01 Ağustos 2010 Pazar Yıl:41 Sayı:14382
 
30.07.2010 USD(A) USD(S) EUR(A) EUR(S) 30.07.2010 18:53 USD(A) USD(S) EUR(A) EUR(S) İMKB
MERKEZ BANKASI 1.504 1.511 1.959 1.969 PİYASALAR 1.507 1.509 1.962 1.963 59867
 
İHLAS GAZETECİLİK KURUMSAL
 E-TÜRKİYE
 ANASAYFA
 GÜNDEM
 EKONOMİ
 DÜNYA GÜNDEMİ
 SPOR
 MAGAZİN HATTI
 SAĞLIK
 KADIN VE AİLE
 GÜNÜN İÇİNDEN
 KÜLTÜR SANAT
 YAZARLAR
 YAZI DİZİSİ-RÖPORTAJ
 İNSAN VE TOPLUM
 ARŞİV VE ARAMA
 KÜNYE
 EMAIL
 SERİ İLANLAR
 ABONELİK
 TELEFONLARIMIZ
 RSS
 
 
Nuri 
Elibol
 
 Bürokratik cumhuriyetten, demo...
İsmail 
Kapan
 
 Bu iş yaş arkadaş!..
Yavuz Bülent 
BÂKİLER
 
 İstanbul Büyükşehir Belediye B...
Mehmet 
Soysal
 
 Ve Anadolu...
Mustafa 
Selçuk
 
 “Sen gidersen, terör biter!” ...
Muammer 
Erkul
 
 Bilmeyenler başaracak!
Lütfi Köksal 
Şerif Akçan
 
 ÇALIŞAN DÜNYASI
Ömer 
Söztutan
 
 söz der ki
Enver 
Seyidoğlu
 
 Ne onlu, ne onsuz?!...
M. Ali 
Demirbaş
 
 Allahü teâlâ beni görüyor
Vehbi 
Tülek
 
 Ahmed Saîd-i Farûkî
Osman 
Ünlü
 
 Herkes yaptığının karşılığın...
Mehmet 
Oruç
 
 Şeytan cimriliğe sevk eder!
Abdüllatif 
Uyan
 
 “Niçin ince giyindiniz?..”
 
 
Hasan 
Sarıçiçek
 
 X ve Y!
İSTANBUL
Dünden Bugüne
Ekrem Buğra Ekinci
ekrem.ekinci@tg.com.tr
24 Haziran 2009 Çarşamba
Zaaf değil, yeni dünya düzeni



Padişahların ordunun başında sefere çıkması keyfiyeti XVII. asır sonuna kadar muntazaman devam etti. Daha sonra bırakıldı. Bu bir zaaf olarak görülmemelidir...

Osmanlı padişahı, başkumandan idi. Çoğu zaman bizzat ordunun başında sefere giderdi. Ancak gitmeyip, serdar-ı ekrem adıyla bir veziri tayin ettiği de olurdu. Padişahın bizzat katıldığı sefere sefer-i hümâyun denirdi. Nitekim Hazret-i Peygamber de bazı seferlerde bizzat ordunun başında bulunmuş; bazılarında kendisi gitmeyip bir başkasını kumandan tayin etmiştir. Birincisine gazve (gazâ); ikincisine seriyye adı verilir.

VARLIĞI MORAL KAYNAĞI
Osmanlı Devleti’nin esası gazâ ruhuna dayandığı içindir ki, padişahlar ordunun başında sefere çıkmışlar; biraz da bu sebeple asker zaferden zafere koşmuştur. Başta padişahın varlığı ordu için hem bir moral kaynağı teşkil etmiş; hem de tek elden sevk ve idareyi temine yardımcı olmuştur. En sıkıntılı zamanlarda padişahların seri ve zeki hareketleri, muhakkak felâketlerin önüne geçmiştir. Ekserisinin başında askerlik kudretinden mahrum zayıf veya çocuk hükümdarların bulunduğu ülkelerin askerleri, başında padişahı ile sefere çıkan Osmanlı ordusunun karşısında, çoğu zaman önce moral bakımdan yıkıma uğramıştır.
Padişah ordunun başında sefere çıktığı zaman sadrâzam ve divan mensupları da yanında giderdi. Seferde divan kurulur; harb meseleleri müzâkere edilirdi. Bu divana akıncı beyleri, ordu kumandanları, Kırım Hanı gibi yardımcı kuvvetler başları da iştirak ederdi. İstanbul’da hükümet işlerini yürütmek üzere sadâret kaymakamı kalırdı. Sadâret kaymakamı bugünki başbakan yardımcısının muadilidir. Padişah fermanı ile tayin edilir; padişah tarafından kabul olunup kendisine kürk giydirilir ve keyfiyet ilan olunurdu. Ayrıca eline tuğrası çekilmiş boş ferman kâğıtları verilirdi. Sadaret kaymakamı bu nişanlı kâğıtları sayıyla alır; icabına göre doldurup kullanır; sefer sonunda ise hesaplarını verir ve kullanmadıklarını iade ederdi. Sadâret kaymakamı sadrazamın vazifelerini yürütür; ancak onun salahiyetlerini ancak çok lüzumlu hallerde kullanırdı.

YENİ HÜKÜMDAR TİPİ
Padişahların ordunun başında sefere çıkması keyfiyeti XVII. asır sonuna kadar muntazaman devam etti. Bundan itibaren padişahlar ordunun başında sefere çıkmadılar. Bu bir zaaf olarak görülmemelidir. Çünki aynı devirde, Avrupa’da da artık krallar orduya bizzat kumanda etmiyordu. Asker-hükümdar tipinden; devlet adamı ve diplomat-hükümdar tipine doğru bir değişiklik meydana gelmişti. Artık harblerde teknik ve taktik; şecaat ve kuvvetin önüne geçmişti. Padişahlar, ordunun başında sefere gitmektense; bu işi ehli bir vezire tevdi edip, merkezde kalarak, otoriteyi korumayı daha uygun görmüştür.
Üstelik artık bir meydan muharebesiyle harbin nihaî neticesi alınır olmaktan çıkmıştı. Aylarca, yıllarca sürüyordu. Padişahın bu kadar uzun müddet pâyitahtı terk etmesi, başka gâileler doğurabilirdi. Çeşitli nüfuz grupları, öldürülmeyip sarayda yaşayan şehzâdeleri kullanarak fitne çıkarabilirdi. Hem artık ailenin en yaşlısı tahta çıktığı için, padişahlar eskisi kadar genç ve dinamik değildi. O yaşta, at üzerinde kilometrelerce uzakta aylar, yıllar geçirmesi imkân harici idi.

MERKEZDEN DESTEK
Sonra gelen padişahlardan sefere bizzat çıkmak isteyenler yok değildir. Meselâ Sultan III. Mustafa, Ruslara karşı tarihteki ilk mağlubiyeti tattığımız harbe bizzat çıkmak istemiş; ancak hastalığı engel olarak vefat etmişti. Yine de ordunun sevk ve idaresinde, askerin yüreklendirilmesinde merkezdeki hükümdarın çok mühim rolü olmuştur. Osmanlı Devleti’nin kazandığı son zafer sayılan 1897 Osmanlı-Yunan Harbi’nde, zamanın padişahı Sultan Hamid’in günü gününe merkezden orduyu yönlendirerek gâlibiyete yardımcı olduğu meşhurdur. Kanun-ı Esasî’ye göre, padişah ordunun başkumandanıdır. Yaver-i Hazret-i Şehriyarî adıyla askerî müşavirleri vardır. Mustafa Kemal Paşa, son padişah Sultan Vahîdeddin’in böyle yaveri idi. Mukavemet hareketlerini tek elden yönetmek gibi gizli bir vazifeyle ve fevkalâde salâhiyetlerle Anadolu’ya gönderilmişti.




Son sefer-i hümâyun
Ordunun başında sefere çıkan son padişah Sultan II. Mustafa‘dır. Venediklerin Sakız Adası’nı zabtettiği buhranlı bir devrede tahta çıktı. Dedesi Sultan Kanuni’nin cihangirâne yolunda yürüyeceğini ilan etti. Bu arada Sakız geri alındı ve Venedik, Ege’den tamamen silindi. Padişah, Alman cephesine yürüdü. Alman imparatorluk ordusu Erdel’deki Lugoş‘ta yenildi; kumandanı da maktul düştü. 4 ay süren seferden dönüldü. Ertesi sene padişah tekrar sefere çıktı. Olaş Zaferi kazanıldı. Karşı tarafta da zamanın en kudretli mareşalleri bulunuyordu. Bu harbi anlatan tarihçiler, padişahı “Cesur, azimli, fedâkâr, hülâsa doğuştan iyi kumandan” diye tasvir eder.
Ertesi sene (1697) padişah üçüncü ve son seferine çıktı. Karşı tarafın başında, tarihin en büyük askerlerinden ve dünyaca meşhur kumandan Prens Eugene vardı. Bu arada düşmana esir düşen bir beylerbeyi, Osmanlı ordusunun planlarını ifşâ etti. Osmanlı ordusu Tisa Nehri’ni geçerken, Prens birdenbire ortaya çıkıp nehrin üzerindeki köprüleri topa tuttu. Köprülerin üzerindeki askerler suya döküldü. Geri kalanı nehrin iki tarafında kaldı. Alman ordusu, beri taraftaki Osmanlı askerlerini imha ederken, karşı sahildekiler hâdiseye seyirci kalmak acısını yaşadı. Sadrazam Elmas Mehmed Paşa başta olmak üzere en değerli kumandanlar şehid düştü. Padişahın mührü ve bu arada Macar krallık tacı düşmanın eline geçti. Zenta Bozgunu, Türk tarihinin en büyük felâketlerindendir. Neticesinde imzalanan ve Macaristan, Erdel ve Mora’nın kaybedildiği Karlofça Muahedesi de ilk toprak kaybının vesikasıdır. Bu sene Osmanlı tarihinde mâtem senesi olarak anılmış; Avrupa’dan geri çekilmenin başlangıcı sayılmıştır.
Sultan II. Mustafa bu seferle Macaristan’ı geri alacağını zannetmekteydi. İtaatin zayıfladığı, hatta askerin kumandanına silah çektiği; kumandanların da birbirini çekemediği bir ordudan ancak bu kadarı beklenebilirdi. Görülüyor ki hükümdar çok iyi bir kumandan olsa ve askerin başında da bulunsa, disiplin ve itaat olmadıkça tek başına zafer sebebi değildir. Sonu felâketle biten 1687 sefer-i hümâyunu, padişahların ordunun başında sefere çıktığı son sefer olmuştur. Bundan sonra Sultan II. Mustafa ve yerine geçen kardeşi Sultan III. Ahmed, ülkeyi uzun müddet harbden uzak tutarak, imar faaliyetlerine ağırlık vermiştir.


Bu Makaleyi Arkadaşınıza Gönderin!
Sizin Bilgileriniz
Adınız - Soyadınız :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın Bilgileri
Arkadaşınızın Adı - Soyadı :
Email Adresi :
Yorumunuz :

  Yazarın Son 10 Makalesi

Makale BaşlıkTarih
NÂMAĞLUP BİR HÜKÜMDAR EMiR TiMUR 28 Temmuz 2010 Çarşamba
7 BELDEYE 7 MUSHAF 21 Temmuz 2010 Çarşamba
Mushaf-ı şerifin hikâyesi 14 Temmuz 2010 Çarşamba
Bizans’taki İslâm izleri 07 Temmuz 2010 Çarşamba
EYÜP SULTAN’DAKi MEZAR KiMiN?30 Haziran 2010 Çarşamba
BEYNELMİLEL BİR MARŞ23 Haziran 2010 Çarşamba
Her padişaha ayrı marş16 Haziran 2010 Çarşamba
OSMANLI ÜLKESİNDE YAHUDİLER09 Haziran 2010 Çarşamba
İsrail maziyi çabuk unuttu02 Haziran 2010 Çarşamba
Son zafer Yunan Harbi26 Mayıs 2010 Çarşamba
Diğer Makaleler için Tıklayınız... 

Bu gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. Copyright © İhlas Gazetecilik A.Ş.