BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz mendil...

Beyaz mendil...

F.Bahçeli olmak başka şey, Türk futbolunu yönetmek başka şey... Bunu bildiği halde, sarı -lacivertli renklere olan sevgisi yüzünden gözünü karartan, konuşmalarında sadece “koruma ve kollama” içgüdüsü nedeniyle taraflı olma sınırlarını aşamayan Mehmet Ali Aydınlar, çareyi istifa etmekte bulsa da, ardında resmen bir yıkıntı bıraktı...



F.Bahçeli olmak başka şey, Türk futbolunu yönetmek başka şey... Bunu bildiği halde, sarı -lacivertli renklere olan sevgisi yüzünden gözünü karartan, konuşmalarında sadece “koruma ve kollama” içgüdüsü nedeniyle taraflı olma sınırlarını aşamayan Mehmet Ali Aydınlar, çareyi istifa etmekte bulsa da, ardında resmen bir yıkıntı bıraktı... “Tarihe, asla F.Bahçe’yi düşüren başkan olarak geçmek istemem.” Aydınlar‘ın istifa gerekçesinin ardından söylediği bu sözlerin açılımı şu: “Eğer istifa etmeseydim, şartlar beni F.Bahçe’yi düşürmeye zorlayacaktı. Bunu kaldıramazdım.” Türkçe’si bu... Aydınlar‘ı müthiş F.Bahçeli olması, bu kadar ince düşünceleri nedeniyle kutlamak lazım... Ama... Futbol Federasyonu başkanlığında kaldığı 7 ayda, bu sevgisi nedeni ile doğru karar verme yolunda zorlandığı, taraftarlığı bırakamadığı ve bu nedenle Türk futbolunu iyi yönetemediği gerçeği de ortada... İşte o “koruma ve kollama” içgüdüsü nedeniyle ligin 17 takımını hiçe sayması, Süper Lig‘in geleceğini asla düşünmemesi; play-off denen ucubeyi bu ülkenin başına musallat etmesi; sınırsız yabancı skandalı ile Türk gencinin ayağına taş bağlayıp denizin derin sularına atması, asla ve asla unutulmayacaktır... Üç büyüklerin bu 7 aylık zaman diliminde birbirlerine süngü, kılıç, tüfek, topla yürümesinin altında hep Aydınlar‘ın “kararsız ve taraflı” tutumunun yanlışlığı yatmıştır... İstifa sebebinin, kendine göre geçerliliği olabilir ama bu kadar karışıklıktan ve tutarsızlıktan sonra çekip gitmesi de, ne kadar etik; işte esas konuşulması gereken de bu olmalı... Arkadaşlarını önce suçlayıp, sonra “pardon” diyerek özür dilemesi; Rıdvan‘la 5 defa yüz yüze, bir o kadar da telefon trafiği içinde görüşüp, zihinlerde “acaba ne konuştular” sorusunu bırakan Aydınlar; sonunda bir pazarlığın su yüzüne çıkması nedeni ile de, başkanlık zaafı yaşadığını ispat etmiştir... O, kendine göre gelecekteki bir F.Bahçe başkanlığı hesabını yapmış olabilir... O, kimsenin burnu kanamadan “futbolumuz yolunda devam etsin” diye düşünmüş olabilir... O, UEFA‘nın her dediğini yaparak “uşak” konumuna düşmemek adına “kabadayılık” yolunu seçmiş olabilir... O, F.Bahçe‘yi düşünmek adına, G.Saray‘ı, Beşiktaş‘ı, Trabzonspor‘u da “yakmakla” tehdit etmiş olabilir... Ama... Aydınlar şunu kabul etmelidir: Türk futbolunu 7 ay hiç yönetememiş, belirsizlik nedeni ile futbolumuzun geleceğini, karamsarlığın içine atmanın baş sorumlusu olmuştur... Sizin üst katınızda oturan bir hakim, bir gün davanıza bakarsa “Bu komşumun meselesidir, onu üzecek bir karar vermeyeyim” diyemez... Çünkü adalet adı üstünde “Yasalarla sahip olunan hakların, herkes tarafından kullanılmasının sağlanması” anlamını taşır... Adalet; hak ve hukuka uygunluktur... Ama uygulanırsa; onu uygulayanlar kendi düşünceleri ile değil, hukuksal kuralları ile adaletli olurlarsa, ancak o zaman adaletten bahsedilir... Yoksa; bütün bunlar kulak arkası edilmişse, gidenin arkasından “beyaz mendil” bile sallanmaz... Çok mu aradınız? Bir federasyon düşünün... Yarışma açmıyor; ince eleyip sık dokumuyor... Araştırmıyor... Sonra da bir basın toplantısı yapıp, sanki çok aramış, çok uğraşmışçasına federasyonunun yeni amblemini tanıtıyor... Eyy Basketbol Federasyonu... Voleybol Federasyonu‘ndan hiç haberiniz yok mu? Hadi onun varlığını kıskanıyorsunuz, ambleminden de hiç bilginiz yok, ya da hiç mi görmediniz? Çok mu aradınız o amblemi? Ya da, kopyacılık işinize mi geldi? Kırın zincirlerinizi ve ufkunuzu genişletin... Farkınızı, fark ettirin biraz... Acele akort lazım! Hakemlerimiz, geç başlayan ve hızlı giden ligimizde, bu tempoya uyum sağlayamayan tek birimimiz oldu... Futbolcusu sızlanmıyor... Bir iki hoca dışında kimse isyan etmiyor... Yöneticilerde “ses” yok... Ama hakemlerimiz bu yoğun tempoda hata üstüne hata yapıyor... Penaltı anlayışları farklı... Kart takdirleri farklı... Artık hakemine göre maçlar var... Birkaç iyi ismin hakkını yemeyelim ama ne yazık ki ligin gidişatına yine damga vuranlar hakemlerimiz oldu... Bu gidişle de, daha da damga vuracaklar gibi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT