FUAT BOL YAZDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova dönüşü beraberindeki gazetecilere gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Sizin, “550 yerli ve milli vekil” biçimindeki ifadenizden rahatsız olan kesimler oldu. Hatta bir gazete, AK Parti'deki Kürt kökenli vekillerin fotoğraflarını ilk sayfaya basarak, bu durumun yerli ve milli tanımıyla örtüşmediğini savunarak sizi hedef gösterdi.
Bu tam bir akıl tutulmasıdır. Benim o tanımımda asla bir ayrımcılık söz konusu değil. Benim yerli ve milliden kastım, bu memleketin dertleriyle dertlenen insanlardır. Etnik köken, yerli ve milli olmaya mani değildir. Bu bir zihniyet, aidiyet meselesidir. Yerli ve milli tanımından rahatsız olanlar, bundan ayrımcılık çıkarmaya kalkışıyor. Milli kimdir, gayrimilli kimdir farkında bile değiller. O tür başlıklar atanların kendileri yerli değil, sıkıntı burada. Başlıkları bile üst aklın tavsiyesiyle attıklarını düşünüyorum. Üst akıl yerli ve milli olmayacağına göre, onlar da yerli ve milli olmayanların maşası konumunda.  
Türkiye'nin terör örgütüne karşı düzenlediği operasyonlar karşısında bazı Batılı yetkililerin “orantılı güç” çağrısı yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teröristlerin anladıkları dil neyse kendilerine o şekilde mukabele edeceksiniz. Bu işin orantısı olmaz. Bazı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilanı da esas itibarıyla oralardaki vatandaşımızın güvenliği için yapılıyor. 
Ancak Türkiye'de NATO Genel Sekreteri'ne atfen terörle mücadele konusunda yalan haberler de yapılabiliyor...
NATO Genel Sekreterliği o iddiaları çok açık bir şekilde yalanladı.
Sivil kayıplar iddiasıyla terör örgütünün ve uzantılarının bölge halkı nezdinde propaganda faaliyetleri yapmaya çalıştıkları da bir gerçek. Halka tavsiyeniz nedir?
Bazı vilayetlerdeki vatandaşlarımızın terör karşısında dik durmalarını takdirle karşılıyorum. Bu diğer vilayetlere de yansımalı. Terör örgütünü arkasına alan malum parti yalanı bolca kullanıyor. Milletimize doğruları anlatmak büyük önem taşıyor. 
Hükümetin vakti zamanında terör örgütüne Öcalan'ın serbest bırakılması da dahil çeşitli sözler verdiği; bunların yerine getirilmemesinin yeniden çatışma ortamına yol açtığını ileri sürenler de var...
 Bunların tümü yalan. Mesela sayın Bahçeli, başbakan olduğum dönemde benim Öcalan'la görüştüğümü, hatta AK Parti'den bazı siyasetçilerin de görüştükleri iddiasında bulunmuştu. Bunu duyduğumda Sincan'da miting yapıyordum. Hemen o anda gerekli cevabı verdim. 'Benim ada ile bir görüşme yaptığımı ispat ettiği anda ben siyasetten çekilmeye hazırım! Partimden herhangi bir vekilin öyle bir görüşme yaptığını ispat ederse de ben hemen gereğini yapacağım. Ancak ispat edemezse, kendisi siyasetten çekilecek mi?' diye sordum. Cevap gelmedi tabii. İspat edemediler ama zaman zaman bu tür şeyleri tekrarlamaktan da geri durmadılar. Bunlar, 'Yalanı defaatle kullan, belki inanan birileri çıkar' mantığıyla hareket ediyor. Şahsımla, ailemle, özellikle MİT'le ilgili olarak hep yalan tekrarına dayanan bu yöntemi kullanıyorlar.
HDP baraj altında kalırsa bu ülkemiz açısından bir risk midir?
Tabii ki risk değildir. Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur. Kaldı ki bahsettiğiniz parti 80 vekil çıkardı da ne oldu? Her tarafı yakıp yıkmadılar mı? Barajın altında kalan parti neticeyi kabullenmek durumundadır. 
SURİYE'DEKİ SON DURUM
'Esed butik devlet 
kurma peşinde'
Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasında görüş ayrılıkları var. Bu çerçevede bir ilerleme kaydedilebildi mi?
İlk etapta, Türkiye, ABD ve Rusya, üçlü bir adım atsalar; Dışişleri bakanlarımız bu konuyu değerlendirmek üzere bir araya gelse... Bilahare Suudi Arabistan ve İran'ın katılımlarıyla bu beşli de olabilir. Daha sonraki süreçte Avrupa Birliği, Katar ve Ürdün de dahil olabilir. Bunları aramızda konuştuk. Zannediyorum ki BM Genel Kurulu, karar öncesinde bir vesile olabilir.
Bahsettiğiniz üç ülke bir araya geldiğinde toplantının içeriği ne olacak?
Suriye meselesinde konu genelde bir noktada kilitleniyor: Esedli mi Esedsiz mi olacak? Normalleşme için önce bir geçiş süreci olmalı. Geçiş süreci sonrasında Suriye'de Esedli bir yönetim düşünülemez. DAİŞ, Esed'den kopuk gibi gözükse de esasen kopuk değil. DAİŞ'in en büyük destekçisi Şam rejimidir. DAİŞ, çıkardığı petrolü kime veriyor? Şam rejimine...
Peki bunları muhataplarınıza anlattığınızda size ne diyorlar? Kanaatlerini değiştirmeleri söz konusu oluyor mu?
Kanaatler kolay değişmiyor tabii ki. Kendi hafıza kayıtlarında ne varsa, ondan taviz vermeye yanaşmıyorlar. Mesela, Esad giderse DAİŞ'in geleceğini düşünenler var. Oysa niçin DAİŞ gelsin? Esed giderse halk gelir. Suriye'nin yetişmiş insanları var ama bu yetişmiş insanlara zemin oluşturmak lazım. Bizim ülkemizde de Avrupa ülkelerinde de Suriye'de elini taşın altına koyabilecek yöneticiler var. Fakat kimileri bu gerçeği görmek yerine 'Esed giderse DAİŞ gelir' demekte ısrar ediyor. Hâlihazırda Suriye'nin yüzde 35'i DAİŞ'in kontrolünde. Esed ise, ülkenin yüzde 15'ini kontrol edebiliyor. Şam'dan başlayıp Humus, Hama üzerinden Lazkiye'yle Akdeniz'e açılan bir butik devlet kurma peşinde. 
Geçiş süreci için bir takvimden söz etmek mümkün mü?
Tarafların olumlu yaklaşımının sağlanmadığı bir ortamda takvimi konuşmanın anlamı yok.
Mülteci meselesi, Türkiye'nin güvenli bölge konusundaki yaklaşımının daha fazla destek görmesini sağlayacak bir hava oluşturmuş gibiydi. Ancak tam bu sırada Rusya'nın Suriye'de askeri varlık gösterme girişimleri de adeta hız kazandı. Bu durum Türkiye'nin terörle mücadelesini nasıl etkiler?
Ruslar, 'Türkiye için terör konusunda herhangi bir olumsuzluğa biz asla göz yummayız' diyor. Biz de kendilerine Suriye ile 911 km sınırımız olduğunu hatırlattık. Dolayısıyla ülkemizin durumu farklı. İcabında NATO ile farklı adımlar atabiliriz. Farklı hassasiyetlerimiz olabilir. Mesela, PYD bize göre terör örgütü. Ama ABD, PYD'yi savunabiliyor. 
Rusya nasıl bakıyor PYD'ye?
ABD gibi bakmıyorlar. Ruslar tamamen DAİŞ'e odaklanmış durumda. Ama PYD noktasında ABD'nin bulunduğu yerde değiller. Biz, DAİŞ, PKK, PYD dahil tüm terör örgütlerine karşı mücadele halindeyiz. Bize göre PYD, PKK ile ilintili. 
Kimileri diyor ki; 'Orta Doğu'da bir oyunun sonuna geliniyor. Türkiye'nin bölgede söz sahibi olması istenmiyor; rol çalmaması için de Türkiye'ye değişik biçimlerde pres uygulanıyor.' Bu görüşe katılıyor musunuz?
Bizim rol çalmak gibi bir derdimiz yok. Güç devşirme diye de bir derdimiz yok. Somut bir soruna çözüm bulma derdindeyiz. 
1 Kasım öncesinde meydana inecek mi?
Merak edilen bir konu var. 1 Kasım seçimleri için meydanlara inecek misiniz?
 
7 Haziran seçimlerinde, devletin birikmiş birçok resmi açılışı vardı. Bunların açılışlarını yapmamızı istedikleri için talepleri yerine getirmiştik. Şimdi o türden bir durum söz konusu değil. Ama özel sektörün yaptığı bazı ciddi yatırımlar söz konusu. Onlarla ilgili birkaç açılış olabilir. Ekim ayı içesinde malum Strasburg'da bir salon toplantısında vatandaşlarımızla bir araya geleceğim. Brüksel'de bir ödül törenine katılacağım, Japonya ziyaretim olacak. Almanya'da da vatandaşlarımızla buluşma olabilir. Önümüzdeki süreçte, Washington'a gidip orada malum külliyemizin açılışını da yapacağız inşallah. 
 Bazı kesimlerin AK Parti'de fitne çıkarma peşinde olduğundan söz ediliyor. Bu çerçevede Başbakan ile sizin aranızı açmaya çalışanlar olduğundan bahsediliyor. Ne düşünüyorsunuz?
(Tebessüm ederek) Bir şey düşünmek istemiyorum. Türkiye, 2023 hedeflerini inşallah yakalayacaktır. Tuzağa düşenler olabilir tabii. Ama ben, birilerinin kurduğu o tür tuzaklara düşmem.
ABD'ye cevap: Bedel ödeyen siz değilsiniz, biziz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bayram namazını İstanbul Emirgan'da bulunan Hamid-i Evvel Camii'nde kıldı. Erdoğan'a oğlu Bilal Erdoğan ve torunları Ömer Tayyip ve Ali Tahir Erdoğan da eşlik etti. Namaz sonrasında vatandaşlarla bayramlaşan Erdoğan, yaptığı açıklamada, ABD'nin YPG'yi terör örgütü olarak görmemesini yanlış bulduğunu belirterek, “PYD ve YPG bunların hepsi terör örgütüdür, bize göre. Amerika, bu işte şu anda bedel ödemiyor, bedel ödeyen biziz. PYD'nin yaptıklarını da YPG'nin yaptıklarını da bilen de biziz. Dolayısıyla bu yanlış bakışı, yanlış değerlendirmeyi herhalde tekrar değerlendireceklerdir diye düşünüyorum. Biz, DAİŞ'i de terör örgütü olarak görüyoruz, PYD'yi ve onun yanındaki bu tür kuruluşları, PKK yine aynı şekilde” dedi. Çok sıkıntılı bir süreçte bayrama girdiğimize işaret eden Erdoğan, “Bu sıkıntılı sürecin ardından da malum 1 Kasım'da Türkiye bir genel seçim yaşayacak. Seçimde milletimiz ferasetini ortaya koymak suretiyle inşallah bu sıkıntıları aşacak, güven ve istikrarı sağlayacak bir adımın kararını verecek” diye konuştu.

















  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
308527 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/308527.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT