Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, teröristlere ve onlara her türlü desteği sağlayan iç ve dış tüm güçlere rağmen, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından taviz vermeden yürümeyi sürdüreceklerini belirterek, “Bunun için kimsenin telkinine, dayatmasına ihtiyacımız yok” dedi.
Harp Akademilerinde kuvvet komutanları ve subaylara hitap eden Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının, Başkomutan sıfatıyla kendisinin yakın mesai arkadaşı olduğunu belirterek şunları kaydetti, “Hayatım boyunca, inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim; bu yüzden başım çok belaya girmiş olsa da, hep hasbi konuştum, hasbi davrandım. Şimdi de diyorum ki; buradaki her bir subayımızın benim için öz kardeşimden, öz evladımdan, yakın çalışma ekibimden en küçük bir farkı yoktur.”
İçinden geçilen kritik dönemin, Türkiye’yi pek çok bakımdan oldukça zorlu, oldukça kritik sınamalara tabi tuttuğunu vurgulayan Erdoğan, bunlardan birinin de özgürlük-güvenlik dengesinin nasıl sağlanacağı meselesi olduğunu aktardı.
Erdoğan, özellikle Amerika’da 11 Eylül 2001’de yaşanan saldırılarından beri, bu meselenin öncelikli tartışma konularından biri olmayı sürdürdüğünü ifade etti.
Bu saldırı sonrası Batı ülkelerinde sert tedbirler aldığını, kendi varlıkları üzerine bina ettikleri değerleri sorgulanır hale getirdiklerini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Terör saldırıları ülkeleri çok ciddi tedbirler almaya yönelttiğini görüyoruz. Bu tedbirlerin tamamıyla ilgili temel eleştiri, özgürlük-güvenlik dengesinin, özgürlükler aleyhine bozulduğu yönündedir. Açık konuşmak gerekirse, tüm bu fotoğraf içerisinde, özgürlük-güvenlik dengesini en sağlıklı koruyabilen ülke, Türkiye’dir. Bununla birlikte, hâlâ sıkıntı çektiğimiz hususlar da yok değil. Örneğin, terörü kutsama, teröristi yüceltme, terör eylemlerini meşru gösterme özgürlüğü benim içime bir türlü sinmiyor. Türkiye’de bölücü terör örgütüne ve diğer terör örgütlerine yapılan güzellemelerin bir benzerini, Batı’da, o ülkelerde faaliyet gösteren terör örgütleri için yapın, görün bakın başınıza ne geliyor? O ülkelerde benzer suçlamalara maruz kalan medya mensuplarının neler yaşadığını, haklarında hangi davaların açıldığını, ellerindeki malzemeleri imha etmek mecburiyetinde nasıl bırakıldıklarını çok iyi biliyoruz. Bir ülkenin başkonsolosu, kalkmış, casusluk suçundan yargılanan bir gazetecinin davasına destek olmaya gidiyor, yetmiyor bir de kendisiyle yanak yanağa fotoğraf çektirip yayınlıyor. Bununla da yetinmiyor, sosyal medyada ‘Türkiye’nin nasıl bir ülke olmak istediğine karar vermesi gerektiği’ gibi, haddini aşan ifadeler kullanabiliyor. Bu kişi, hâlâ ülkemizde görevini sürdürebiliyorsa, bizim alicenaplığımız, misafirperverliğimiz sayesindedir. Başka bir yerde, bu tür davranışlar sergileyen diplomatları bir gün bile barındırmazlar.”