyük ziyanlara yol açtı...

Ülkemizde Cumhurbaşkanı-Başbakan uyuşmazlığı ilk defa yaşanmıyor. Bülent Ecevit her ne kadar toplantıyı terk eder etmez bu yönde ifadeler kullandıysa da doğrusu öyle değil. İlk ihtilaflar, Atatürk'le İnönü arasında yaşanmıştı. Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın arkadaşı Mustafa İsmet İnönü'ye kırgın olarak vefat ettiğini iddia edenler bile vardır. Sonra Bayar'la Menderes arasında görülüyor. Ki bunlar da yakın arkadaş. CHP'den birlikte istifa etmiş, DP'yi birlikte kurmuş, birlikte 14 Mayıs 1950 Beyaz İhtilalini gerçekleştirmişler. Buna rağmen Osmanlı Hanedanı kadın azalarının yurda dönmelerine dair kanun teklifine Celal Bayar'ın karşı çıkması Adnan Menderes'i istifaya sürüklemişti. 70'li yıllarda Başbakan Süleyman Sırrı Demirel'le Cumhurbaşkanı Sabit Fahri Korutürk'ün ters düşmelerine de zaman zaman şahid olduk. Hatta "zaman zaman" yerine sık sık demek daha doğru olur. Sık sık imza krizleri çıkardı. Cumhurbaşkanının bazen Başbakanlıktan gelen evrakı imzalamayarak günlerce beklettiği olurdu. Cumhuriyet tarihinin en sert kavgaları Demirel-Özal arasında yaşandı. Bir zamanlar ağabey-kardeş kadar birbirine yakın iki isim Başbakan Süleyman Demirel ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasındaki ağız dalaşları '90'ların siyasi akışına damgasını vurmuştur. Demirel'e göre Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Cumhurbaşkanı değil "Çankaya'nın şişmanı"dır. Devrin Başbakanı, devrin Cumhurbaşkanına bir kere bile unvanı ile hitap etmedi. Bu şekilde anmadı. Halbuki TBMM, O'nu oraya yollamıştı. Daha geriye, klasik Osmanlı dönemi ile evvelki Türk Sultanlıklarına gidildiğinde bu gibi hallerdeki sürtüşmelerde Sadrazamın başını cellada uzatması ile sonuçlandığını görmekteyiz. Dolayısıyla yaşanan ilk değildir. Ve demek ki ne kadar sevimsiz de olsa geleneklerimizde de vardır. Çünkü devleti yönetenler de insandır. İnsan kavga da eder. Hadi mantık kaidesini işletelim. Ahmet Necdet Sezer de Mustafa Bülent Ecevit de insandır. Öyleyse onlar da kavga eder. Tastamam böyle. Kavga olmasa da ilk geçimsizlikleri KHK'lar yüzünden oldu. Ecevit ne çetin kayaya çattığını ilk defa o zaman "Sez"di. Halbuki, O, açıklasa da açıklamasa da haliyle kendini Cumhurbaşkanının veli nimeti görüyordu. Son soğukluk DDK'nın yıldırım hızıyla devreye sokulması ile başladı. Devlet Denetleme Kurulları, bankaları denetleyen Kurulları denetleyeceklerdi. Ecevit, örtülü bir biçimde rahatsızlığını açığa vurdu. Fakat Çankaya oralı olmadı. DDK'ları teşkilatlandırmaya başladı. MGK Esas itibariyle "Ulusal Belge" için fakat aynı zamanda beyaz Enerji kriziyle toplanıyordu. Jandarma düğmeye kendisinin bastığı iddiasını bırakmamıştı... Kısacası. Cumhurbaşkanı yolsuzlukların varlığı ile yargıya müdahaleden hoşnut değildi. MGK Bu atmosferde toplandı. Ve olanlar oldu. Olan şudur: IMF Türkiye'deydi. Yüklü bir kredi alınacaktı. İhaleler vardı. En kötüsü ekonomik kriz yaşanıyordu. Derken bir de buna Başbakanla Cumhurbaşkanının kavgalarıyla doğan siyasi kriz eklendi. Başbakanın sinirlenerek MGK'yı terk ettikten sonra yaptığı ayak üstü açıklamada Cumhurbaşkanının kendisine "terbiye dışı bir üslupla" hitap ettiğini ilân ettiği ân Türkiye bir kere daha dibe vurdu. Halbuki devlette sır denen bir umde vardır. Bu kadar aceleci olmak şart mıydı? Uzun süre herkes merakta kaldı. Acaba o "terbiye dışı üslup"la söylenmiş sözler nelerdi? Terbiyeli, hatta içine kapalı bir insan olan Ahmet Necdet Sezer, Başbakana ne demişti? Nihayet akşamüzeri anlaşıldı. Söylenen veya sorulan veya izah edilenler gayet normal cümlelerdi. Ne terbiye dışılık vardı ne de benzeri bir kelime. Anormal olan Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakana hitap ederken Hüsamettin Özkan'ın araya girip "Başbakana böyle hitap edemezsiniz!" demesidir. Bu yersiz ve lüzumsuz bir işgüzarlıktır. Başbakan kendini savunmadan aciz mi ki bir Bakan böylesine sert bir ifadeyle devletin başına dikleşiyor? Ecevit, siteminde muhatabını yanlış seçmiştir. Bu yanlışlıkla da meşhur alınganlıklarından birini daha göstererek büyük zararlara yol açtı. Bir insan 7'sinde neyse 70'inde de odur. 12 Martın kendisine karşı verildiği iddia edecek kadar unutulmaz bir davranış gösteren CHP Genel Sekreteri, 20 yıl sonra bugün de Cumhurbaşkanının görevini yapmasına kızıyor... Sayın Cumhurbaşkanı dikkatli olmalı. Bundan böyle bütün planlar kendisini istifaya zorlamak içindir. Böyle bir yola şartlar her ne olursa olsun gitmemeli. Eğer istifa ederse devamında bu defa başka türlü bir müdahale gelebilir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
99271 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/99271.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT