BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Uzungöllü uşaklar: Burnumuz değil gölümüz uzun

İrfan Özfatura
Facebook

Yer bilimcilere göre Uzungöl diye bir şey yokmuş. Haldizen Deresi ööle akıp gidiyormuş, Soğanlı ile Kaçkarlar arasında. Derken yamaçtan düşen heyelan derenin ağzını kapıyor, deyin ki bir nevi baraj ve set arkasında şirin bir göl peydahlanıyor.
Şimdi Uzungöl diyorlar ona. Ama öyle ip gibi uzun değil, beş yüze bin civarında. Karester Yaylası’ndan bakarsanız eni boyu bir görünüyor hatta.
Efendim havali Şerah ismiyle anılırmış vaktizamanında, diyelim 10-15 hanelik bir mezra. Son 150 yıldır nüfusu artmış, bir Of’a bağlanmış bir Çaykara’ya.
90’lı yıllarda belgesel çekmek için gittiğimizde minibüsümüz hayli zorlanmıştı. Yol topraktı ve yer yer birikintiler vardı. Kamyon, traktör izleri çamuru kabartmıştı. Yol ondüle gibiydi, Selman kardeşimiz arkaya iki kum torbası atıp ağırlık yapmıştı, fena silkeleyecekti yoksa. Bazı yerlerde inmek ve itmek mecburiyetinde kaldığımızı hatırlıyorum, ne uğraşmıştık ama.
Şimdi pürüzsüz bir asfaltta ilerliyorsunuz, otomobil bile zorlanmıyor, çok olsun üç çeyrekte varıyorsunuz menzilimaksudunuza.
Amaaan çabuk gidip de n’apacaksınız, belki bir daha göremeyeceğiniz kayalar ağaçlar var, şakırtısıyla kulak okşayan su eşlik ediyor yol boyunca. Esnafı da es geçmeyin derim, inanın semaver çayı çok başka.  Durduğunuz yerlerde mükemmel fotoğraflar alacaksınız, inanın abartmıyorum, deklanşöre basmaktan parmağınız acıyacak.

PANAYIR OLMASIN DA...
Burası bitki örtüsü ve barındırdığı hayvanlar açısından mühim bir coğrafya. İHA Muhabirimiz Kemal Ağabey’in verdiği bilgilere göre yöre kendine has nebatat ile tanınıyor. Ayrıca bozayı, kurt, tilki, çakal, vaşak, porsuk, su samuru, sansar, yaban keçisi, karaca…  Hasılı 60’tan ziyade memeli türü, 250 çeşit kuş yaşıyor.
Dere ayrı âlem, kırmızı benekli alabalıklar fink atıyor suda.
Kalem endamlı çam ve kayın ağaçları mimariye de yön vermiş. Bölgenin ustaları ahşabı kullanmakta hayli mahir, nitekim yaptıkları evler dayanmış uzun yıllara.
Zaten buraya gelen de ahşapta kalsın, betonla şehirde yeteri kadar hemhâl oluyoruz, bir de içinde rüzgâr dolanan odalarda konaklayın, oksijen alın doya doya.
Dursun Ali İnan, Almanya’da kazandığı paraları döküp buraya tesis açtığında herkes gülmüş  “İşin mi yok” demişler acıyan bir tonla.
Garibim alabalıktan başlamış, sonra karalahana, sütlaç ikram etmiş dostlara. Yaprak sarma, mısır ekmeği, Bafra pide, Akçaabat köfte, hamsi kuşi, laz böreği, mıhlama derken efsane olmuş bir anda.
Cefasını o çekmiş, sefasını başkaları sürüyor. Olsun. Artık Uzungöl, dünya çapında bir marka. Turistler milyon milyon geliyor.

TAHTABÜS, KERESTEKOPTER
Oğlu Mehmet İnan ise şair. Bir ara tahtadan bir otomobil yaptırmış. Bizi de gezdirsene diyenler çoğalınca  “Bu işi otobüs paklar” demiş anca.


“Otobüsü Köprübaşı’nda yaptık” diye anlatıyor, “marangoz arkadaşım Mustafa Kaya’yla. Suya dayanıklı olsun diye kestane ağacı kullandık. Ruhsat, plaka yok yerine damga vurdurduk Orman Memurluğunda. Geçen polis işaret etti, ha bakayum çek kenara. Ödüm koptu, dedim geliyor ceza. Meğer fotoğraf çektirmek istiyorlarmış, dükkân sizin canım feda. Aslında İngiliz otobüsleri gibi iki katlı yapacaktık ama tahta bitti. Kilometre 140 gösteriyor ama yalan, inanma. Aslında Uzungöl’de ciddi bir trafik sıkıntısı var. Bence misafirler belde girişinde arabaları bıraksınlar, bunlardan 15-20 tane yapalım dönsün dursunlar ortalıkta.”
- Öylesi kaç yıl sürer ama?
- Bunu üç ayda yaptık, çaktık. Daha da erken olurdu da kerestenin kurumasını bekledik boşuna. Öyle çok yapacak olsak projeli gireriz, monte edip geçeriz bir solukta.
- Abi yanma riski filan?
- Öbürü yanmıyor mu sanki? Hem bu güne kadar hiç ahşap otobüs yandı diye bir haber düştü mü ajanslara? Kısmet olursa bir tane de ahşap bir helikopter yaptıracağım, yaşını başını almış bir pilot arıyorum, gençlere kıyamam yoksa.

ONLARA HER YER TRABZON
Karadeniz insanı herkesle barışık, alay edilecekse de kendi ediyor, bırakmıyor başkasına.
Mehmed İnan “Burnumuz kemerli ya saklanamıyoruz” diyor, “Zaten mühim olan burundur, gerisi teferruat. Askerde önemli işleri hep bize verirler, bilirler ki Karadenizli memlekete sevdalıdır, işine sahip çıkar. Komutanım bana Karadenizli misin diye sormadı bile. Direkt ‘Trabzon’un neresindensin’ dedi girdi mevzuya.
Uzungöl tabiatı ile tanınır ama buranın köklü bir kültürü de var. Onu ortaya çıkarmayı dert edindik. Babam bir müzeye niyetlendi, bölgemizin insanı getirip elindekileri hediye etti, satın almaya kalksan para yetmez yoksa. İçinde yöre mimarisinden, ev eşyalarına, Karadeniz işi tabancalardan, marangoz takımlarına yüzlerce parça var.
Beşikler, kıyafetler, oyalar, oyuncaklar… Sizi maziye götürüyor âdeta.”
Bir kapı görüyoruz Rus istilasında Moskof tarafından zorlanıp yakılmış. Müzede sergilenmese hikâyesi unutulacak.
Ve bir ekmek maketi. “Bu ne Mehmet Abi?”
- Dedemin babası seferberlik ilan edilince derhâl yola çıkıyor. Hanımı alelacele bir ekmek hazırlayıp heybesine koyuyor. Sonra haber alamıyorlar bir daha. Aradan seneler geçiyor, öldü mü kaldı mı belli değil. Çaykara’da bir ihtiyar, dedeme soruyor, “Sen kimin uşağısın?”
- Hamid’in.
- Hangi Hamid? Aşağıdaki mi yukarıdaki mi?
- Yukarıdaki.
- Bak evlat, baban benim kucağımda şehit oldu, elindeki ekmeğin üzerinde parmak izi geçmişti hatta.
O ekmek ninemin hazırladığı ekmek, nasip değilmiş, lokma koparamamış daha.

NE CAMİ AMA?
Havalinin evleri ahşap ağırlıklı ve çok sanatlı. Hele o eski camiler, özene bezene yapmışlar. Taşkıran Eski Cami de onlardan biri.
Cemal Kurt Hocaefendi anlatıyor: Büyüklerimizden duyduğumuza göre camimiz hicri 1314 (1896) senesinde yapılıyor. Başka cami var ama küçük geliyor. Bazıları “Ya ne gerek var” deseler de dört arkadaş karar veriyor işe girişiyorlar.  
Kamyonun vincin olmadığı bir zamanda bir yılda yapıyorlar. Kesme taş kullanıyor, hiçbir masraftan kaçmıyorlar. Görenler alnına Fetih Sûre-i celilesinin işlendiği ceviz mihraba bayılıyor.  


Malum insan ölünce amel defterleri kapanır. Ancak ilim eseri hazırlayanlar, hayırlı evlat yetiştirenler ve Sadaka-i cariye bırakanlar müstesna. Sadaka-i cariye bu işte mektep medrese yol cami çeşme vesaire.
- Peki o dört arkadaşın isimleri ne Hoca’m?
- Bilmiyoruz, onlar da bilinmesini istememiş olmalı, kitabeye yazdırabilirlerdi pekâlâ. Eskiden yolumuz yoktu, bir patika geçerdi yanından. Yaylalardan pazarlardan gelenler olur, gecenin bir vakti cami içinde gölgeler hisseder, ibadet sesi duyarlar. Misafirler de huzur ve huşu bulduklarını söylüyorlar burada.
Rus işgalinde düşman atlarıyla camiye giriyor. Ancak nasıl bir sarsıntı, zor kaçıyorlar dışarıya. İşte kapı üstündeki çatlak o kara günleri hatırlatıyor.
Minare belli ki sonradan ilave edilmiş, Vakıflar aslına uygun bir minare için kolları sıvadı, şüphesiz çok yakışacak.

ALPLERDEN FARKI YOK
Denizden 1.090 metre yükseklikte bulunan Uzungöl, Alpleri aratmıyor. Burada yürüyüşe çıkabilir, bisiklete binebilir, safari yapabilir, kuş gözleyebilirsiniz. Şekersu, Demirkapı yaylalarını gezebilir, yamaç paraşütü ile atlayabilirsiniz icabında.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609050 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/609050.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT