Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye şu anda 300 bin Iraklıyı kamplarında misafir eden bir ülkedir. Bunu ne İran yapıyor ne de Rusya yapıyor. Bu kadar hassas davranan bir Türkiye'ye karşı böyle bir yaklaşım tarzını biz bir defa, yani Irak'tan da, diğer ülkelerden de yanlış buluruz. Türkiye'nin bu hassasiyeti üzerinde kimsenin spekülasyon yapmaması lazım. Bizim bütün bu hareket tarzımız, bir defa birinci derecede Musul halkının çağrısı üzerine atılmış bir adımdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Arabiya kanalına verdiği röportajda gündeme  ilişkin soruları yanıtladı.
 
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Başika kampından çekilip çekilmeyeceğiyle  ilgili bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Haydar  el-İbadi'nin, Türkiye ziyareti sırasında kendilerinden yardım talebinde bulunduğu  ve Türkiye'nin de gerekli yardımları yapabileceğini söylediklerini aktardı.
 
Bu noktadan hareketle talep edilen uygun bir kamp yerinin verildiğini  kaydeden Erdoğan, "Bu 2014 sonu itibarıyla başladı ve 2015 martında da Başika  bize yer olarak gösterildi. Başika'da eğitimcilerimiz bizim, oraya yerleştiler ve  burada eğitime başladılar. Irak'ın da yetkilileri burayı ziyaret ettiler.  Bunların içerisinde Milli Savunma Bakanı da vardı ve bu ziyaretlerle de buradaki yapılan çalışmaları kendileri takdir ettiler, beğendiler" diye konuştu.
 
Suriye'deki gelişmeler ve bu gelişmelerle birlikte bazı adımlar  atıldığını kaydeden Erdoğan, bunlardan bir tanesinin de Rusya, İran, Irak ve  Suriye'nin oluşturduğu Bağdat'ta kurulan dörtlü ofis meselesi olduğunu ifade  etti.
 
Erdoğan, Putin’in o teklifini Esad'dan dolayı reddetmiş
 
SURİYE İLE AYNI MASADA NASIL OTURURUM?
 
Türkiye'yi de bu ofise dahil etmek istediklerini dile getiren Erdoğan,  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e, "Ben devlet olarak, meşru bir devlet  olarak kabul etmediğim Suriye ile aynı masada nasıl otururum? Onun için bizim  oraya gelmemiz mümkün değil" cevabını verdiğini söyledi. Erdoğan, "Biz o dörtlü  ofisin içerisinde, Türkiye olarak, beşinci bir ülke olarak yer almadık. Bu bizim davranışımızın ne kadar haklı olduğunu da gösterdi" diye konuştu.
 
Başika kampı adımı, oradaki Peşmergelerin ve zaman zaman da  Türkmenlerin eğitimine yönelik adımların kendilerine bir şeyi daha gösterdiğini  söyleyen Erdoğan, "'Demek ki' dedik, 'yani bizim biraz daha Bamerni'de bu işi  birlikte yürütmemiz gerekiyor' ve daha sonra bu son zamanlardaki gelişmeler  olunca Bamerni'ye biz oradan bir miktar askerimizi çektik" ifadesini kullandı.
 
Türkiye'nin Dışişleri ve MİT müsteşarlarının Irak'a giderek konuyu  merkezi yönetimle görüştüğünü hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Fakat son tabii uçak hadisesinden sonra hava daha da gerildi ve bunun  üzerine önce biliyorsunuz Rusya'nın bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne  (BMGK) müracaatı oldu ve bu müracaat reddedildi. Ardından biraz daha geçince Irak  Merkezi Yönetimi böyle bir adımı attı ve bu adımı attığında da Birleşmiş  Milletler Güvenlik Konseyi bununla ilgili olarak da, iki ülke bunu kendi arasında  çözsün kararına vardılar. Şu anda da biliyorsunuz bu safhadadır, böyle devam  ediyor."
 
Irak hükümetinin Başika kampıyla ilgili olarak BMGK'ya başvuruda  bulunmasının Türkiye'nin DAEŞ'le mücadele çabalarını nasıl etkileyeceği yönündeki  bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'nin orada bulunmasının en önemli  sebebinin DAEŞ'le mücadele olduğu vurguladı. Bağdat yönetiminin DAEŞ'le mücadele  konusunda gerekli adımları atmadığını, atmış olsaydı bu sıkıntıların  yaşanmayacağını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:
 
OBAMA'YLA DA BU KONUYU KONUŞTUM
 
"Ben bu arada Sayın Obama'yla da bu konuyla ilgili görüşmelerim oldu.  Bakın bizim yıllar yılı, ta Başbakanlığım dönemi de dahil olmak üzere bir terör  tehdidi altında bulunuyoruz Irak'tan. Bu terör tehdidine karşı biz Irak Merkezi  Yönetimine 'lütfen bakın Kandil'de hem İran tarafında, hem Irak tarafında bir  bölgede bu teröristler şu anda konuşlanmış durumdalar. Bunlara siz gerekli  müdahaleyi yapmak durumundasınız. Eğer siz bunlara karşı gerekli müdahaleyi  yapmayacak olursanız biz müdahale etmek durumunda kalırız' dedik. 'Bunun için de  sizden ayrıca bir daha bunu görüşemeyiz, çünkü bunlar saniyelik meselelerdir.'
 
Maalesef hiçbir zaman bu terör örgütlerine karşı Irak Merkezi Yönetimi  bir tedbir almamıştır. Şu anda kaldı ki DAİŞ zaten Irak'ın üçte birini işgal  etmiş durumda. Orada hala DAEŞ terör örgütü bulunuyor. Peki, Merkezi Yönetim  bunlara karşı şu ana kadar herhangi bir şey yapabildi mi? Yapamadı ve biz talep  üzerine buraya girmiş bulunuyoruz. Burada Peşmergelerin, Türkmenlerin, hepsinin  ciddi bir sıkıntısı var. Eğitim amaçlı buraya girmişiz, bir muharip güç olarak  burada bulunmuyoruz. Sadece bizim oradaki bir kısım askerlerimiz, eğitim veren  askerlerimizi koruma amaçlı olarak oradadır. Zaten sayı da bellidir. Yani siz o  sayıyla zaten orada muharebe yapamazsınız. Orada böyle bir güç  bulunmaktadır.  Bunu da bir defa işin idrakinde olan, gerçekten asker-güvenlik güçleri normal  karşılamaktadır. Bu da 650-700 kişilik bir gruptur zaten ve şu anda oradaki bu  görevlerini ifa etmektedir. Fakat bunların da bir kısmı zaten Bamerni'ye  kaymıştır. Bunlar da biliyorsunuz Kuzey Irak Yerel Yönetiminin olduğu bölgedir."
 
RUSYA VE İRAN'A SERT CEVAP
 
Erdoğan, Türkiye'nin Başika'daki askeri varlığıyla ilgili Rusya ve  İran'ın tutumunun hatırlatılması üzerine, "Bir defa şu çok açık ve net orada,  bunu söyleyenlere bizim verdiğimiz ve vereceğimiz cevap şudur: Bizim konumumuz ne  Rusya'nın konumudur, ne İran'ın konumudur" dedi.
 
MUSUL HALKININ ÇAĞRISI OLDU
 
Türkiye'nin sürekli olarak Irak'tan terör tehdidi alan bir ülke  olduğuna ve bu tehdidin sadece DAEŞ'te kaynaklanmadığına dikkat çeken Erdoğan,  "Kaldı ki Türkiye şu anda 300 bin Iraklıyı kamplarında misafir eden bir ülkedir.  Bunu ne İran yapıyor ne de Rusya yapıyor. Bu kadar hassas davranan bir Türkiye'ye  karşı böyle bir yaklaşım tarzını biz bir defa, yani Irak'tan da, diğer ülkelerden  de yanlış buluruz. Türkiye'nin bu hassasiyeti üzerinde kimsenin spekülasyon  yapmaması lazım. Bizim bütün bu hareket tarzımız, bir defa birinci derecede Musul  halkının çağrısı üzerine atılmış bir adımdır" diye konuştu.
 
İLİŞKİLERİMİZİN DÜZELMESİNDEN YANAYIZ
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan," Bizim şu anda  özellikle Rusya ile ilişkilerimizin böyle çok olumsuz bir istikamete gitmesinden  değil, bunun bir an önce toparlanarak yine eskisi gibi düzgün bir şekilde  diplomatik çerçeve içerisinde düzelmesinden yanayız" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Arabiya kanalına verdiği röportajda gündeme  ilişkin soruları yanıtladı.
 
Türkiye-Rusya ilişkilerinin halihazırdaki durumuyla ilgili bir soru  üzerine, iki ülke arasındaki ilişkilerin son 10 yılda hiç bir dönemde olmadığı  kadar ileri bir noktaya geldiğini, hatta stratejik bir ittifak halini aldığını,  üst düzey istişari konsey oluşturularak toplantılar yapıldığını hatırlattı.
 
Son toplantının 15 Aralık'ta Moskova'da yapılmasının planlandığını  ancak ev sahibi Rusya'nın sıcak bakmaması üzerine iptal edildiğini ifade eden  Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Rusya ile olan bu ilişkilerimiz şu anda A'dan Z'ye biliyorsunuz  tamamen kopmuş değil. Benim sürekli verdiğim mesaj şudur: Devletler arasında  diplomasi hiçbir zaman koparılıp bir kenara konulmamalıdır. Burada aklıselim ile  hareket edilmelidir. Rusya geçen yıl bizim Karadeniz'de 15 dakika hava sahamızı  ihlal etmiştir. Suriye'de önce bir ihlal yapmış, ardından ikinci bir ihlal yapmış  ve biz G-20 toplantısında Sayın Putin'le bunları görüştük. Bu arada tabii biz  kendisiyle telefonla da bu ihlaller yapıldığında bunları konuşuyorduk. 'Bakın biz  stratejik ortağız ama stratejik ortaklar olarak birbirimizin hava sahasını bu  şekilde ihlal etmek bir yanlıştır, bu egemenlik haklarına saldırıdır ve egemenlik  haklarına saldırı yarın hiç arzu etmeyeceğimiz neticeleri doğurabilir. Bu saygıyı  bir defa göstermemiz gerekir' dedim. Hatta daha da ileri gittim, Doğu Akdeniz'de  bizim bir fırkateynimizi taciz ettiler. Bunu da yaşadık ve bunları da biz  kendileriyle paylaştık. 'Bakın, böyle bir durum da oldu' dedik G-20'de.
 
'Benim bundan haberim yoktu' dedi ve yanında -heyetler arası bir  toplantıydı bu- diğer arkadaşlarına da bir talimat verdi. Biz G-20'den çıktık,  aradan 2 gün geçti bu olayla karşı karşıya kaldık. Düşünün, aidiyeti belirsiz iki  tane uçak ve bunlar 10 dakika içinde 5 uyarı alıyorlar, kendilerine sürekli bu  uyarılar yapılıyor. Bu uyarıya rağmen bunlar gelip belli bir paten yapıyorlar, o  patenden sonra bizim sınırdan içeri giriyor. Birincisi tekrar Suriye topraklarına  dönüyor, ikincisi -17 saniyelik bir zaman içerisinde oluyor- tabii angajman  kuralları çerçevesi içerisinde bu defa orada uçuşlar yapan iki tane bizim F-16  uçağımızdan bir tanesi kalkıyor bu ikinci uçağı orada vuruyor."
 
Erdoğan, "Şimdi bu olay tabii ki bizim için belki arzu edilmeyen bir  olay olarak da değerlendirilebilir ama bu bir su yolu haline geldiği anda bunun  tüm halkımızda meydana getirebileceği bir durumu düşünün" ifadesinin kullanarak,  "Acaba Rusya kendi hava sahasının ihlallerine bu denli müsaade edebilir mi?  Herhangi bir ülke gelip Rusya'nın hava sahasını sürekli ihlal etse, acaba buna  sürekli müsaade edebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bunu önce kendi şahsında  bir devlet olarak düşünmesi lazım" diye konuştu.
 
"Ben çok güçlü bir devletim, dolayısıyla istediğim zaman istediğim  ülkeye istediğim gibi gider bu hava sahasını ihlal ederim" tutumunun uluslararası  hukuk ve egemenlik haklarına saygı açısından doğru olmadığının vurgulayan  Erdoğan, "Bakın bir olmuş, iki olmuş, üç olmuş, bu dördüncüsünde oluyor ve endişe  ettiğimiz konu başımıza geliyor. Dolayısıyla bunu, kendilerinin böyle bir yanlışı  yapanları uyarması, ikaz etmesi gerekirken, tam aksine burada hava sahası ihlal  edilmiş olan bir ülkeye karşı bunu bir tavra dönüştürmeyi ben doğrusu Rusya'nın  diplomatik anlayış noktasındaki kusuruna yorumluyorum. Çünkü böyle bir yaklaşım  tarzı olamaz. Bunu çok iyi incelemek lazım" ifadesini kullandı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağduyuyla diplomatik ilişkilerin yeniden  canlandırılması beklentisinde olduğunu söyledi. İki ülke arasında bir çok alanda  ilişkilerin devam ettiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
 
"İşte enerjiydi, gıda, vesaire, bunlarla ilgili satışlardı, birçok  şeylerde bu arada tabii belki kesintiler oldu. Birçok insanımıza orada  zulmediyorlar. Orada mesela havaalanlarında bazı vatandaşlarımız hakikaten bugüne  kadar uğramadıkları ciddi bir kontrol sürecine uğruyorlar. Bundan dolayı ciddi  şikayetler var. Bunlar tabii bizi üzüyor ama biz bu tür olaylara karşı aynı dille  mukabele etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz.
 
Mesela ülkemize gelecek Rus turistlere karşı 'Türkiye'ye gitmeyin',  tur operatörlerine 'Bütün turlarınızı iptal edin', bu tür şeyler söyleniyor. Ben  bunları doğru bulmuyorum, yani bunlar çok basit yaklaşımlardır. Bu bir defa kendi  vatandaşının seyahat özgürlüğünü engellemektir. Bırakın vatandaşınız dünyada  nereye gidecekse oraya gitsin. Türkiye'yi seviyorsa ve siz de bunu  engelliyorsanız, bu onun seyahat özgürlüğünü ortadan kaldırmaktır, engellemektir.  Ha kendisi gelmeyecekse zaten gelmez ama buraya gelmek istiyorlarsa da ne yapar  yapar yine buraya gelir. Türkiye'de, şu anda sadece turist olarak değil Rusya'dan  gelip burada bizim vatandaşımız olan Ruslar var. Türkiye'de evlenmişler, burada  kalmışlar ve hallerinden de gayet memnunlar. Biz de onlardan memnunuz. Hatta  geçici ikametle burada kalanlar var, aynı şekilde bu süreç devam ediyor. Bizim şu  anda özellikle Rusya ile ilişkilerimizin böyle çok olumsuz bir istikamete  gitmesinden değil, bunun bir an önce toparlanarak yine eskisi gibi düzgün bir  şekilde diplomatik çerçeve içerisinde düzelmesinden yanayız."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerilimi azaltmak için adım atıp atmadıkları  yönündeki bir soru üzerine, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Rus mevkidaşı  Sergey Lavrov'la görüştüğünü hatırlattı.
 
Çavuşoğlu'nun görüşmeyi olumlu olarak değerlendirdiği, buna karşın  Rusya tarafından daha farklı açıklamalar duyduklarını aktaran Erdoğan, "Temenni  ederim ki bundan sonraki süreçte de yine dışişleri bakanlarımızın görüşmeleri  olsun. Farklı ülkelerden siyasi liderlerin bu konuda bu sürecin böyle devam  etmemesini istediklerini görüyorum, onlar da bu konuda devreye giriyorlar. Yani  dostlar devreye girenler bu noktada bir netice almak için gayret sarf ediyorlar.  Biz de dost kazanmaktan yanayız, yani düşman azaltmaktan yanayız, bizim  gayretimiz budur. Onun için temenni ederim ki dostlar azalmaz çoğalır, tam aksine  düşmanlar azalır. Bunun gayreti içerisindeyiz" şeklinde konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin geleceğine ilişkin bir soru üzerine,  "Bana göre Suriye konusunun kararını bir yerde zaman verecektir. Asıl karar  verici milli iradedir, yani milli iradeyi bir kenara koymak mümkün değil. Rusya  bugün orada görünebilir ama milli irade, Suriye halkı acaba buna ne diyor? Mesele  bu. Şu anda ben Suriye halkının bu gelişmelerden memnun olduğunu zannetmiyorum.  Çünkü Suriye halkını iyi tanırım, iyi bilirim. Çünkü bizlerle olan ilişkileri çok  farklıdır" cevabını verdi.
 
Suriye rejiminin, ülkenin sadece yüzde 14'üne hakim olduğunu, geri  kalan toprakların ise çeşitli örgütlerin elinde bulunduğunu ifade eden Erdoğan,  "Bugün Suriye'de rejim Suriye'nin yüzde 14'üne hakim, yüzde 14'ün dışı tamamıyla  çeşitli örgütlerin elindedir. DAİŞ bunlardan bir tanesidir, Özgür Suriye Ordusu  bunlardan bir tanesidir. Bunun dışında birçok örgütler var. Hepsinin orada belli  bir ağırlığı var. Tabii asıl buradaki ağırlık, bütün bu örgütlerin DAİŞ dışında  bütünleşerek, birleşerek Suriye halkıyla el ele bu rejimi devirmek suretiyle  kendi iradesini orada egemen kılmasıdır" ifadesini kullandı.
 
Rusya'nın Suriye'deki bombardımanında Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu  bölgeler dahil birçok bölgede 800'ü sivil olmak üzere birçok insanı öldüğünü,  Rusya'nın saldırılarını acımasız bir şekilde sürdürdüğünü anlatan Erdoğan,  şunları kaydetti:
 
"Mesela diyorlar ki: Biz Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu bölgeyi  vurmadık. Bunu bizzat kendileri bana ifade ettiler. Lazkiye'nin kuzeyi Bayırbucak  Türkmenlerinin yerleşim bölgesidir. Ağırlıklı 22 köy bu işin tam merkezidir. Bu  olaylar başlayınca bu köyler boşalmıştır ve bunlar tamamıyla Suriye'nin daha  kuzeyine, bizim sınırımıza yerleşmişlerdir. Biz hazırlıklarımızı yaptık, onları  hazırladığımız kamplara almak istedik. Fakat onlar, 'biz topraklarımızdan  ayrılmayacağız ve ölürsek de bu topraklarda öleceğiz' demişlerdir. Şu anda hala  onlar Suriye'de kalmaktadır, oradaki kamplarda kalmaktadır. Fakat biz kendilerini  sürekli gıda, yiyecek, içecek, giyim-kuşam, bunlarla desteklemekteyiz ve onlar  orada yaşamlarını şu anda o zor koşullarda devam etmektedirler.
 
Fakat biz tabii kendilerine şunu söyledik: 'Eğer siz böyle bir  mücadele verecekseniz, bunu DAİŞ'e karşı verin. Niye bunu DAİŞ'e karşı  vermiyorsunuz? Bunlar DAİŞ'le mücadele etmek yerine, ılımlı muhalefetin üzerine  gidiyorlar. Şu anda bunlar eğer 100 kişiyi vurduysa, bunun 90'ı ılımlı  muhalefettir, 10'u DAİŞ'tir. Ancak onlar ne diyor? 'Biz DAİŞ'i vuruyoruz'. Doğru  konuşmuyorlar, bunların hepsinin tespitleri elimizde var. Çünkü bizim de  istihbaratımız var, yani onların istihbarat servisi varsa, bizim de MİT'imiz var.  Biz de çalışıyoruz, o da çalışıyor. Bunun yanında tabii ki Amerikan istihbaratı  da çalışıyor. Biz nerede, kim ne yapıyor, hepsini bizler de bu bilgileri  alıyoruz, dürüst olmak lazım.
 
Zaten DAİŞ'e karşı birlikte bir mücadele verelim. Biz bunu Sayın  Putin'e söylediğimiz zaman 'evet' demiş olsaydı, bugün çok daha farklı bir yerde  olacaktık, çok daha büyük bir mesafe almış olacaktık ve bunu beraber yapmış  olacaktık. Fakat olaylar maalesef arzu ettiğimiz gibi gelişmedi, aksi istikamette  gelişti ve Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu Lazkiye'nin kuzeyi ki buradaki hesap  tabii çok çok farklı."
 
Uluslararası Af Örgütü'nün de Rusya'nın sivilleri vurduğuna dair  açıklamalar yaptığını hatırlatan Erdoğan, konuşmasını söyle sürdürdü:"
 
"Şimdi Rusya'nın buradaki çabaları, gayreti, öyle zannediyorum ki  Esed'e Lazkiye tarafında bir butik devlet kurmak. İstediği bu, niye? Çünkü yüzde  14'ünde var. Diğerini tamamıyla kaybetmiş vaziyette. Suriye halkı şu anda artık  ideal bir rejimin, huzur içinde yaşayabileceği bir rejimin arayışı içerisinde.  Fakat siz tabii kalkar da kendisine dayatmayla, otokratik bir anlayışla bir rejim  dayatma yoluna giderseniz, tabii ki orada artık halkın yapacağı bir şey kalmaz.  Şu anda 12 milyon Suriyeli evinden barkından olmuş vaziyette. Zaten 5 milyonu  Suriye'yi terk etmiş vaziyette, bunun 2 milyon 200 bini bizde. Nereden bakarsanız  1,5-2 milyonu Lübnan'da, 600-700 bini Ürdün'de; böyle bir durum söz konusu. Böyle  bir tablo içerisinde dünya eğer bir demokrasi mücadelesi Suriye versin istiyorsa,  bunun tedbirlerini Birleşmiş Milletler başta olmak üzere hep birlikte almalıyız."