Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün kısa bir tatil için gittiği baba ocağı Rize Güneysu'daydı. Kıbledağı'nda yapımı tamamlanan Hacı Hafız Yusuf Yılmaz Camisi'nin açılışını yapan Erdoğan, ilçeye dönüşünde gazetecilerin sorularını cevapladı. Erdoğan seçim senaryosuna karşı "Dünkü netice aslında belirleyici değil" dedi ve şöyle devam etti: "Sayın Başbakan MHP Genel Başkanı'ndan randevu talebinde bulundu. 45 günlük süreci takip ediyorum. Şartlar müzakerelere göre oluşacak." Cumhurbaşkanı, MHP lideri Bahçeli'nin sözlerine ise şöyle cevap verdi: "Sayın Bahçeli makamımla, şahsımla, ailemle ilgili edep sınırlarını aşan ifadeler kullandı. Onun için muhatap almayacağım. Yasal hakkım neyse bunları kullanacağım."
Daha sonra Rize'de STK temsilcilerine seslenen Erdoğan'ın mesajlarından satır başları şöyle: "Paralel örgütüyle, mezhepçi örgütüyle, düşmanlığı bayrak edinmiş sözde aydınlarıyla, medyasıyla büyük bir ihanet şebekesinin koalisyonuna şahit oluyoruz. 
Paralelin önde gelenleri kaçarak cibilliyetlerinin ne olduğu ortaya koydu. Oysa benim kaçacağımı söylüyorlardı. Önce Gürcistan, sonra Ermenistan, şimdi de Almanya. Öyle zannediyorum ki; süratle kırmızı bülten çıkacaktır. Almanya'yı da göreceğiz ne yapacak? Eğer yapmazsa, Almanya bizden herhangi bir suçluyu, Tayyip Erdoğan imzasıyla alamaz. 
Ne diyorlar, 'Cumhurbaşkanı da her şeye karışıyor. Cumhurbaşkanı koalisyon istemiyor, başbakan istiyor.' 7 Haziran'dan sonra 'Erdoğan kaybetti' dediler. Seçime giren ben değilim, niye benimle ilgili hale getiriyorsunuz? Dert başka. Onlar seçilmiş Cumhurbaşkanlarına pislik atarak, aşağı indirmeye çalışmaya alışmışlar. Bizi yetkilerimizi aşmakla suçlayanlar var… Neymiş, toplu açılışa katılıyorum. Açılışa katılmaktan daha doğal, cumhurbaşkanının ne görevi olabilir? Katılacağım. Milletimle bağımı koparamazsınız.
Türkiye 10 ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı elbette yetkiler çerçevesinde, ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır. İster kabul edilsin, ister edilmesin. Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değiştirilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevenin anayasal olarak kesinleştirilmesidir.
Şu terör belası, sakın bizlere korku vermesin, zafer yakındır, yeter ki birliğimiz, kardeşliğimiz bozulmasın. Ya gelirsiniz bu parlamentoda insanca çalışırsınız, ya da kendinize uygun yeri bulursunuz. Eğer demokrasi diyorsanız, insan hakları diyorsanız, bunlar silahla yapılmıyor. Tabi bunlar bunu bir de sazla yapıyorlar. Arkalarında bir de orkestraları var."