CANAN ERASLAN / KADIN DÜNYASI - Bütün dünyada her yıl 8 Mart'ta kutlanan Kadınlar Günü, ülkemizde 'panayır' havasına büründü. Kozmetik markaları, marketler, mağazalar, oteller... Aklınıza tüketim ekonomisinin hangi yolu gelirse orada... Kadınlar Günü kampanyaları, şölenleri, indirimleri... "Kadınlar Günü İndirimi" diyor markalar... "Kadınlar Günü sebebiyle 1 alana bir bedava" diyor hatta...
İyi de Kadınlar Günü bu değil ki...
Taa 1857 yılının 8 Mart'ında ABD'nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi, daha iyi çalışma şartları isteğiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ardından polis işçilere saldırdı ve çalışanları kapıya kilitledi. Çıkan yangında işçiler fabrika önünde kurulan barikattan kaçamayınca 129 kadın işçi yanarak can verdi. Dünyada büyük yankı uyandıran bu acının unutulmaması için Danimarka harekete geçti ve 1910 yılında 8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisi mecliste oy birliği ile kabul edildi. Türkiye'de ise 1921 tarihinden bu yana anılıyor.
Yani 8 Mart parfümde kampanya, ojede bir alana bir bedava, giyimde ekstra indirim günü değil. Hele hele kadınlara hediye alınma günü hiç değil... Tüketim çılgınlığı yaşanan Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü gibi "Bugün hediye alınacak, kutlanacak" dayatması haline getirilecek bir gün hiç değil... Kadınların öldürülmesine, dövülmesine, çalıştığı halde daha az ücret almasına karşı çıkılması gereken bir gün olmalı özetle...

İTİRAZ EDİYORUM
Erkekler günü var mı?

Kadına seçme ve seçilme hakkını veren ilk ülkelerden olan Türkiye'de aslında kadınlar zaten güçlü. "Ataerkil" bir aile yapısına sahipmişiz gibi görünse de durup düşündüğümüzde, ailede minik bir eşya seçiminden, çocuğun geleceğinin planlanmasına kadar akla gelebilecek her aşamada son sözün kadında olduğu görülecektir. O halde neden kadınlar gücünün farkında değil? Kendisine çocuk doğurmak ve yetiştirmek gibi dünyanın seyrini değiştirebilecek kadar büyük bir güç verilmiş olan kadın, neden böyle bir güne muhtaç olsun ki?
Hiç düşündünüz mü?
Neden 'Erkekler Günü' veya erkek hakları savunucuları yok?
Neden başta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olmak üzere birçok alanda 'kadın kotası' savunuluyor?
Bu, 'aslında güçsüzüm, sizin kotanıza muhtacım' demek değil mi?
Kadın istese kota olmadan giremez mi o Meclis'e? Eşitlik şart mı? Her eşitliğin adalet sağlamadığı, mutluluk getirmeyeceği bilinmiyor mu peki?
Evet... Kadın, kendi gücünü ve yapabileceklerini fark etmeli artık. "Dünyaya çocuk getirmeyi Allah bana bahşetti. Bu bile çok değerli olduğumu gösteriyor. Ben istersem alırım, yaparım" diyebilmeli...

62 milyon kadın şiddet görüyor
SUSMUYOR DAYAK YİYOR

Danimarka'da kadınların yüzde 52'si, İngiltere ve Fransa'da yüzde 44'ü, Türkiye'de ise yüzde 39'u şiddet görüyor. Dünyada, "Şiddet görüyorum" diyen kadın sayısı ise 
62 milyon...

Son yıllarda kadın cinayetleriyle sarsılıyoruz. Akla hayale gelmeyecek yöntemlerle öldürülenler, paramparça edilenler... Öldürmek için onlarca bıçak darbesi vurup da 'içi soğumayan' binlerce kişi... İletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla daha çok mu duyar olduk, yoksa son yıllarda arttı mı kadına şiddet?
Aslında cevap "ikisi de" olmalı...
Çünkü kadına şiddet hep vardı. Dayak yiyen kadın susuyor, kimselere söylemiyordu. Öldürülenler için bahane "namus" oluyor, toplum kabulleniyordu. İletişim araçlarıyla bunları daha çok duymaya başladık evet ama şiddet de arttı. Çünkü ekonomik olarak ayakta kalabileceğine inancı olan kadın "susmamaya" başladı. Kadın susmayınca şiddetin dozu da arttı cinayetler de... Üstelik kırsal kesimde değil şiddet. Eğitimlisi-eğitimsizi, yaşlısı-genci demeden büyüyor şiddet. Yani profesörü de dövüyor, öldürüyor, hiç okumamış olanı da...
Peki kadına şiddet sadece Türkiye'de mi?
Kesinlikle hayır. Üstelik gelişmiş ülkelerde daha çok. Çünkü gelişmiş ülkelerde kadının ekonomik özgürlüğü daha çok ve sesi daha gür çıkıyor. Bununla baş edemeyen erkek de dövüyor...
Avrupa'da 42 bin kadınla araştırma yapıldı. Araştırmaya göre her 10 kadından biri, 15 yaşından bu yana bir tür cinsel taciz kurbanı olduğu her 20 kadından birinin tecavüze uğradığı belirlendi. Bu kadınların yüzde 22'sinin eşleri tarafından şiddete maruz bırakıldığı, yüzde 67'sinin ise bunu polise bildirmediği belirlendi.
Kadına yönelik şiddetin en yüksek olduğu ülkeler de, 'cinsiyet eşitliğini' en çok savunanlar oldu. Danimarka'da kadınların yüzde 52'si, Finlandiya'da yüzde 47'si, İsveç'te yüzde 46'sı, İngiltere ve Fransa'da yüzde 44'ü şiddet görüyor. Türkiye'de kadınların yüzde 39'unun, Polonya'da ise yüzde 19'unun şiddet gördüğü yine bu araştırmayla ortaya çıkıyor.