Dershane tartışmaları!

İftara doğru
Deniz Ülke Arıboğan

Dershane tartışmaları bu kadar alevlenmişken üzerinde kalem oynatmamak olmaz, hele de bir eğitimci için hiç olmaz. Öncelikle ben sadece üniversite öğrencilerine ders ya da konferans veren bir akademisyen değilim. Yıllardır memleketin dört bir yanındaki lise öğrencilerine gelecekleri için doğru seçim yapabilmelerinin önemini anlatıyor, kariyer konferansları veriyorum. Bu bana göre görev alanımdaki en önemli misyonlardan bir tanesi. Her sene binlerce öğrenciye dokunan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki, eğitim sistemimizin baştan sona yenilenmesi gerekiyor. Öğretilmemesi gereken şeyleri öğretiyor, öğretilmesi gerekenleri es geçiyoruz. Dünyanın en ağır eğitim çarkının içerisinde okuldan nefret eden milyonlarca genç yetiştiriyor, üstelik onları dış dünya ile mukayese edilebilecekleri sınavlara soktuğumuzda en gerilerde kalıyoruz. Çocuklarımız ne spor, ne kültür-sanat, ne de sosyal hayattan faydalanamayacakları bir esir kampı ortamında, sınavdan sınava koşuşturuyor; ana sınıfından itibaren özel ders alıyorlar. Sonra elimizde ne kalıyor derseniz; mutsuz ve yeteneklerinin farkında olmayan bir genç kitleden söz edebiliriz. Bu sistem değişmeli bu kesin. Ama böyle mi, yani ilk adımda dershaneleri kapatarak mı derseniz, hemen kocaman bir hayır cevabını verebilirim. Nedenlerini alt alta sıralayayım.
1- Üniversite ve lise giriş sınavları her şeyin ayrıcalık ve kayırmayla yapıldığı ülkemizde, toplumun tüm kesimlerini aynı standartta buluşturan tek mekanizma. Bir sanayici çocuğu da, bir müstahdem çocuğu da sınav öncesi aynı şekilde heyecanlanıyor, aynı soruları çözüyorlar. Sonuçları da bilgisayar belirliyor.
2- Bu sınavlarda parasını verip iyi okullarda okuyan çocuklarla diğerlerini eşleştiren tek mekanizma dershanelerde verilen ekstra eğitim. Türkiye sathında yaygın bir ağla eğitim ve fırsat eşitliğini ülkeye yayan bir unsur dershanecilik. Özel ders alabilecek parası olan öğrencilerle diğerlerini aynı potaya sokuyor. Maalesef böyle ama böyle.
3- Dershaneler aynı zamanda ekonomik kurumlar ve para kazanmak için başarılı olmak zorundalar. Bu nedenle yüz binlerce potansiyelli ama yoksul çocuğu özel olarak yetiştiriyor, burslar dağıtıyorlar. Batman'dan, Gümüşhane'den, Ağrı'dan Boğaziçi'ne, ODTÜ'ye giriş yolu ancak bu şekilde açılıyor. Örnekleri gözümüzün önünde. 
4- Sadece yoksullara değil, şehit ve gazi çocuklarına, engellilere, anne babasını kaybedenlere, TÜBİTAK ödüllülere, sporculara, sanatsal yetenekleri olanlara, okul birincilerine, dershane sınavında başarı gösterenlere vs. envai çeşit burs dağıtılıyor. Ayrıca bu merkezlerde kariyer destek ve rehberlik hizmeti de verilerek gençler doğru mesleklere sevk edilmeye çalışılıyor. 
5- Ciddi bir istihdam alanı oluşuyor. 125 bin öğretmen ve ondan daha fazla idari personel dershanecilik sektöründe çalışıyor. Yani kapattığınız sektör milyonların evine ekmek taşıyor. Bunları liselere dönüştürme planı ise daha da ciddi sorunlara gebe zira zaten halen %60 kapasiteyle çalışan özel liselerin batmasına neden olabilecek bir arz piyasaya sürülüyor. Sadece dershanede çalışanlar değil, özel sektördeki bütün öğretmenler ve çalışanlar riske atılıyor. Çünkü okul sayısı artarken öğrenci sayısı sabit kalıyor. 
Lakin sanırım tüm bunlar çok da önemli değil. Önemli olan cemaat iktidar ilişkisi, seçim kampanyası, siyasal dengeler falan. Eğitim de zaten üzerinde en kolay yap boz yapılan alan. Her gün yeni bir yönetmelik, her hafta yeni bir düzenleme. Aslında sanırım eğitimle ilgili kararlar almak büyükler arası bir eğlence biçimi. Bir benim mi içim acıyor?
Not: Dershane tartışması önemli ancak Diyarbakır'da tarihî bir başka gündem varken onu yok farz ederek aynı gün sosyal medyada alternatif gündem oluşturmak, medya başlığı belirlemek çok garip bir yaklaşım. Verdiği mesaj da şu: "Benim sorunumdan daha önemli bir gündem yoktur."  Herkesin lafa önce "ben" diye başladığı bir ülkede nasıl yol alacağız bilmem.

20.11.2013