Ö.FARUK BİNGÖL-ANALİZ
Türkiye, hem koalisyon görüşmeleri ve hükümet belirsizliği hem de iç güvenlik endişeleri sebebiyle; sadece siyaset cephesinde değil, ekonomi cephesinde de önemli bir virajdan geçiyor. Olumsuz gelişmelere baktığımızda; dolar zaten FED'in yaklaşan faiz artırımı öncesinde iki yıldır değerlenme sürecinde. 1.80'den 2.80'e hareket dikkate alındığında, 24 aylık artış yüzde 55'i bulmuş durumda. Buna kendi risklerimiz de eklenince, fiyatların 2.60'ın altına kalıcı şekilde düşmesi zorlaşıyor. (Özel sektörün döviz ihtiyacından kaynaklanan talep de her düşüşte devreye giriyor.) Mevcut tabloda büyüme oranının bu yıl yüzde 3 civarında vasat bir görünüm sergileyeceği, enflasyonun ise bunun iki katından fazla, yüzde 7 ve üzerinde seneyi tamamlayacağı görülüyor.
Türkiye gibi net ithalatçı ülkeler için doların değeri çok önemlidir. Çünkü 2014 yılında enerji ithalatına 55 milyar dolar ödedik. Dolar yükseldikçe, ödeyeceğimiz bu fatura da kabarıyor. İşte bu noktada emtia fiyatları imdada yetişti. Özellikle petrol fiyatlarında 1 yılda yarı yarıya gerçekleşen düşüş, dolardaki değerlenmeyi fazlasıyla telafi etti. Bugün 50 dolar seviyelerinde, dibe yakın seyreden petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi için kuvvetli destekleri de yok. En büyük emtia alıcısı Çin'de ekonomi küçülüyor ve talep azalıyor. OPEC de "üretime devam" diyor.
Sonuç olarak; bu yılın ilk 6 ayında enerji ithalatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 düşüşle, 28 milyar dolardan 20 milyar dolara geriledi. Daha basit bir ifadeyle anlatalım; Haziran 2014'te, 2.10 TL seviyesindeki dolar ve 110 dolar fiyatındaki petrol hesabıyla, bir varil petrol için 230 TL para ödüyorduk. Bugün 50 dolar petrol ve 2.7750 kur denkleminde, variline 140 TL ödüyoruz. Yani bir varilde 90 lira cebimizde kaldı. Petroldeki her 10 dolarlık düşüş, cari açığı da 4 milyar dolar aşağı çekiyor. Fiyatların bu seviyelerde kalması halinde cari açık 40 milyar doların altına inecek...