BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Nihat Odabaşı: Öfke içimde yok etmeye çalıştığım bir canavar

Burcu Çetinkaya
Facebook
İzlediğiniz bir çok ünlü klipte de yine onun imzası var. En önemlisi de vicdanlı olmaya herşeyden çok önem veren bir insan...

Siverek'ten nasıl anılar var peki hayatınızda?
İlk dönemde kendimi İstanbul'da buluyorum. İlkokul çağına geldikten sonra Siverek'e geri dönüyorum. Orada zorluk ve başka bir hayat başlıyor. Çünkü İstanbul'da belli bir şive ve aksan olmadan başka bir Türkçeyle konuşmaya alışmışım, sonra Siverek'e gidip Devrim İlkokulu'na yazılıyorum. Tabii orada hem konuşma olarak, hem de şekil olarak farklıyım ve farklı olunca da reddediliyorum. Öyle bir zor dönem var. Küçüğüm, şort giyiyorum, alışmışız İstanbul'da ama orada öyle bir kavram yok. Çocuklar şort giymez. Ya da kışın Kapalıçarşı'da satılan içi kürklü, muflonlu montlardan giyiyorum, üzerime çocuklar jilet atıyorlar, 'pamuklu şeker' diye. Kültür çatışmalarının içinde biraz İstanbul, biraz Siverek, biraz Urfa... İstanbul annesizlik, babasızlık demek, Siverek ve Urfa İstanbul'daki arkadaşların olmadan, İstanbul hasretiyle geçiriyor olmak demek... Bir garipti her nerede isem bir şeyin hasreti vardı. Lise çağıma geldiğimde ise ben Diyarbakır Anadolu Lisesi'ni kazandım. O yüzden bir şehir daha eklendi hayatımıza... 
>  İstanbul'da çekirdek aileler, Şanlıurfa'da ise büyük aileler yaygın... İkisinin de artıları eksileri var. Sizce hangisi nasıl?
Hayatta hiç bir şeyi tercih ederdim diye bakmıyorum. Bana Yaradan birşey veriyor ve ben onu en iyi şekilde yaşamaya çalışıyorum. Dezavantaj ise de bir sebebi vardır diye bakıyorum.
> Sizin aile yaşantınız nasıldı?
Urfalı, Siverekli olmanın, feodal, daha sert ve kurak bir toprakta yetişmiş olmanın çok izi vardı. Birbirini çok seven ama birbirine pek dokunmayan, birbirine sevgisini göstermeyen kardeşlerdik.
> Sevgiyi göstermek zayıflık olarak mı görülüyor doğuda?
 Zayıflık değilse bile bir kibarlık ve alışılmamış bir şey... Anne çocuğuna seni seviyorum demez. Belki hareketiyle belli eder. Özellikle babalar hiç demez. Kardeşler birbirlerine söylemezler. Daha serttir oranın toprağı, içine işler ister istemez. Bu da tabii ki içeride bir yerde yalnızlık biriktiriyor.
> Geri dönmek istiyor musunuz hiç bir dönemde memlekete?
 Yok ama bir gün geri dönmek zorundayım. Aile mezarlığımız orada. Günün sonunda bir gün bir yerde dönüyor olacağım muhtemelen. Aslında son noktada da dönmek istemezdim ama bir gün dönüyor olacağım.
>  Neden? Küskün müsünüz oralara?
 Evet küskünüm. Zor bir hayat vardı. Hayatta zorluk; sadece parasızlıkla büyüdüm demek değil. Para da olabilir, her şey olabilir ama yine de zor bir hayat yaşıyor olabilirsin. Benim ağabeyim orada vurularak öldü. Kalaşnikofla tarandı. Çok tehdit edildik. Senelerce evimiz tarandı, ben polislerin eşliğinde gidip geldim okula. Zordu. Çok zordu her şeye boyun eğmek. Siverek'in doğasındaydı mesela kurşun... Gece evimizin önü ve arkasında iki ayrı "müzik" vardı. Sanki birbirleriyle konuşuyorlardı. Bir taraf ateş etmeye başlar, öbür taraf ona cevap verir, öbür taraf