BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Oktay Sinanoğlu

Süleyman Doğan
Facebook
26 yaşında "dünyanın en genç profesörü" unvanını alan Oktay Sinanoğlu vefat etti. Allah’tan rahmet diliyorum. Merhumu 20 yıl önce tanımış, birkaç kez bir araya gelmiş ve mülakat yapmıştım. İyi bir eğitim almış ancak kökünü unutmamıştı. Türk kimliği ve Türkçe âdeta onun sevdasıydı. Genç yaşta gittiği ABD’de 25 yıl çeşitli üniversitelerde hocalık yaptı. Türkiye’de ise benim de görev yaptığım Yıldız Teknik Üniversitesi’nden emekli oldu. Sinanoğlu bir kuram ve model oluşturdu. Sinanoğlu’nun ortaya koyduğu ve bana da uzun uzun anlattığı bazı hususların altını çizerek siz aziz okurlara aktarmak istiyorum. Sinanoğlu’nun üzerinde ısrar durduğu konu Türkçe idi. Müstemleke ülkeleri hariç eğitim dili ancak o ülkenin kendi öz dilinde yapılacağını, kendi dilini ve tarihini yanlış bilen, kendine güveni olmayan, sömürge ruhlu ve hiçbir şey düşünmeyen nesillerin endişesini bütün benliğinde taşıyor ve yaşıyordu. İşte Sinanoğlu ile yaptığım söyleşiden önemli tespitler:
“Türkiye’nin problemi ne iktisadidir ne de siyasidir. Asıl mesele bazı çevrelerin empoze ettiği aşağılık duygusunu eğitim yoluyla bertaraf etmektir. Eğitim yoluyla çocuklarımıza sorgulamak ve bir şey bulmak hissi verilmiyor. Okullarımız kendine güvenen ve kendi meselesini çözebilen nesiller yetiştirmiyor.”
“Osmanlı Devletini yıkan yabancı dille eğitim yapan misyoner okullarıdır. İngiliz misyonerlerden Browing gibi şahıslar Türk eğitim sistemini bozdular. O nedenle İngilizler Browing’e en yüksek onur nişanı verdiler. Yabancı dille eğitim bir milletin intiharı ve mandacılıktır.”
“Türkiye’de yoğun bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılıyor. Önce İslam’ı kötü göstermek, ardından boş kalan alana Hıristiyanlığı yerleştirmek istiyorlar. Dilini, tarihini ve kültürünü önce kötü göstereceksin ve ardından Hıristiyanlığı yerleştireceksin. Bu Batı’nın klasik bir taktiğidir. Dilimize, dinimize ve kültürümüze sahip çıkmamız gerekir.”
“Amerika’ya ilk gittiğimde her tarafta Kiliseler görünce çok şaşırmıştım. Demiştim ki, hayret bunlar ne geri millet. Hani bize öyle öğretmişlerdi ya! Ama Amerika’da dinlerini bırakmadıklarını görünce kafam dank etti. Biz kendimizi bilirsek daha haysiyetli oluruz diye düşündüm ve kendime geldim. Türkiye bir taraftan İslam dünyasıyla diğer taraftan Türk dünyasıyla birlik oluşturursa dünyanın birinci gücü olur.”
Oktay Sinanoğlu’nun ortaya attığı bir başka görüş Kızılderililer’in Türk olduğu söylemiydi. “ABD’de benim gibi diğer araştırmacıların tespitlerine göre Kızılderililer Türk’tür. Kızılderililer üç dalga halinde Sibirya’dan ABD’ye gelmişler. Bunların gelenek ve kültürlerine baktığımızda eski Türk kültürünü görmek mümkündür. Kızılderililer aynen Asya Türker’ine benzer.”
“ABD’nin meşhur Yale Üniversitesinde 1960 yılında hoca olarak çalışmaya başladığımda iki elin parmak sayısını geçemeyen gizlenmiş Yahudi hocalar vardı. Çünkü Avrupa’da olduğu gibi Amerika’da da Yahudileri sevmezler ve istemezler. 1990’lı yıllarda gittiğimde Yale’de Yahudi olmayan hocalar bile Yahudileşmişler. Dünyada bir Yahudileşme temayülü başlattılar.”
Oktay Sinanoğlu gök kubbede hoş bir seda bırakarak aramızdan ayrıldı. Nur içinde yatsın...

REKTÖRLER KONUŞUYOR
“Malatya Modeli” geliştirdik. Model alan değil, model olan bir üniversiteyiz. Üniversitenin Malatya’ya katkısı en az 1 milyar Türk lirasıdır. Malatya’yı; İnönü Üniversitesiz bir il düşünmek mümkün değildir. Üniversitemiz bilim, kültür, halk ve sanayi iş birliğinin en güzel örneğidir. 
lkemizin saygın ve köklü üniversiteleri arasında yer alan İnönü Üniversitesi 1975 yılında kurulmuştur. Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik, Malatya İnönü Üniversitesi’nin model alan değil, model alınan bir üniversite olduğunu söyleyerek, üniversitenin kırkıncı yılını 40 ayrı proje ve yatırımla kutladıklarının altını çiziyor. Yerleşkenin tam ortasından iki kilometrelik Bilgeler Yolu geçiyor. Bilgeler yolunu gezdiren Rektör Çelik,  yolun sağında ve solunda sıralanan fakülteleri tanıttı. Yolda yürüyen öğrencilerle selamlaşıyoruz. Bu geniş Bilgeler Yolu, Bilge Kağan’la başlıyor ve Âşık Veysel ile son buluyor. Rektör Çelik fen bilimci olmasına rağmen sosyal alanla da oldukça ilgili bir entelektüel portre çiziyor. Senato toplantılarını kasabalarda yaptıklarını belirten Çelik,  Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ünsal Özgen ve Turgut Özal Tıp Merkezi Hastanesi Başhekimi Yard. Doç. Dr. Mehmet Aslan ile görüştürdü ve tıp alanında yaptıkları önemli projeleri dile getirdi. Rektör Çelik’le yaptığım söyleşi ile baş başa bırakmadan önce gerek tanıtım konusunda ve gerekse söyleşiye katkıda bulunan Rektör danışmanı Doç. Dr. Cafer Mum’a teşekkür ediyorum. 
Üniversitenizi nasıl tanımlıyorsunuz?
1975 yılından bugüne hızla gelişen ve büyüyen üniversitemiz, bugüne kadar 80 binin üzerinde mezun vererek ülkemizin bilim, düşünce, sanat, ekonomi ve sosyal alanlarında kendini ispat eden on binlerce nitelikli insan yetiştirmiştir. İnönü Üniversitesi, bugün de yüksek eğitim imkânları ve giderek artan başarı ivmesiyle Doğu’dan Batı’ya ülkenin aydınlık geleceğine katkı sağlamaya devam etmektedir. Kampüs alanı; nitelikli eğitim tesisleriyle olduğu kadar, çok amaçlı kültür salonları, sosyal tesisleri, spor ve rekreasyon alanları ile öğrencilerin ders dışı zamanlarını en verimli biçimde değerlendirmelerine imkân sunmaktadır. Engellilere yönelik eğitim ve uygulama merkezlerinin yanında ‘Engelsiz Kampüs’ çalışmasıyla da Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biridir. Girişimci ve yenilikçi bir üniversiteyiz. 
Sayın hocam rektörlüğünüzün ikinci dönemindesiniz. Siz üniversiteyi nereden nereye getirdiniz?
Ben üniversiteye geldiğimde üniversitenin bütçesi 112 milyon TL idi. Şimdi bütçesi 300 milyon TL’dir. Araştırma projelerine de bu yıl 15 milyon TL ayırdık. Biz Türkiye’de yatırım bütçesinden en fazla para alan birkaç üniversiteden birisiyiz. Üniversitelerin yatırım miktarları yüzde 20 artarken, bizim artış oranımız yüzde 51. İşte üniversite yönetmek, üniversitenin en üst düzeyde hizmetkârı olmak böyle bir şey. Biz kazandıklarımızı ve kaynaklarımızı çalışanlarımızla paylaşıyoruz. 
Üniversiteler, her türlü düşüncenin hür ve bağımsız olarak söylendiği, her türlü sorunun korkmadan cevaplandırıldığı yerlerdir. Eğer insanlar birbirlerine, çevreye zarar vermiyorlarsa onların konuşma hürriyetleri, hakları vardır. Ama bunu aşanlar olursa bunun muhatabı üniversite yönetimleri değil, devletin kolluk kuvvetleridir. Üniversitemiz, kuruluşunun 40. yılını yaşadığı 2014 yılı itibarıyla fiziksel alt yapısını, akademik yıl açılış töreninde toplu açılışını yaptığı “40. Yılda 40 Proje” ile büyük oranda tamamlamış bulunuyor. Sosyal Sorumluluk Projelerine de ağırlık veren üniversitemiz, yukarıda bir kısmı hakkında bilgi verilen çalışmaları yapmaktadır.
Bazı üniversiteler konukevi açmaktan kaçınırken İnönü Üniversitesi Karagöl Otel’i son derece modern bir yapıda inşa etmiş. Burayı zarar etmeden düzgün işletebiliyor musunuz?
Daha yeni açtık. Çok düzgün bir şekilde işletebileceğimize inanıyoruz. İnönü Üniversitesi olarak 40. yılımızda yaptığımız yatırımlar 240 milyon TL’dir. Bunun 160 milyon TL’si devlet yatırımıdır. Burada Türkiye Cumhuriyeti devletine ve hükümetine teşekkür etmemiz gerekir. Bundan 15 yıl önce benim konumumda bulunan akademisyenler, bir üniversiteye yatırım için bu kadar paranın verileceğini hayal bile edemezdik. Geçen yıl bizim aldığımız yatırım parası 100 milyon TL’ye yakındır. 
Karaciğer nakli konusunda dünyanın ikinci hastanesine sahipsiniz. Bunu nasıl başardınız?
Başaracağına inanan iyi ekip oluşturduk. Karaciğer Nakil Hastanesi, dünyada tek bir organa spesifik olan bir yatırımdır. Üniversitemizde bu konudaki başarılı arkadaşlarımızın çabası, onun hükümet nezdinde ifadesi ve onlarında bize verdiği destekle ortaya çıkan bir yatırımdır. Karaciğer Nakil Hastanesi’ne 20 milyon TL daha para tahsis ettik. Bunları topladığımızda yaklaşık 100 milyon TL’ye çıkan bir yatırım olduğunu söyleyebiliriz. İnşallah bu yatırım bittiğinde, birkaç sene sonra Malatya’ya ne kadar maddi ve manevi desteğinin olduğunu göreceğiz.
İnönü üniversitesi Malatya için ne ifade ediyor?
Üniversitemizin şehre katkısı en az 1 milyar Türk lirasıdır. Yani İnönü Üniversitesi’nin olmadığı bir Malatya’yı düşünemezsiniz. Yani Malatya, Malatya olma özelliğini, vasfını koruyamaz. O açıdan üniversitenin bundan sonra da Malatya’ya maddi ve manevi katkıları devam edecektir. Şehrin gelişmesinde, medenileşmesinde ve ileriye gitmesinde üniversitenin büyük katkılarının olacağını ifade etmek istiyorum.
Türkiye’deki en büyük güneş enerji santralini yaptık. Güneş Enerjisi Santrali, üniversitemizin Ziraat Bankası’ndan aldığı kredi ve kendi öz gelirleriyle yaptığı bir yatırımdır. Durup dururken bir üniversite ne diye güneş enerjisi santrali yapar? Eğer üniversite mağdursa, çok fazla bir enerjiye ihtiyacı varsa, buna ihtiyaç vardır. Turgut Özal Tıp Merkezi büyüklüğündeki bir hastanemizin enerji sarfiyatı normal bir hastanenin 2,5 katıdır. Dolayısıyla biz yıllık 10 milyon TL’nin üzerinde sadece elektriğe para veriyoruz. O nedenle böyle bir santrali hayata geçirdik. Kısa bir sürede elektrik vermeye başladı. Turgut Özal Tıp Merkezi’nin elektrik harcamasının 3’te 1’in buradan karşılıyoruz. Yani yıllık 3,3 milyon TL enerjiden tasarruf etmiş oluyoruz. Bunun önemli bir farklılığı da, Türkiye’de bulunan ve yapılan en büyük güneş santrali olmasıdır. Bugün bundan çok daha büyük güneş enerji santralleri planlanmaktadır.  Ancak şu anda bizden daha büyük enerji santrali olan bir yer yoktur. 
Üniversitenizin proje üretiyor mu?
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu dönemdeki kadar bir başka dönemde projelere bu kadar destek vermemiştir. Ancak Türkiye’de üniversitelerden proje sayıları çok artmamıştır. Bizim üniversitemiz projelerle gündeme geldi. Türkiye, bulunduğu coğrafyada büyük bir potansiyel ve güçtür. Büyük millet olmak; büyük düşünmekle, büyük projelere sahip çıkmakla mümkün olur. Sadece lafolojiyle, meydan konuşmalarıyla büyük ülke olmaz. İnsanlar yaptıkları işlerle anılmalıdır, konuştukları laflarla değil. Arkası boş, altı dolu olmayan söylemler karın doyurmamaktadır. Ülkede sanayi-üniversite iş birliği diyoruz. Üniversite-sanayi iş birliğinin olabilmesi için üniversitenin üniversite, sanayinin de sanayi olması lazım. Yani dans ederken bile, karşınızda partneriniz olmaz ise komik duruma düşersiniz. Onun için eğer Malatya kalkınacaksa, sadece üniversite ile değil diğer kurumların da aynı heyecan, şevk ve anlayışla Malatya’nın meselelerine sahip çıkması gerekiyor. Her defasında üniversite kendi kaynaklarını kullanarak Teknopark’ı tamamladı. 20’ye yakın AR-GE şirketimiz burada hizmete başlamıştır. 
Üniversitemiz, 2014 yılında AR-GE içerikli toplam 42 proje için TÜBİTAK desteği almıştır. TÜBİTAK’tan destek alan projelerimiz, sırasıyla Fen, Mühendislik, Sağlık ve Sosyal alanlardadır. Bunlar için alına toplam TÜBİTAK desteği 5 milyon TL’dir. Üniversitemiz Bilimsel Araştırma Proje Birimi (BAP) tarafından verilen desteklerle birlikte 2014 yılında bilimsel projelere sağlanan destek toplam 18 milyon TL’dir.
Sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapıyor musunuz?
Bu toplumda devlet ve millet kaynaşması gerçekleştiğinde, devletin kurumlarını temsil eden yetkililerin toplumla doku uyuşmazlığı olmadığı müddetçe, toplumuyla hareket ettiği müddetçe bu toplumun çok şeylere kadir olduğunun ispatı sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız işbirliğidir. Bir işadamımızın Üniversitede yaptırdığı bir ilköğretim okulu var. Arkasından zincirleme olarak Malatya Park sahipleri İlahiyat Fakültesi binasını yaptılar. Onun arkasından Malatya Belediyesi ve MİAD’ın katkısıyla fakir fukaranın kalacağı 108 yataklı bir konukevi yapılmıştır. Bununla da kalmadı ve bu ivme bazı ilçelerimizde de yapılan veya yapımı devam eden meslek yüksekokullarıyla devam etmiştir. Bugüne kadar ülkemizde bir ‘Kayseri Model’inden bahsediliyordu. Ancak Malatyalılar yeni bir model oluşturdu. Bu modelin adı ‘Malatya Modeli’dir.
Toplumun değerleriyle hemhâl olacak. Anadolu üniversitelerin önündeki en büyük engel yerelleşme, büyükşehirlerdeki üniversitelerin önündeki engel ise tembelleşmedir. İlim adamlarının siyasetçilerin arkasından koştuğu değil, siyasetçilerin bilgi almak için bilim adamlarını takip ettiği bir yapının olmasını arzu ediyorum. Üniversite işini siyasiler üniversiteye bırakmalıdır. Dekan ataması ve herhangi bir idari atamaya siyasilerin müdahale etme hakkı olmamalı. Üniversite siyasetçilerin güdümünde olmamalı özerk ve özgür olmalı. 
Burada kastınız üniversitelerin tek tipleşmesi midir?
Elbette. Önemli önem üniversitelerin düşünce, bilim ve sanayiye katkıda bulunmasıdır. Dünyanın hiçbir yerinde tek tipten oluşan bir üniversite modeli yoktur. Üniversiteler ileri teknoloji üretmeli. Fikir üretmeli ve topluma yol göstermelidir. Her üniversite bir alanda saygın bir konuma gelmeli. Bunun olabilmesi içinde rüzgârlardan, esintilerden üniversitelerin etkilenmemesi gerekir. Geleneğinin oluşması ve kurumsallaşması lazımdır. 28 Şubat rüzgârında bunu yaşadık ve hiçbir faydası olmadı. Aynı tarzda hissi ve nefsi şeyleri yapmaya çalışırsak diğerlerinden farkı olmaz. 
Özel üniversitelerin özellikle İstanbul’da kümelenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok yanlış buluyorum. Özel üniversiteler Anadolu’da açılmalı. Özel üniversitelerin İstanbul’da yoğunlaşması nüfus artışına sebep oluyor. İstanbul’daki özel üniversiteler Anadolu’daki nitelikli öğretim üyelerini bir vakum gibi çekiyor. Buradaki üniversiteleri güçsüz hale getiriyor. Malatya gibi büyükşehirlerde birkaç üniversite açarak İstanbul da rahatlamalıdır. Deterjan reklamı yapar gibi özel üniversiteler reklam yapıyorlar. Ancak yapıları çok sınırlı ve bu şekliyle öğrenci çekiyorlar. Böylesine bir yapıyla bilim ve teknoloji üretilemez. 
Hedefiniz nedir?
Hedefimiz karaciğer nakli alanında dünyada birinci olmaktır. Şu anda ikinci sıradayız. Hastanemizin yıllık cirosu geçen yıl 215 milyon TL idi. Bu yıl hastanemizin cirosunda 300 milyon TL’yi hedefliyoruz. Her alanda iddialı olan bir üniversiteyi hedefliyoruz. Tematik alanda meslek yüksekokulları açıyoruz. Bu okulları da ilçelere dağıttık. Üniversiteler birbirinin aynı olmamalıdır. Her üniversite bir alanda sivrilmelidir. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Organ nakli alanında biz dünyada birinci olmayı hedefliyoruz. 

CEMİL ÇELİK KİMDİR?
Prof. Dr. Cemil Çelik, 1953 yılında Malatya'da doğdu. Çelik, Turan Emeksiz Lisesinden sonra 1976 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun oldu.19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalında 1986 yılında yardımcı doçent, 1989 yılında doçent unvanını aldı.1992-1993 yılları arasında BM bursiyeri olarak Hindistan Yeni Delhi'deki Uluslararası Genetik Mühendisliği ve Moleküler Biyoloji Merkezinde araştırmacı olarak çalıştı. Ayrıca bazı uluslararası kuruluşların desteği ile birçok uluslararası kuruluşta araştırmacı, konuşmacı ve katılımcı olarak bulundu.1996 yılında profesör oldu. 1997 yılında 19 Mayıs Üniversitesinde Engelli Çocuklar Merkezini kurdu ve 6 yıl bu merkezin yöneticiliğini yaptı. 1999-2004 yılları arasında Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalının Başkanlığı da yapan Çelik, 2004 yılında Adli Tıp Kurumuna geçti. Çelik, aynı zamanda TÜBİTAK Başkan danışmanı oldu.  Evli ve iki çocuk babasıdır. 2008 yılından beri İnönü Üniversitesi rektörlüğünü yürütmektedir.
iNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ KÜNYESİ

Projelerle gündemdeyiz
Kuruluş:?1975, Fakülte sayısı: 13
Devlet Konservatuvarı: 1, Enstitü: 5
Yüksekokul: 4, Meslek Yüksekokulu: 12
Teknokent: 1, Akademik personel: 1600
Turgut Özal Tıp Merkezinin de aralarında bulunduğu araştırma ve uygulama merkezi: 26
Öğrenci sayısı: 40 bin, yabancı uyruklu öğrenci sayısı: 850
Kampüs alanı: Merkez Kampüs 7 bin dönüm, Battalgazi Kampüsü 900 dönüm (Ayrıca ikisi şehir içinde ve 4’ü şehir dışında toplam 6 Meslek Yüksekokulu yerleşkesi). 
Müze sayısı: 3 (İsmet İnönü, Turgut Özal ve Kurum müzeleri).
Misyon: Kendi değerlerini özümseyen, evrensel değerlere açık, nitelikli bireyler yetiştirmek, yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, sanatsal faaliyetler ve sağlık hizmetleri aracılığıyla bölgesine, ülkesine ve dünyaya faydalı olmaktır. 
Vizyon: Sağlık hizmetleri başta olmak üzere; eğitim, bilimsel araştırma ve sanat alanlarında uluslararası düzeyde saygın bir üniversite olmak.
Değerler: Yenilikçilik, katılımcılık, bireysel, toplumsal ve kültürel değerlere saygı, akademik özgürlük, çevreye duyarlı, adalet ve liyakat, hesap verebilirlilik ve evrensellik.  

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
585852 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-dogan/585852.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT