Son 1 yılınız nasıl geçti?
Uzun bir siyasi hayatımız oldu. Siyasi hayatım Meclis'e girmemle başlamaz. Hayatımın neredeyse tamamı bu işlerle geçen bir insanım. Her şeyi kapattım ve dünya meseleleriyle uğraşmıyorum demem mümkün değil. Bir sene aktif bir şekilde kamuoyu önünde olmadım ama tüm ilgimi devam ettirdim. Bazen içeride bazen dışarıda oldu.

İki şeye çok vakit ayırdım. Benim ismimi taşıyan bir üniversite kuruldu Kayseri'de. Onu destekleme vakfı var. Özel bir model olmuş oldu. Ona çok özen veriyorum. Devlet üniversiteleri içinde ilk 5'e girmiş durumda. Anadolu'nun ortasında da önemli bir üniversite olabileceğini göstermiş olduk. Bunun yanında bir Cumhurbaşkanlığı müzesi yapısı içerisindeyiz. Bu da Türkiye'nin ilk siyasi tarih ve demokrasi müzesi olacak. Sadece benim Cumhurbaşkanlığım döneminden değil Cumhuriyet tarihinin bir özeti olacak bir müze olacak.

Benim adıma bir de vakıf kurduk. 11. Cumhurbaşkanı Ofisi olarak hem de vakıf olarak... Tarihi bir bina. Sultan Abdulaziz zamanında yapılmış. Burası terk edilmiş bir yerdi. Burasını da kazanmış olduk, faaliyetlerimize devam ediyoruz.

'Ayşe Hanım kan uyuşmazlığına dikkat edin' demiştiniz bana. Ak Parti kurulurken yenilikçi ve farklılıkları barındıran bir partiydi. Bunu biraz açar mısınız? Kan uyuşmazlığı derken neden bahsetmiştiniz?

O zamanın siyasi atmosferini düşünmek lazım. O dönemde çok tıkanıklıklar olmuştu. Partimiz kapatıldıktan sonra biz yeni AK Parti'yi kurarken politikalarımız da farklıydı. Neticede biz o tip bir siyaset tarzının kendimize de partimize de davamıza da fayda getirmediğini görüp daha geniş bir şekilde insanları kucaklamak istedik. Aynı şekilde ilkeli karakterli insanlarla bir araya gelmek istedik. Bizim çizgimizin dışındaki prestijli, saygılı isimler de katılmıştı.

Diğer partilerle koalisyon sürecinde bir iletişim sağlanamadı.

Doğrusu güçlü bir hükümetin kurulmasını çok faydalı görmüştüm. İki büyük partinin bir araya gelmesi çok önemliydi. Bakanlar eğer çok partizan olursa koalisyon hükümetleri yürümez. Riyakkat sahibi insanlardan seçilseydi çok faydalı olurdu. Güzel hizmetler yapılabilirdi. Polemik konusu olan konular polemik olmaktan çıkardı. Tabi işin içini bilmiyorum. Neticede geride kalmış oldu.

7 Haziran sonrasında başlayan terör ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Terör ile ilgili ifade edeyim. Şuan Türkiye'de terörle ilgili hiçbir haklı gerekçe gösterilemez. Şiddetle terörün karşısında durmalı ve reddetmeliyiz. Üzülerek görüyorum. 'Az gittik dere tepe düz gittik' diye bir söz vardır. Bir de bakmışız ki 'arpa boyu yol gittik' derler. Üzüntüyle karşılıyorum. Bugün buna bir gerekçe yok. Terör örgütünün, PKK'nın, ne yaptığının farkında mı değil mi, kim tarafından kullanılıyor, bunlar sorgulanmalı. Sadece Türk aileleri ağlamıyor, Kürt aileleri de ağlıyor. Görüyorsunuz cenazelerde. Bu asla kabuledilemez. Buna herkesin taviz vermeden karşı durması gerekiyor. Devletin silahı daha güçlü olur. Terörle mücadele eninde sonunda kazanılır ama burada dikkat edilmesi gereken bir şey: Halk. Şunu açıklıkla söylemeliyim ki vatandaşlarımız içerisinde Kürt vatandaşlarımızı devlete ve millete bağlılığını zayıflatmamalıyız. Eğer Kürt vatandaşlarımızı rencide edecek herhangi bir şekilde aidiyetini zayıflatacak bir şey olursa esas tehlikeli orada görürüm. Bütün siyasi partilerin bölgede aktif olmasını, aktif liderler çıkarmalarını görmek isteriz. Silahlı adamla sonuna kadar mücadele edilir. Devletin bir hukuk yüzü vardır. Terörle mücadele etmek en haklı görevdir. Halkı Türkiye'de hiçbir şekilde uzaklaştırmamalıyız. Bütün vatandaşlarımızın devlete bağlılığını güçlendirmeliyiz. O zaman terörü izole ederiz.

Her gün kaç tane şehit veriyoruz. Bu şaka olan bir şey değil. Buna yürek dayanmaz. Ateş düştüğü yeri yakar. Bu bölgesel bir mesele hatta uluslararası bir mesele haline geldi. Bunu bölgesel ve uluslararası mesele haline getirmemek. Tabi ki dış politikanın neticeleri de terörün bu hale gelmesinde etkileri olabilir. Biliyoruz ki vekalet savaşları her zaman vardır. Türkiye'yi bir şekilde rahatsız etmek isteyenlerin terör örgütünü nasıl kullandıkları bilinen gerçeklerdir. Çok dikkatli olmalıyız. Ynaımızda Irak ve Suriye gibi iki kırılmış ülke var. Bunun oralara yayılmasına fırsat veriliyor. Siyasi partilerin, herkesin büyük bir dayanışma içerisinde çok sağlam durmalı. Farklı düşünceleri bir kenara bırakmalıyız.

Türkiye nasıl yönetiliyor? Türkiye nereye gidiyor? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün siyasi ve devlet hayatımdaki tecrübemle içerideki ve dışardaki temaslarım çerçevesi durumunda baktığımda bu stres halinin devam etmesi Türkiye'ye çok maliyetli olur. Kısa süreli gerginlikler olabilir ama birkaç sene olamaz. Bundan Türkiye'yi bir an önce çıkarmak gerekir. Bu kutuplaşma gazetelere, yazarlara, çizerlere herkese dağılıyor. Gazeteler gazetelikten çıkıp PR organı haline geliyor. Türkiye'nin böyle olmaması gerekiyor. Türkiye'nin kendini konsolde etmesi gerekiyor. Bunun böyle devam etmemesi gerekiyor. Ülkeyi yönetenler bunu yapacaktır ve yapılabilir. 2000'li yıllarda tarihin en büyük krizlerini geçirdi Türkiye. O zaman da büyük kutuplaşmalar vardı. Ama ondan sonra doğru bir söylem ve politikalar ile bütün o problemlerden çıktı ve parlak bir 10 seneyi yaşadı Türkiye.

Neden bu noktaya geldik? İçerideki sorunlardan mı, AK Parti'deki yönetim tarzından mı?

İçeride muhakak buna gerekçeler olabilir, söylenebilir, vardır. Ama şunu söylemek isterim ben bunu hep kendimizde bulurum. Açıkçası 3. Dünya ülkesi gibi görmem Türkiye'yi. Türkiye büyük bir ülke. Türkiye, İslam, Müslüman, Türk düşmanı çevreler vardır. Bunları biliriz ama siz fırsat verirseniz onlar harekete geçer. Türkiye'yi yönetenlerin bunun farkında olarak buradan çıkartmaları lazım. Nasıl bu 10 sene yapıldı, içeride köklü reformlar yapıldı, ekonomik reformlar yapıldı. Dünyanın her tarafında büyük itibar kazandı Türkiye. Mısır'a Afrika'ya kadar çok açık kimliğimizle gittik ve takiye yapmadık. Herkes şunu çok istedi: Dünyada başarılı bir Müslüman bir ülkeye ihtiyaç var. Bu Türkiye olmuştu, herkes takdir etmişti. Bunu hep beraber yaptık. Tekrar bu politikara süratle dönülebilir.

Türkiye'nin dış politikasını gözden geçirilmesi gerekiyor diyorsunuz. AHMET DAVUTOĞLU'nun 'sıfır sorun' anlayışı

Ahmet Bey'i ben siyasete soktum. Benimle beraber 5 sene yanımda oldu.

Türkiye tüm bu ülkere soft-power'ıyla, hard-power'ıyla çok etkili olur. Hepsi Türkiye'yi överler ve Türkiye'nin propagandasını bizden daha iyi yaparlar. Biz onların iç siyasetine girmeye çalışırsak kötü hatıralar öne çıkar, kötü hatıralardan bahsederler. Bu ikili ilişkilerde buna dikkat etmeliyiz.

En çok zaman harcadığım iş dış politikaydı. Bugünkü Anayasaya göre nihai kararı hükümetler verir ve uygular. Sorumluluk onların üzerinedir.

Türkiye'nin Suriye politikasını yanlış mı buluyorsunuz?

Suriye'deki rejimden hepimiz nefret etmişizdir. Suriye'nin Akdeniz kıyısında tek parti iktidarının devam etmesi mümkün değildi. ne zaman olaylari silahlı mücadeleler başladı, o zaman ilişkilerimiz çok değişti. O süre içerisinde malesef dış dünya diyalogla etki etmemize fırsat vermedi ve ilişkiler koptu. Uluslar arası camiayı suçlarım. Olaylar başladığında uluslararası camia hamaset yaptı. Neticede doğrusu bunu bir süre geçtikten sonra gördük. O zaman büyük bir boşluk olur. Ve bu boşluktan neler çıkacağını kimse bilemez. Uluslararası camianın oluşturduğu bu iklimde ortaya çıkanlar sürpriz değil. Irak aynı şekilde olmadı mı? O zaman ben Başbakan'dım. Suriye meselesinde siyasi bir çözümden başka bir yol yok. Yoksa 2 milyon insan Türkiye'ye gelir, 1 milyon insan da başka yerde.

Ne Ürdün ne Suudi Arabistan ne de başka ülkeler bir araya gelip de bu ateş bize de sıçrıyor deyip bir şey yapmıyor. Buna hayret ediyorum.


Yanlış tahlilleri düzeltmek durumunda olmadınız mı?
Bunları konuştuk. En yoğun toplantılar, görüşmeler, raporlar... Son yıllarımızda en çok konumuz dış politika oldu. Benim düşüncelerim Amerika'da da tartışıldı.


AK PARTİ KONGRESİ
Cumhurbaşkanı'nın MKYK'sı ortaya çıktı iddiaları
Basından takip ettim. Üzücü durumlar da olmuş ama onları geride bırakmak lazım. Seçime en iyi şekilde hazırlanmak lazım. Mesaj gönderip düşüncelerimi, tavsiyelerimi paylaştım. Ümit ederim ki dikkate alınır. Ortak aklın öne çıkmasını, başarılı olunan dönemlerdeki politikalara dönülmesini özetleyen bir mesaj gönderdim.


Sayın Başkan telefon açarak davet etti kongreye. Unutmaşlardı hatırlarsanız. Biraz tabiki ister istemez alınganlığı oluyor insanın. Allah'ın bildiğini kulan mı saklayacağım.


Demokrasilerde bu kadar uzun süre kalmak çok önemli. Bu sürede Türkiye ekonomik siyasi ve tüm alanda yapısal reformlarda bulunuldu. Türkiye herkesin imrendiği bir ülke olduğu ortada. Uzun süre ister istemez yıpratır. Haklı olarka bazı yıpranmalar olur. Önemli olan ortak akıl ve doğru politikalar. Benim tavsiyem bu. Bunu normal görmek lazım. Yıpranmalar, yozlaşmalar bunlar normal. Bundan dönüş mümkündür. Aynı parti ve aynı insanlar büyük işler yaptılar. Aynı işler tekrar yapılabilir.


SİYASETE DÖNECEK Mİ?
Siyasi kariyerinizi nasıl planlıyorsunuz? AK Parti'nin başına gelir mi? Kritik anlarda ağırlığınızı farklı bir şekilde koymayı düşünmediniz mi?
Siyasi kariyer derseniz, Cumhurbaşkanlığı'ndan öte bir kariyer yok. Siyasetle geçti hayatım. Cumhırbaşkanlığı'ndan sonra o günkü şartlara baktım. Siyasetten resmen partili milletvekili olmadan da siyasetle geçtiğini söyledim. İhtiraslı bir siyasetçi olmadım hiç. Her şeyi 'muhakkak ben olayım' diye bir düşüncem olmadı. İhtiras benim motivasyonum olmadı. Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra bu şartlar içinde olmamın doğru olmadığını söyledim. Tabi ki benim de gecem gündüzüm bunlarla geçiyor.


Ben burada oturmuyorum. Ben dışarıda ve içeride birçok toplantılara katılıyor ve fikirlerimi söylüyorum. Açık fikirlerimi söylemeye devam edeceğim. Birikimlerim bana ait kalamaz. Bunları samimi bir şekilde paylaşmam bir vazife. İleride ne gözükür ona bakmak lazım. Siyaseti bir hırs ve makam mevki içerisinde yapmadım. Benim yapabileceğim bir şey olursa ona bakarım. Kariyer açısından değil bu şüphesiz. Doymamış gibi bir siyasi merak içerisinde olamam. Bir ihtiyaç söz konusu olursa o ayrı bir konu. Tek arzum arkadaşlarımın başarılı olması.


Büyük sorumluluk taşıyanlar 10 kez düşünerek hareket eder.


GÜLEN CEMAATİ
Milli Görüş Geleneği'nden gelen birisiniz. AK Parti'nin kapsayıcı siyaseti oldu ve o çerçevede birçok cemaat ile birlikte Gülen cemaatine de kapı açıldı. Onlar truva atı gibi göreve gelip örgütlendiklerini düşünüyor musunuz? Siz bunu fark ettiniz mi? Nasıl mücadele edilmeliydi?
Bu kavgalar çıkmadan önce birçok şeylere itiraz eden ve mani olan bir insandım hatırlarsanız. Hakim ve savcıların birçok uygulamalarını, kapılar arkasında yaptıklarım ayrıdır, ileride büyük sıkıntılar çıkaracağını söyleyen birisiyim ben. Ben kamu alanında, devlet içerisinde siyasete müdahalelerini yanlış ve karşı bulmuşumdur. Arkadaşlarımı da uyarmışımdır.


Öyle şeyler vardır ki devlet idaresinde her düşündüğünüzü aleni de konuşamazsınız. Demin söylediğim gibi bunların neticeleri vardır. Aklıma geleni herkesin önünde söylemeye başladığımda olmaz. Söylemesi gerekenleri, söylemesi gereken insanlarla bir araya gelmişimdir. Devlet idaresinin görevi bu.


Doğrusu bu çok etkiledi (AK Parti'yi). Böyle bir tuzağa düşmeden akıllı bir mücadele daha iyi yapılabilirdi kanaatindeyim.


Kırılma noktasından bahsediyorsunuz. O kırılma noktası nedir?
Son 1-2 sene içerisinde olağanüstü durumlar yaşamıyor muyuz? Türkiye enerjisini kendi içerisinde yaşamaya başlamadı mı? Bunlar Türkiye'yi alıyor ve esas yapılması gereken şeylerden uzaklaştırıyor. Bunlardan çıkmamız lazım çünkü kayıp yıllar olarak tarihe geçiyor bunlar.


Bir ülkenin güçlü olması için şüphesiz demokrasi, güçlü bir hukuk sistemi, evrensel anlamda hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi lazım. Sonuna kadar gereken yapılır ve yapılması gerekir. Caydırıcılık anlamında da bu şarttır. Hukukun üstünlüğü çerçevesi içerisinde bunlar muhakkak yapılmalıdır.


'Fabrika ayarlarına dönüşü' tabulaştırmak istemem. Devamlı ileri gitmeniz lazım. Yoksa '2002 yılına gidelim' diye söylemiyorum bunu.


Neleri düzeltmek istersiniz? Neyin düzeltilmesi gerekir?
Söylemlerin değişmesi lazım. Daha yapıcı ve yol gösterici olması lazım. Çatışmacı söylemden kaçınmak lazım. Sadece söylem bile çok şeyi değiştirir. Saygı ve sevginin olması lazım. Saygının makamlara karşı sağlanması lazım. Her şey söz ile başlıyor sonra da kriterler. Buna uyup uygulayacaksınız. Sonra hukuku evrensel olarak uygulamanız lazım. Tüm bunlar Türkiye'yi doğru bir istikamete sokacaktır.

BOYDAK'IN GÖZALTINA ALINMASI
Boydak ailesi Kayserili biliyorsunuz. Hayırseverlilikleri özellikleridir. Sadece bir cemaat değil tüm vakıf, dernek kim iyi iş yapıyorsa herkese yardım eden insanlardır. Şüphesiz hiçkimse dokunulmaz değil ama bir yolu var. Bir ciddi mevzu varsa bunlar araştırılmalı. Bunları yaparken de incitmemek gerekiyor. Yoksa tepkiler doğuyor. Meseleler onur meseleleri haline geliyor. Yanlışı göstermek ve yanlıştan insanları uzaklaştırmak gerekiyor. Mücadele akılcı olmazsa, daha çok birleştirici ve dayanışma içine sokar.


Kayseri'de verginin yarısını onlar öder. Titiz davranmak lazım.

EKONOMİDEKİ GELİŞMELER
Onlar (Atalay, Babacan) AK Parti'nin başarısında en büyük paya sahip olan insanlar. Bu arkadaşların çok hesapsız çalışmaları olmasaydı bu başarı ortaya çıkar mıydı bilmiyorum. AK Parti'nin başarısı ekonomideki başarısıdır. Son 10 yılda yüzde 5,5-6 büyüme tesadüfi değildir. En büyük mesele ekonomik büyümedir. Yüzde 2 büyüme Amerika'da da var. Tüm semtlerimiz gelişecek. Muhakkak yüzde 6 büyümemiz lazım. Bu mümkündür. Yeter ki Türkiye'yi bu kavga ortamından çıkaralım ve yatırım yapılabilir bir ülke haline getirelim. Türk halkının tasarrufu yüzde 6 büyümeyi gerçekleştirmiyor. Almanın, İngilizin, Fransızın Araplar'ın yatırım yapması gerekiyor. Hukukun güven vermesi gerekiyor. Hukuk ekonomi için de çok önemlidir. Bunların durmaması, devam etmesi lazım. Arkadaşlarım bunun farkındalardır fakat bunu tekrar söylüyorum. Yoksa birkaç sene daha yüzde 2-3 büyüme ile G-20'nin dışına düşeriz. En önemli mesele bu. Her yıl 1 milyon kişiye iş bulmanız lazım. Yüzde 2-3 büyüme ile bulamazsınız. Geçmişteki gibi yüzde 9-10 büyümemiz lazım.


Sadece seçimler ve milli irade ile gelmek ekonomik kalkınmayı getirmez.


SEVER'İN GÜL İLE İLGİLİ YAZDIĞI KİTAP
Tüm Cumhurbaşkanlarının basın müşavirleri sonunda kendi anılarını yazmışlardır. Süleyman Bey'in de Turgut Bey'in de... Bunu normal görmek gerekir. Ben şüphesiz kendi şeylerimi kendim yazarım. Benim çok arzulamadığımı ama 'yapma' diye bir yasak koymamı da benden kimse beklemez. Burada önemli olan şey o kitapta yalan, hakaret veyahut da bir saygısızlık da yok. Yanlış bir şey belki olabilir. Benim yanımda çalışan bir kişi benimle ilgili olan şeyleri yazmış.


Tabi ki 'Tayyip Bey'i neden anlatmamış 'diye sorular sorulabilir. Onun da cevap vereceği şey 'Ben Cumhurbaşkanı'nın Basın Danışmanıyım' olacaktır. Ben teşvik etmedim, istemedim. Tabi ki yanlış olmaması, polemik konusu çıkartmaması konusunda uyardım. Okuduğunuzda çok kıymetli şeyler de var. Irak Savaşı en büyük mesele. Kimsenin bilmediği şeyleri yazmış. Orada aslında AK Parti'nin bütün başarıları da var aslında.


Tayyip Bey'in danışmanı da bir kitap yazarsa bizleri yazmayabilir. Bunlara çok takılmamak lazım. Ne ben takılırım ne de Tayyip Bey.


AK Parti'nin en büyük başarısı nedir?
Biz kendimize hiç 'İslâmcı' demedik. Ama dışarıda her zaman böyle derler. Siyasetin her zaman inişi çıkışı olur. Biz kendimizi o zamanlar 'muhafazakar demokrat' olarak değerlendirdik. Birçok tabular gitti. Özgürlükler gelişti. Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakerelerine başlattık. Çok Anayasa değişikli gerçekleştirdik. Dışarıdan baktığınızda, İngiliz, Amerikan gazetelerini okuduğunuzda 'dindarlar, İslamcılar' derler.


Böyle bir hareket Türkiye'yi başarılı kıldı. Eşlerimizle Beyaz Saray'a gittik. Neyi düşünüyorsak onu söyledik. Beyaz Saray'da benim yemeğimi, Tayyip Bey'in yemeğini özel hazırlıyorlardı.


Avrupa ülkeleri bizi davet ediyorlardır. Senede 2 ülkeyi davet ederlerdi, biri Türkiye olsun diye rekabet ederlerdi. Büyük bir başarı doğrusu.


Hamasi laflarla özgüven olmaz. Doğru politikalar sonrasında özgüven olur. Araplar neden bize hayran kaldılar? Biz neden yapamıyoruz dendi. Arap Baharı'nda AK Parti'nin itici bir etkisi vardır.


Tayyip Erdoğan'ı siyasi irade açısından Türkiye tarihinin neresine yerleştirirsiniz?
Tayyip Bey şuan Cumhurbaşkanı. Bu şık olmaz.


Türkiye'nin yönetim modelinde bir sorun düşünüyor musunuz?
Bir Anayasa hazırlattık. O zaman dedik ki 'Bize gerçekten demokratik ve evrensel anlamda çalışabilir bir anayasa'... Çok titiz çalıştılar ve bir taslak verdiler. Ben onun doğru olduğu kanaatindeyim. Arzu ederdim ki onu getirip masaya koyalım.


Devlet idaresinde belirsizlikler, kuralsızlıklar olmaz. Sıkıntılar olabilir. Bunları gidermek lazım. Canı kalmamış bir Anayasa mevcut şuanda. Cumhurbaşkanı'yken de bu yetkiler azaltılsın diye söyledim. Başkanlık sistemi tartışmaları oluyor. Fikrimi söyledim. Türkiye böyle bir tercih yapacaksa, bu o kadar önemli ki. Mevcut Anayasa'nın maddesini yıllar geçmesine rağmen değiştiremiyoruz. Sistem değişikliği konusunda çok açık bir şekilde yazılır, kuvvetler ayrılırsa... Ve bunlar kavgalı bir dönemde olmaz. Her şeyin uyum içerisinde olduğu dönemde olursa büyük bir destek de bulur. Ama her şeyin ikna edici bir şekilde ortaya konması gerekiyor.


'Rejim fiilen değişmiştir sözü'
Bu konularla ilgili görüşlerimi az önce söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı'nın sözlerini değerlendirip konuşmak polemik konusu olur.


Teröre karşı düzenlenen mitingler
Bu kadar şehit verilirken ve bu şehitler malesef hain ve kahpece oluyor. Bunun öfkesi ve bunun heyecanını anlamak gerekir. Bu hepimizin bir tepkisi. Devlet teröre karşı sağlam duracaktır, taviz verilmeyecektir. Toplumca bir araya gelinmesi takdir edilmesi gereken bir şey. Burada dikkat edilmesi gereken şey halkı kaybetmemek. Şöyle açayım... Doğu ve Güneydoğu'daki illerimiz ortada. Türk vatandaşı olup Kürt aidiyeti olan vatandaşları incitecek hiçbir şey yapmamak gerekir. Onur çok önemli bir şey. Kürt vatandaşlarımızı zan altında bırakmamak gerekir. Türkiye'nin geleceğinde esas dikkat etmemiz gereken şeyi burada görürüm. Halkı daima düşünmeliyiz ve bağlılığını zedeletmememiz gerekir.


Daha kucaklayıcı söylemler ve onur koruyucu söylemler çok önemli. Kardeşliğin esası buralardan geçiyor. Bunları göstermemiz gerekiyor.


BÜLENT ARINÇ'IN KOALİSYON ÇIKIŞI
Bülent Bey bizim hareketimizin en önde gelen arkadaşlarımızdandır. İçi dışı bir olan birisidir. Hesapları, farklı düşünceleri yoktur. Oyunu olmayan, düşündüğünü söyleyen samimi bir arkadaşımızdır. Her zaman kendisini takdir ederim.


GEZİ OLAYLARI
Hepimizin, herkesin bir psikolojisi var. Partilerin de psikolojisi var. Bu bir tuzak. Hükümet de parti de bunları aşacak bir güçte. O dönemde açıkça tavrımı söylemiştim. 'Londra'daki Paris'teki olaylara benziyor.' demiştim. Arap sokaklarındaki gibi sokaklara çıkmıyorlar demiştim. İlk günlerde kapatılabilirdi. İllegal örgütler ortaya çıktı sonradan. Çok açık söyledim fikirlerimi.


Ben olayları darbe girişimi olarak görmedim.


'Ağaçları kestirmeyelim' diyen insanlar güzel yönlendirilseydi böyle olmazdı. Ama sonra ağaçlar için yola çıkan insanlara yasadışı örgütler karıştı.


1 KASIM SEÇİMLERİ
Siyasi istikrar önemli. Önemli olan memleketin istikrarı.


Tekrar 3. seçim olmaz sanırım. Yeterince vakit kaybediliyor, onlara hiç gerek kalmaz.