kesik kesik ateş eder, öbür taraf yine ona kesik kesik cevap verir. Biz hep camların önünden eğilerek geçerdik. Sürünmeye o kadar alışmıştık ki ben çok uzun süre 1. katta yaşayamaz oldum. Abimin taranması olayından sonra bu eve kadar hiç 1. katta oturamazdım. Birisi gelip cama vursa adres sormak için, hemen önlem alırdım. Bunu galiba Siverekli veya Urfalı olan insanlar daha rahat anlar. Çünkü orada sinirlenir birisi, pat birini vurur. Politik görüşlerden dolayı biri birini vurur, örf ve adetlerden dolayı birbirini vurur insanlar. Bu arada onlar birbirlerini vurmak isterken kazara başka birileri de vurulur. Kolaydır insan vurmak, büyük bir olay değildir. Doğaldır, hayatın bir parçası olmuştur. Buraya gelince, bütün o doğal olan şeyler garip fobilere dönüşüyor. O yüzden dönmek istemem. Sevdiğim topraklardı, bana çok şey kattı. Bugünkü Nihat Odabaşı'nda eminim çok büyük payı var. Ama içimde çok acı da biriktirdiği için açıkçası istemezdim bir daha dönmek Siverek'e...
> Maneviyat hayatınızın neresinde ve nasıl kuruyorsunuz o bağı?
Hayatımda yolumu aydınlatan ve yolumda yürümemi sağlayan en önemli içsel dinamizm benim için. Herkesin yaptığı şekilde mi bilmiyorum ama ben kendi şeklimde algılayarak güçlü bir şekilde yaşıyorum, iletişim kuruyorum. Bütün şekilci kurallarıyla olmayabilir ama içeride bir yerde güçlü bir şekilde yaşıyorum. 
> Bugün Türkiye'de hayırlı bir değişiklik yapmaya gücünüz olsa nereden başlardınız?
 Galiba insanların kalplerinden başlardım. Çünkü ister din adı altında, ister modern veya demokratik olma adı altında olsun, her iki kitlede de garip bir vicdan eksikliği var. İnsani bir sorun olduğunu düşünüyorum artık. Taraf oldu artık insanlar, hangi tarafta olursan ol, birbirine hoşgörüyle bakmayan insanlar var. Bunu yadırgıyorum. Hani biz Yaradan'ın bir parçasıyız ya ve sana kötü davrandığımda ben O'nun bir parçasına kötü davranıyorum ya, işte bu yüzden insanların birbirine neden bu kadar kötü davrandıklarını anlayamıyorum. Ne olursa olsun dindar, çağdaş, katil, mutlaka içimizde karşımızdakine bakarken vicdan, hoşgörü ve anlama çabası olmalı. İnsanların kalplerindeki karışımı değiştirmek, birtakım çitler varsa onları kaldırmak isterdim.
> Yaptığınız işle, ulaştığınız insanlarla bunu yapabildiğinizi hissettiğiniz yerler var mı?
İşle bilmiyorum ama kendi tavrımda, sosyal medyada sergilediğim duruşla, konuşmalarla, hareketlerle bunu gösterdiğimi düşünüyorum. Görsel olarak benim gibi ünlü modellerle, şarkıcılarla fotoğraf çeken bir adamın umre yapıyor olması beklenen bir şey değildi mesela. Ve ben içimde müthiş bir inanç duygusuyla umreye gittim, 6 ay kadar önce... Kısaydı ama çok özeldi ve  fotoğraflarını paylaştım sosyal medyada. Bunun bile uzlaşma ve kalbimden bir şey katmak adına hizmet ettiğini düşünüyorum. 
> Nihat Odabaşı için dönüm noktaları nereleriydi?
Fotoğraf çektikten sonra hızlı dönüşümüm başladı. Ben işletme fakültesi mezunuyum ve hep ya oyuncu, ya yönetmen olmak istedim. Ama yaşadığımız topraklar, aile vs bin tane şeyden dolayı işletme fakültesi okudum. Çünkü babamın benden beklentisi benim işletme okuyup topraklarımıza geri dönüp oradaki düzeni işletmemdi. Kendimi bildiğimden beri o düzene ve onun beklentisine ait olmadığımı hissetim. Zaten o yüzden de biz hep ayrı uçlarda yaşadık ve aramızdaki fırtınalar dinmedi. Umarım ben de öteki tarafa gittiğimde konuşacağız ve dinecek bu aramızdaki fırtınalar diye düşünüyorum. 
> Babanız vefat ettiğinde küs olduğunuzu duydum. Eğer çok özel değilse, bu yüzden yaşadığınız bir pişmanlık oldu mu?
Her zaman pişmanlık var. Biz birbirimizi çok seviyorduk, keşke birbirimize gösterebilir olsaydık. Benim de vardı küskünlüklerim onun da. Ben babamın beni 'aslan oğlum' diye sevdiğini hatırlamıyorum hiç. Hep bende hata bularak severdi, benim de bütün ömrüm babamın gözünde değer kazanabilmek için çabalamakla geçti. Acaba onay veriyor mu, acaba onun istediği gibi bir evlat oldum mu? Hep bu eksiklikle yaşamak kötü bir duygu. Ne o beni anladı, ne ben onu anladım. O çok iyi bir adamdı, ben de kendi tarzımda iyi bir adamım. Bir çiftçi o ve hep bir ekin derdimiz vardı. Ben hep onun ekini gibi görürdüm kendimi, acaba ne zaman iyi bir hasat olacağım derdim. Babam bana 'Çok çalışıyorsun, bir gün ben öleceğim ve yetişemeyeceksin' diye kızardı. Biz bu yüzden küstük ve dediği de oldu, 5 dakika arayla kaçırdım, yetişemedim vefatına. 
> Çocuklarla aranız nasıl?
Çok seviyorum ama çok mesai geçiremiyorum. Benim bir çocuğum yok, olmasını isterdim. Belki olur. Korkuyorum ama bu dünyaya çocuk getirmek, tamamlanmadan bir çocuk yapmaktan korkuyorum. 
> Tam olabilir miyiz ki hiç?
Hayır ama tam olmak için çaba göstermek lazım en azından. O kadar tökezlerken çocuk yapmanın vicdansızlık olduğunu düşünüyorum. Ailenin son erkeği benim ve oğlu olmayan bir tek kişi benim ve ailenin soyadının devamı bende. Bir abim vefat etti, diğer abimin de kızları var oğlu yok. Devam etsin isterdim ama böyle bir derdim de yok. Eğer bu çocuğa doğru bir baba olabileceksem o zaman isterim tabii ki. Benim böyle bir isteğim var ve eğer kaderde varsa bu çocuk bana nasip olacak. Ben çocuk çok istiyorum ama hayırlı bir çocuk olsun istiyorum, ona iyi bir baba olmak istiyorum, onu hayatta yalnız bırakan birisi olmak istemiyorum. 
>  Kader?
Kadere çok inanıyorum ben, bununla ilgili alternatifler var ama sen hangi kararı alırsan al sonucu değiştirmiyor.
> Hırs, teslimiyet?
Her şerde bir hayır olabilir. Senin nasıl algıladığın önemli. Hepimizin hayatında bir sürü şans baloncuğu var, bunu görebilmek de bir yetenek. Her şeyin bir sebebi var. Kimi görmüyor, ben görmeyi seçenlerdenim. Bana verilen ömrü, yeteneği, sağlığı, iyiliği, sevgiyi maksimumda kullanmak. Para kazanmak ve bir gün paylaşabilmek için de... Güç kazanamak ve bu gücü insanların hayrı ve iyiliği için kullanabilmek için de... 
> Öfke?
Yok etmeye çalıştığım bir canavar benim içimdeki. Söndürmeye çalıştığım bir ateş. Eğer bende bir itici gücü varsa da iyi biçimde kullanmaya çalıştığım bir canavar. İyi insan olmak adına bir mücadelem var. Bir nevi spor, iyi insan olma kaslarımı her gün geliştirmeye çalışıyorum.
> Spor?
Spor salonu ve hava güzel olduğunda Maçka Parkı'nda düzenli spor yapmaya çalışıyorum açık havada. 

 
"RÖPORTAJ VERİYORUM, ÇÜNKÜ YAŞADIKLARIM, HAYATA BAKIŞIM, VİCDANİ İNANCIMLA MESAJ VERMEK İSTİYORUM. YOKSA RÖPORTAJIN BANA NE MADDİ NE MANEVİ FAYDASI VAR"
 
Raşa, 2-3 yaşlarında kayıp bir köpek. 6 aydır Nihat Odabaşı'nın köpeği. Veteriner hekimde başlamış tanışıklıkları. Eski köpeği Huskey... Yaşlanınca kaybolmuş veya öleceğini hissedince gitmiş. "Onun sonu kaybolmaktı bunun da başlangıcı kaybolmak" diyerek neden ismini Raşa koyduğunu anlatıyor Nihat Odabaşı.

ÇOCUKLUK DÖNEMİNE DAİR:
"Zor bir çocukluktu ama maddi yoksulluklardan dolayı değil, ailemizin şartlarından dolayı zor bir çocukluktu. Ben Siverek'te doğmuşum ama ilk İstanbul'u hatırlıyorum. Doğduktan hemen sonra İstanbul'a gelmişiz. Babamın 3 ayrı şehirde bir hayatı vardı. Asıl özümüz Siverek'te ve Şanlıurfa'da, CHP'den milletvekilliği döneminde 1952-1957 arasında Ankara'daydı. Bir de çocuklarını okutmak için İstanbul'da verdiği mücadele var. Çocuklarının hepsinin üniversite mezunu olmasını istiyordu."


 
MADALYONUN İKİ YÜZÜ
"Hayat bana güzel" Öyle mi acaba?
Daha sade bir hayat özlemi var mı hiç? Olmaz olur mu! Bana bazen yazıyorlar "hayat sana güzel" diye. İçimden gülüyorum; "acaba sana mı güzel bana mı güzel". Sen biliyor musun hayatta neler yaşıyorum? Bir kare önce ben felçli annemi koyuyorum, bir kare sonra Gülben Ergen'le fotoğrafımı  ve adam "hayat sana güzel" diyor. Bir kare öncesini görmüyor ama. Benim ablam ciğer nakli oldu, akciğeri değişti. Annem beyin kanaması geçirdi. Bir de abimin öldürülmesi var. Bu acıları görmüyorlar, şan ve şöhret her şeymiş gibi geliyor. İnsanların bu kalpsiz bakışı bana çok acı geliyor.
 
Nihat Odabaşı ve ünlüler
Çalıştığınız ünlü isimlerden size bir şey öğreten oldu mu?  
Oldu tabii. Mesela, Gülben Ergen benim hayatımda çok önemli isimlerden biri. Hem iş arkadaşım hem en önemli dostum. Hem bu sektörde iyi durabilmek adına çok şey öğretti hem de kalbimin büyümesi konusundaki çabalarıma, aydınlanmama yardım etti. Beni büyüten kadınlardan bir tanesidir.
> Ya kötü tecrübeler?
Şanın, şöhretin, paranın sonu yok. Yarın iki gözümü birden kaybedebilirim, dünyanın en önemli fotoğrafçılarındanım, bir anda hiç olabilirim. O yüzden biz başka bir şeye hazırlanmalıyız.  
>  Sizden bir şey öğrenenler oldu mu, yabancı ünlülerden?
En yoğun Elizabeth Hurley, Kelly Rutterfold ile çalıştım. Onları şaşırtmamın, bir dünya vatandaşı olarak başarılı olmanın tadını yaşadım. Bu ünlü insanların bize olan bakış açısının değişmesinin keyfini yaşadım. 

Burcu ÇETİNKAYA
Fotoğraflar: Ali Çelik
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
581108 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/burcu-cetinkaya/581108.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT