BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > El-hac Mâlik el-Şahbaz

El-hac Mâlik el-Şahbaz

Hac dönüşü bir basın toplantısı yapan zenci lider, ırkçılığın çıkar yol olmadığını, kuracağı cemaate beyazların da katılabileceğini açıklar. Amerikan basınında ilk kez İslamiyet hakkında müspet yazılar çıkar ama gelgelelim ırkçılıktan başka sermayesi olmayanlar bunu hoş karşılamazlar...



Malcolm X, “Bizden niye nefret ediyorsunuz?” diye soran bir beyaz muhabire, “Bizi yüzyıllar önce buraya getiren, tarihimizden, kültürümüzden, dilimizden ayıran, hayvan gibi alıp satan beyaz adamdan nefret edip etmediğimi nasıl sorabilirsin? Bu bir tecavüzcünün iğfal ettiği kızcağıza “benden niye nefret ediyorsun” diye sorması gibi bir şeydir. Artık siyah adama söyleyecek sözünüz kalmadı. Sizin süreniz doldu, geminiz kalktı. Beyaz şeytanı çalkantılı denizlerde, sert rüzgarlar bekliyor. Zalimler devrilmeye mahkûmdurlar, beyinleri yıkanmış ‘Tom amca’lar da birlikte helak olacaklar!..” Malcolm X, bu kadar sert konuşmasına rağmen göstere göstere “kansız devrim” ibaresinin altını çizer. Aslında istedikleri çok şey de yoktur. Dertleri okumak, mevki sahibi olmak, yemek salonlarına, tiyatrolara, parklara ve... Ve bir de beyazların girdiği tuvaletlere girebilmektir, o kadar. Sen yoluna ben yoluma Malcolm X, müthiş bir hatiptir. Elijah’ın teşkilatına bir anda onbinlerce taraftar toplar. Artık televizyon programlarına katılır, siyah Müslümanlar adına ülke gündemini meşgul etmeye başlar. Elijah, Malcolm’un daha da meşhur olmasını ister, zira o ünlendikçe bağlıları artar... Malcolm insan üstü bir gayretle çalışadursun, toz kondurmadığı liderinin adı sekreterleriyle çıkar. İş dedikodu sahifelerine kadar düşünce Malcolm dayanamaz, Elijah’a bunların doğru olup olmadığını sorar. Elijah yaptıklarını saklamayacak kadar pişkindir. Malcolm ölümüne bağlandığı liderinin zaaflarını öğrenince fena yıkılır. Artık onun söylediklerini de sorgulamaya başlar ve birçok tenâkuz yakalar. Evet, Malcolm da diğer hatipler gibi bazen ölçüyü kaçırır “Beyaz adam seni Kore’ye, Almanya’ya, Pasifik’e yolladı itiraz etmedin. Sizler, kanınızı beyaz adam emredince dökersiniz. Beyaz adam, “havla” der, havlarsınız, “ısır” der, ısırırsınız. Bizim dinimiz nazik, barışçı, kanunlara saygılı olmayı emreder. Herkese saygı göster, fakat biri kalkıp da seni ezmeye çalışırsa... Onu mezara yolla!” şeklinde sert konuşmalar yapar. Hükümet özellikle “dış güvenlik” konularında konuşanlardan hoşlanmaz, çemberi daraltınca Elijah onu satar. “Malcolm da kim, öyle birini tanımıyorum” demeye başlar. Bana bir beyaz gülümsedi Cemaat içinde soğuk rüzgarlar eser, Malcolm’un etrafındaki insanlar dağılırlar. Ancak genç bir boksör (Muhammed Ali) onu yalnız bırakmaz. Malcolm arkadaşını dinler, hac mevsiminde Haremeyn’e koşar. Mukaddes beldelerde gördüğü manzara karşısında şoke olur. Çünkü burada siyahlarla beyazlar kol kola, omuz omuzadırlar. Türkler, Hintlilerle lokma paylaşır, Ugandalıyla Boşnaklar aynı sofraya otururlar. Gelene geçene su, süt, hurma uzatır, bir şeyler ikram edebilmek için çırpınırlar. Ortalık National Geographic dergisi gibi rengarenktir ve müminler kardeşleri için yaşarlar. Malcolm o günlerde hanımına yazdığı mektupta, “İnanamayacaksın ama” der: “Tenleri beyazdan beyaz insanlarla aynı bardaktan su içtim, aynı tabaktan yemek yedim ve aynı çadır altında gölgelendim. Kimse cildimin rengiyle ilgilenmedi ve ben artık ırkçı değilim. Peygamberler diyarı olan Mükerrem Beldede 72 milletin mensubu var ve hepsi de insan incitmekten çok korkuyorlar. Beyazlar bana öylesine cana yakın davrandılar ki şaşkınlıktan dilim tutuldu, ilk kez hitabetim sekteye uğradı, uzun süre konuşamadım. ABD Hükümetinin kesinlikle İslâmı tanıması gerek. Çünkü güzel ülkemizi ırkçılık belâsından kurtarabilecek tek çare budur. Kafatasçıların Almanya’nın başına neler açtığını gördük, yöneticilerimiz bundan ders almalıdırlar. Saygılarımla El-Hacc Mâlik El- Şahbaz” Hakk’ı haykırınca... Hasılı, eskiden beyazlığı bir düşünce sistemi gibi gören Malcolm X, onun sadece cilt rengi olduğunu iyi anlar. Burada ismini de değiştirir. Artık imzalarını “El-hac Mâlik El-Şahbaz” adıyla atar... Mekke’den Amerika’ya dönünce bir basın toplantısı yapar, “ırkçılığın çıkar yol olmadığını, kuracağı cemaate beyazların da katılabileceğini” açıklar. Amerikan basınında ilk kez İslâmiyet hakkında müspet yazılar çıkar. Irkçılıktan başka sermayesi olmayanlar bunu elbette hoş karşılamazlar. Onunla hesabı olan herkes, uyuşturucu tacirleri, muhabbet tellalları ve CIA ajanları birlik olurlar. Elijah, fedailerini Malik’in üstüne salar ama genç mücahid tehditlere aldırmaz. Evi kundaklanır, arabasına çarparlar, koruması başkalarının adamı çıkar, otoyolda sıkıştırırlar ve ufak ufak namlular doğrulmaya başlar. Polis buna rağmen korumayı kaldırır ve konuşma yapacağı salonlarda silah taraması yapmaz. Nihayet beklenen olur, onu hakikatleri seslendirmek için çıktığı kürsüde kurşun yağmuruna tutar, hanımı ve dört çocuğunun gözleri önünde vururlar. (21 Şubat 1965) Bakın şu güzelliğe ki, ömrü beyazlara sövmekle geçen bir zenciye en çok beyazlar ağlar. Dünya Müslümanları şehidini unutmaz, Malik kardeşlerini dualarla anarlar...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT