Ahmet Münir Eren 
ahmetmunir.eren@tg.com.tr

Bursa iklimiyle ve bereketli toprakları ile meşhurdur. Taş eksen gül biter tabiri Bursa’da söylenmiştir zannımca, bire bin veren toprağında doğrusu böyle bir söz yakışır şanına... Her yörenin hususi yanı bulunur ama Bursa şeftalide, zeytinde, dutta hatta yaprağı ile beslenen kurtta da dünyada bir numara. Kurt deyince ipek böceği hemen gelmiş olmalı aklınıza. Osmanoğulları ipek kültürünü Orta Asya’dan taşımışlar buraya. Duydunuz mu bilmem Molla Fenari, Üftade Hazretleri gibi büyükler de ipek üretip satmışlar zamanında. Türkiye’de bir zamanlar ithal ipeğe fon uygulanır ve yerli üretici kollanır. Bu 90’lara kadar böyle sürer. Fonlar kalkınca ipekçinin keyfi kaçar. Sovyetlerin dağılması ile Özbek ipeği sahneye çıkar. İşin acı yanı o sene köylüye tohum verilir. İş satın almaya gelince masal okunur, ipe un serilir. Hasılı üç, beş akçe kazanma ümidi ile çalışan üreticinin neşesi boğazına dizilir. Ata mesleğini kaybetmek istemeyenler kafa yorar ama attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmeyince neye yarar. Bunlardan biri de Mehmet Ünal’dır. Koza Han’da ipek alınmadığı sene küser, yollara düşer. 24 yaşında Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Çin’e gider. Özbekistan İpek Bakanlığında danışmanlık yapar hatta. Gurbette geçen 20 yılın ardından hasret ağır basar ve döner gelir Bursa’ya. İpekçiliği tekrardan canlandırmak için kolları sıvar ve “Bursa İpekçiliğini Geliştirme Derneği”ni kurar. Benden bu kadar, dilerseniz sözü Mehmet Ünal’a bırakalım o anlatsın:
DUTLAR SOFRAYA YAPRAKLAR KURTLARA 
“Bursa’ya gelir gelmez hemen bir festival yaptım. Gazeteler, ‘Olmayan ipeğe festival yapıyorlar’ diye yazdı ama şu an 32 kişi çalışıyor. 180 kişi de halı dokuyor. Demek ki sahip çıkılınca oluyor. Bursa’da 20 yıldır yerli ipek çekilmiyordu. Sağ olsun Belediye Başkanımız Recep Altepe elimizden tuttu, belli bir noktaya ulaştırdı. Türkiye’ye Çin, Brezilya ipeği geliyor. Özbekistan’ın Fergana vadisinden çıkan ipek de pek iyidir ama Bursa ipeğinin eline su dökemez. Bizim ipeğimiz yıkandıkça parlar, renkleri güzelleşir, antik bir görüntü alır. Yurt dışından gelenler ise yıkandıkça matlaşırlar. Osmanlı zamanında Avrupalılar, “Bursa İpeklisi gelsin, pazarımızı şenlendirsin” diye vergi bile almazlardı. 
Bursa’da dut yaprakları kuzukulağı olgunluğuna geldiğinde Koza Birlik tohumları köylüye dağıtır. Bunlar yerlerini yerleştirilir, 3-4 gün içerisinde minik minik kurtçuklar çıkmaya başlar. Toplanan taze dut yaprakları salata gibi kıyılıp üzerlerine serpilir. Beslenme dönemi yaklaşık 40 gün sürer. Bu zaman zarfında dört defa uykuya yatar. Her uykuda deri değiştirir. Eğer kafasını kobra yılanı gibi sallamaya başladıysa koza örecek demektir. Böcek adeta sekiz işareti çizerek kozasını örmeye başlar. Serisini çözmeden ipeği alamazsınız. Bunun için haşlak su kullanılır, sıcak su böcekleri öldürmek için değildir. Zaten ipekçiler hiçbir zaman canlı ipek böceği kullanmaz. İpek çekimi için böceğin mutlaka ölmüş ve kurutulmuş olması lazımdır. 3 kilogram kozadan ancak 1 kilo ipek elde edilir. Burada ustalık önemlidir, ipekçiler hususi bir bitkinin kökünden yapılmış uç burma süpürgesini maharetle kullanır, kozaların uçlarını yakalarlar. İp kalınlığı denya denilen bir ölçüyle belirlenir mesela 22 denya kalınlığında ip çekecekseniz 11-12 tane koza kullanırsınız. Daha sonra vargel ve çarka bağlanır, böylece iplerin bükümü sağlanır. İpler önce bobin haline gelir sonra çileye çekilir ve sabunlu suyla pişirilir. Böylece ipek yumuşar ve güzelleşir. Sonra boya kazanlarına alınılır ve renklendirilir. 
İpek halı işi çok zahmetlidir. İlmek sayısı arttıkça (piksel gibi düşünün) kalitesi artar. Mesela; 10’luk kalitenin santimetre karesinde yaklaşık 110 tane düğüm vardır. Kırklık kaliteye ise 450 düğüm atılır.  Böyle bir seccade yapmak isterseniz üç buçuk yılınız tezgah başında geçecektir. İpeği sevdirmek ve bu kültürü yaşatmak için okullara gidip ders veriyorum. Çocuklar ipeğe, kozaya, makineye dokunuyorlar. İnsan varolana sahip çıkar, bilmediği bir şeyi niye korusun dimi ama? Duymuşsunuzdur, sözde Bizans İmparatoru, Çin’e iki tane rahip göndermiş. Onlar da gizlice ipek böceği tohumlarını almış, asalarına saklamışlar. Karda kışta aylarca yol tepip İstanbul’a ulaştırmışlar. İnsanın “yok ya daha neler” diyesi geliyor. Bu koca bir yalan. Bu yumurtalar o kadar hassas ki buradan Hatay’a götürseniz yolda telef olur, bir daha canlanamazlar. 

AMELİYAT İPİ PEK YAKINDA!
İpek insan ihtiyacı sıralamasında 47. sırada yer alıyor. Bir kriz olduğunda önce lüks tüketim maddelerinden vazgeçiliyor. İlk etkilenenlerden biri de ipekçilik oluyor. Ama biz ipeği lüks olmaktan çıkaracak, ameliyat ipi imal ederek ihtiyaç haline getireceğiz. Proje olgunlaştı, Uludağ Üniversitesi ve TUBİTAK desteği ile hayli yol aldık. Bugün devlet, köylüye inanılmaz hibeler veriyor, kota yok ucu açık. Koza Birlik de yanında duruyor. Artık bütün mesele ipeğimizi stratejik ürün haline getirebilmekte. Çin’in karşısında mücadele kolay değil. Tamam işçilik ucuz. Ona bir şey demiyorum da inanılmaz bir damping var. Yurt dışına satıyorsan, devlet, bedelin yarısı kadar hibe veriyor. Piyasa ellerinde istediği gibi oynuyorlar. Ama Çinli de eski Çinli değil. Öyle bir çuval pirince bir ay çalışan kalmadı. Bekleyin göreceksiniz Çin’i çok büyük krizler bekliyor.

HİKMET-İ HÛDA

¥ Yetişkin bir ipek böceği yumurta ağırlığının 10 bin katına ulaşır.
¥ Dünyanın en uzun elyafını üretir ki bu takriben 750 insan boyundadır.
¥ Koza örerken 150 bin defa 8 çizerek döner.
¥ İpek naylondan iki kat esnek, çelikten sekiz kat daha sağlamdır. 
¥ Kurşun geçirmezliği ile savunmada, insan dokusuna yakınlığı ile tıpta kullanılır. 
¥ Canlı hayvanın sıcak suya atılarak ipek alındığı tamamen uydurmadır. 

ESKİLER YENİLENİR İÇİMDE

İpek fabrikalarının kömürlü buhar kazanıyla çalıştığı dönemlerdi. Babam sabah 4’te yola revan olur, kazanı bizzat kendisi yakardı. Zira 5’te yanan kazanın buharı 8’de ancak toplanır. Bu işi kimseye asla havale etmez yardım da kabul etmezdi. Çünkü en küçük ihmalde kazan patlasa mahalle havaya uçar. Babamı bazen işe giderken yakalardım. Ağlayınca kıyamaz yanında beni de götürürdü. Kazanın yanına tabure çeker, bana anlayacağım ölçüde evliyadan, ulemadan, şehitlerden menkıbeler anlatırdı. Hâlâ o kazan dairesi hafızamda taptaze durur. Nur içinde yatsın, babamı 13 yaşımda kaybettim.