Hasta kendi iyi taraflarını keşfediyor, topluma entegre oluyor. İki-üç seansta bile isyancı ve yıpranmış insanlar sakin ve aklı başında kişilere dönüşüyor. Rehabilitasyonun son aşamasında, taburcu olmadan önce hasta hipnoz ediliyor. Dünyada “Dr. Life” olarak tanınan Prof. Dr. Cenişbek Nazaraliev, bugüne kadar 16 binden fazla insanı uyuşturucu ve madde bağımlığından kurtaran tedavi metodunu şimdi Türkiye’den giden hastalar için uyguluyor. Nazaraliev, eski Sovyet cumhuriyetlerinin en çok tanınan narkoloji, yani zararlı madde tedavisi uzmanlardan biri. Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te kurduğu Nazaraliev Sağlık Merkezi’nde kendi geliştirmiş olduğu alkol ve uyuşturucu bağımlılığı tedavi yöntemini neredeyse 30 yıldır uyguluyor. Suudi Arabistan, Almanya, ABD, Rusya gibi birçok ülkeden 16 binin üzerinode hasta bu klinikte tedavi oldu. Nazaraliev, ücretsiz tedavi fırsatı sunan “Dünyanın sana ihtiyacı var!” adlı uluslararası yardım projesinin de fikir babası. Başarılı bilim adamı, 5 kıtada edindiği uyuşturucu ile mücadele tecrübelerini, araştırmalarını ve madde bağımlılığı tedavisinde uyguladığı özel metodu gazetemize anlattı: 
- Uyuşturucu konusunda dünya nasıl bir tehdit altında. Tedavi sürecinize Türkiye’den de katılanlar oluyor mu?
Küresel projemizin esas gayesi, uyuşturucunun önlenmesidir. “Dünyanın sana ihtiyacı var!” mesajı ile hastaları motive ediyoruz. Biz onlara diyoruz ki: Siz sadece kendinize değil, yakınlarınıza, topluma, ülkenize ve bu dünyaya gereklisiniz. Her ülke için erişime açtığımız başvuru dönemlerinde durumu ağır olan hastaları seçerek onları ücretsiz rehabilitasyon kursuna davet ediyoruz. Amacımız maksimum 100’den fazla ülkeyi bu program kapsamına almak. Uyuşturucu sorunu Orta Doğu’da salgın boyutlarda büyümektedir. 2013’ten itibaren Orta Doğu’dan bize başvuruda bulunan insanların oranı hızlı şekilde artmaktadır. Önceki yıllar Arap dünyasından kimseyi tedavi etmememize rağmen, bugün İslam coğrafyasında birçok insanı derhal kurtarmamız gerektiğine inanıyoruz.
 Tedavi programımıza Türkiye’den İstanbul’da ikamet eden 33 yaşındaki Abdullah katıldı. Başarılı bir foto muhabiri olan Abdullah, Türkiye’de oldukça popüler olan uyuşturucuyu kullanıyordu. Bağımlılık, hayatını mahvetti; evliliği yıkıldı ve iş yerinde problemler yaşamaya başladı. Doktorlarımızın çabaları ile bu hikayeyi parlak sonuca dö-nüştürdük. Rehabilitasyon kurslarından sonra fiziksel ve psikolojik bağımlılığını ortadan kaldırmanın yanı sıra Abdullah’ın inancını güçlendirerek ona gerçek değerleri gösterdik. Onda inanılmaz bir dönüşüm oldu. Biz bir kez daha tezimizi Türkiye’de de ispatladık. 
- Körfez ülkelerini gezerek araştırmalar yaptığınızı ve kutsal topraklara gittiğinizi öğrendik. Daha önce de 45 ülkede uyuşturucu kullanımını araştırmıştınız. Bu ülkelerde neleri  keşfettiniz?
90’lardan itibaren bağımlılık ve uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele tecrübelerini inceliyorum. 2002’de 5 kıtada 45 ülkede araştırma amaçlı geziler yaptım. Bunun sonucunda “Bırak ve Affet” kitabımı yazdım. Müslüman ülkelerden gelen hastalarla çalışarak onların yaşadıkları çevreyi incelemek gerektiğini fark ettim. Bir Müslüman olarak ben Mekke ve Medine’ye gittim, hac yaptım. Bu benim ilk deneyimimdi ve benim için gerçek bir aydınlanma oldu. Dünyaya farklı bir bakış ile baktım ve manevi bir hayata başladım. Artık hastaları sadece daha iyi anlamakla uğraşmıyorum, onlara manevî destek sağlıyorum ve bu iyileşmeye vesile olabileceğini düşünüyorum. 
- Orta Doğu’daki riskler buzdağı gibi?
Mesela; uyuşturucu konusunda Suudi Arabistan, Batı ülkelerine göre kamusal alanı sınırlanmış kapalı bir toplumdur. Bu sebeple uyuşturucu kullanımını sokaklarda göremezsiniz, ama tüm bunların hepsi duvarların arkasında gözlerden uzak tutulmaktadır. Basra Körfezi ülkelerini diğer Müslüman ülkelerden ayıran, uyuşturucu alış verişinin kolaylığıdır. 
- Sizin tedavi yönteminizin diğer metotlardan farkı nedir? Batı’nın modern yaklaşımı ile uyuşmayan yaklaşımlar nelerdir?
Arap ülkelerine bakarsak klinikler ağırlıklı olarak madde bağımlılığı tedavisinde Batı yöntemlerini kullanmaktadırlar. Örneğin eroinin metadon ile ikâme tedavi programını uygulamaktadırlar, yani ikâme tedavi programı.  Genel olarak, bu standart bir uygulamadır, detoks ve psikolojik terapi, inanç temelli ABD’de geliştirilen 12 adımlı bir programıdır. Ancak Arap ülkelerinde bu programı Kur’an-ı kerimin temel bilgilerini öğrenme dersleri ile tamamlıyorlar. 1987 yılında Sovyetler Birliği döneminde Kırgız Devlet Tıp Akademisi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştım. 26 yaşındaydım ve narkoloji bölümünde her gün bireysel özelliklerine bakmaksızın hastaları tedavi ediyorduk. Biz alkol tedavisinde mide bulantısı ve kusma refleksini uyandıran Teturam hapı vererek fiziksel çalışma terapi uygulaması ile tedaviyi tamamlıyorduk. Ben bu var olan rejim sitemli tedaviyi açıkçası beğenmiyordum. İlginç tarafı bu teknik kendi algoritması ile Batı metotlarına benziyordu. O zamanlar zaten farkındaydım: İlk etapta hastanın maddeye olan arzusunu bloke eden stres halinde tutmalıyız, başka bir deyişle, vücudun biyokimyasal yenilemesi yapılmalı, ondan sonra ikinci aşamada kişisel gelişim tekniklerini uygulayıp uyuşturucuyu ret programlamasıyla sonuçlandırmalıyız. Ama insanca davranmamız lazım, insan kendinde iyi taraflarını keşfetmeli bu şekilde kolayca topluma entegre olmalıdır. Doğal alkaloid olan atropini küçük dozlarla verdikten sonra uykuya dalan beş hastaya böylece atropin terapiyi uyguladım. 1950’lerde kullanılan bu yöntemi modernleştirerek başarıyı kazandım. 
- Tedavi metodunuzun etkisi ne kadarlık bir zaman zarfında görülmeye başlanıyor?
Gözlerimin önünde iki veya üç seanslardan sonra kliniğe  geldiğinde isyancı ve yıpranmış insanların nasıl sakin ve aklı başında insanlara dönüştüğünü fark ettim. Metot başarı ile sonuçlandı. Son aşamada, taburcu olmadan önce, hipnoz unsurlarından bir tanesini uygulamayı karar verdim. Daha sonra yöntemin temelini oluşturan Stres-Enerji Psikoterapi (SEPT) veya alternatif olan şehir dışındaki Taştar-Ata dağına yürüyüş (Hac uygulamasıdır) yaptırıyoruz. İkinci seçeneğin ilginç tarafı ise hastanın “ruh taşı” ile 250 kilometrelik bir yolculuğu aşarak taşı höyükte bırakıp tamamlamasıdır. Bu bağımlılığı bırakmış olduğunu temsil eder. Uyguladığım metodun önemli özelliği de hastanın aile üyelerinden birisi ile hastaneye yatırılmasıdır. Biz onları refakatçı olarak görevlendiriyoruz. Rehabilitasyon süreci boyunca onlar hem bizim ekibimize hem de hastalara yardımcı oluyorlar. Bu sonuca ulaşmak için oldukça etkileyicidir. Görev yaptığım 28 yıl boyunca sürekli bu metodu geliştirmeye çalıştım, bilimsel makaleler yazdım ve konferanslara katılarak bu metodun ne kadar eşsiz olduğunu ispatladım. Üstelik bu metot yüzde 87,5 remisyon (tedavi sonrası bir yıl boyunca hastaların madde kullanmama oranı)göstermektedir. Şimdi ise bu yöntem eşsiz ve elmas gibi çok değerli oldu. Birçok ülke  bu yöntemimizi değerlendirilip tanımlamışlar ve tedavi ihtiyacı olanlara tavsiye etmişlerdir.

Türk hastalar gelmeye başladı
Nazaraliev Sağlık Merkezi’nin Türkiye’deki temsilcisi Yurtşen Sıtkı Adıyaman, bugüne kadar iki hasta gönderdiklerini ve bunları gören başka hastaların da gitmek istediklerini söyledi. Adıyaman, söz konusu hastalarını Türkiye’de sentetik madde kullanıcıları olduğunu ve Kırgızistan’a gitmeden önce Türkiye’de  birçok hastane ve klinikte tedavi olmalarına rağmen etkili bir sonuç alamadıklarını belirtti. Adıyaman, “MCN kliniğimiz, Narkoloji ve psikiyatri bölümlerinden oluşmaktadır. Narkoloji bölümünde alkol ve diğer tüm madde bağımlıları; psikiyatri bölümümde ise anksiyete, depresyon, panik atak, fobi, takıntı, şiddetli uykusuzluk ve astenik sendromlu hastalar tedavi edilmektedir” bilgisini verdi.