BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.

Türkiye-Amerika münasebetleri BİR DARGIN, BİR BARIŞIK

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Amerika, II. Cihan Harbi’nden sonra, komünizm ve Kızıl Rusya tehlikesine karşı bir emniyet supabı olarak gördüğü Türkiye’ye yakın alâka göstermiştir. Ama bu alâka, hiçbir zaman bir kararda olmamıştır...
 
 
Yeni Dünya’nın genç ülkesi ABD’nin ilk münasebet kurduğu devletlerden biri Osmanlı olmuştu. Bir Amerikan heyeti, 1795’te Cezayir Valisi ile Akdeniz’de serbest dolaşma antlaşması imzalamış; mukabilinde Osmanlı hükûmetine vergi borcu altına girmişti.
1853 senesinde George Washington adına dikilecek abide için çeşitli memleketlerden kitabe istenmişti. Osmanlı hükûmeti de hattat Kazasker İzzet Efendi’nin hattıyla üzerinde Sultan Mecid’in tuğrasının da bulunduğu bir kitâbe yolladı. 1884’de inşaatı biten âbideye, diğerleriyle beraber yerleştirildi.
İki memleket münasebetlerindeki en enteresan safha, Texas yüzünden çıkan ABD-Meksika Harbi esnasında Amerikalıların, Osmanlı hükûmetinden çölde kullanmak üzere deve istemesidir. 1855’te Osmanlı hükûmeti, Amerika’ya askerî yardım olarak bir deve birliği ve deveciler yollamıştır. Devecilerden Hacı Ali’nin Arizona’daki türbesi üzerine Amerikalılar 1938’de bir abide inşa etmiştir.
 
Kalbinizi açın
 
I. Cihan Harbi’nden sonra dünyanın süper güçleri arasına giren ABD, asırlık ananelere dayanan imparatorluklardan çekinir, monarşiden hoşlanmazdı. Bu sebeple bir manada yeni ulus-devletlerin inşa manifestosu olan Wilson Prensipleri çerçevesinde İstanbul’a karşı Ankara’yı destekledi. Hatta bir ara Anadolu’da Amerikan mandası bile konuşuldu. Ancak ABD hükûmeti buna yanaşmayınca, Ankara kahramanları da geri adım attılar. Ankara mümessilleri, Amerika’ya gidip para bile topladılar. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda, ABD, en az İngiltere kadar mühim ve inşaî rol oynadı.
1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde konuşan Gazi, Amerika’ya “Türk halkına kalbinizi açık tutun” hitabında bulundu. Amerikalılara, Chester İmtiyazı denilen ve başta Musul demir yolu ve madenlerine dair olmak üzere ekonomik imtiyazlar tanındı. Ancak Musul’un kaybıyla Türkiye’nin beklentileri suya düşse de, Amerikan gazeteleri, Atatürk’ün ölüm haberini, “Büyük Türk öldü” başlığıyla verdiler.
 
Welcome Missouri
 
ABD dünya politikasındaki esas rolünü II. Cihan Harbi’nin arkasından oynayacaktı. Harbin mutlak gâlibi Amerika, artık dünyanın da 1. süper gücüydü. Bu fonksiyonunu yürütmek üzere kurulan Birleşmiş Milletler’e girebilmek ve harbden zarar görmüş memleketlere dağıtılan yardımı alabilmek adına herkes Amerika’nın kapısı önünde sıraya girdi.
Bunlardan biri de o zamana kadar izole yaşamayı tercih eden Türkiye idi. Ankara, Kızıl Rusya tehlikesine karşı ABD himayesine girebilmek adına demokrasiye razı oldu ki, yakın tarihimizde ABD’nin görünüşteki en hayırlı rolü olmuştur. Hâlbuki Rusya ve Amerika zaten Yalta’da dünyayı bölüşmüşler; Yunanistan ve Türkiye, ABD hissesine düşmüştü. Ama bu komünizmle korkutmak, ABD’nin her zaman işine gelmiştir.
Ankara’nın Washington’daki büyükelçisi Münir Ertegün’ün ölmesi, yeni bir sayfa açtı. 1946’da Missouri Zırhlısı, cenazeyi Türkiye’ye getirdi. Gemi coşkuyla karşılandı; minarelere Welcome mahyaları asıldı. Gazinocu esnafına, misafirlere ‘iyi’ davranması tembihlendi.
 
Küçük Amerika
 
Başkan Truman’ın 12 Mart 1947’de ilan ettiği Truman Doktrini’ne göre, Rusya tesirine girmemesi için, Yunanistan ve Türkiye’nin borçları silinecek ve askerî yardım yapılacaktı. Bunun ardından 1948’de bütün Avrupa’ya ekonomik destek ihtiva eden Marshall Yardımı başladı. Türkiye’nin 1950’deki Kore Harbi’nde en büyük müttefik olarak ABD’nin yanında yer alması; NATO yolunu açtı. Artık komünizm tehlikesi bertaraf edilmişti. Rusya saldırsa, ABD bizi korurdu.
Reisicumhur Celal Bayar’ın 1954’teki ziyareti ABD’de büyük sükse yaptı. Çok sayıda anlaşma imzalandı. Bayar 1957’de: “Öyle ümit ediyoruz ki otuz sene sonra bu mübarek memleket, 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır.”
Ekonomik yardım ve demokrasi, Türkiye’deki sosyal ve politik hayatı değiştirdi. Artık her yeri Amerikan malları aldı; Frigidaire buzdolapları, Chevrolet arabalar; Amerikalıların alışveriş yaptığı PX’de satılan Amerikan sigaraları; naylon çorap ve çamaşırlar; sandviçler; kotlar; Amerikan traşı; danslar; çizgi romanlar, Hollywood filmleri başta olmak üzere Amerikan kültürü ‘Küçük Amerika’da hızla yayılmaya başladı. Ordudaki Alman talim usulü, Amerikan’a çevrildi.
Komünizmle mücadele ve demokrasinin yayılması ideali, Türk-Amerikan ittifakının gerekçesi olarak lanse edilirdi. Celal İnce’nin söylediği şarkı, çok tutulmuştu: Amerika Amerika/Türkler dünya durdukça/Beraberdir seninle/Hürriyet savaşında. Halbuki Türkiye silah altında tuttuğu 600 bin askerle, NATO’nun (ABD’nin) güney sınırını koruyor; mukabilinde Yunanistan’ın üçte biri kadar yardım alıyordu.
 
Yeni bir dünya?
 
Ancak bu münasebetler 1960’tan sonraki Soğuk Savaş esnasında daha karmaşık bir rotaya girdi. Darbecilerin “NATO’ya CENTO’ya bağlıyız” beyanatı, 27 Mayıs’ın arkasında Amerikan parmağını hatırlara getirdi. Derken Ekim 1962’deki Küba Krizi, ABD ile Rusya’yı karşı karşıya getirdi. Kennedy, Rusya’ya Küba’daki nükleer silahlarını kaldırmasını ihtar etti. Moskova da mukabilinde, Türkiye’deki nükleer silahları gösterdi. ABD bunu kabul edince, Ankara’ya danışılmadan alınan bu karar kriz doğurdu.
Başkan Johnson, 1964’te zamanın başbakanı İnönü’ye gönderdiği meşhur mektupta, Rumların taşkın hareketlerde bulunduğu Kıbrıs’a muhtemel bir askerî harekâta karşı ihtarda bulundu. Rusya’ya karşı yalnız bırakmakla tehdit etti. Müdahale engellendi. Yardımlar kısıldı. Anglosaksonlara öteden beri mesafeli olan İnönü, meşhur “Yeni bir dünya kurulur; Türkiye de orada yerini alır” sözünü sarf etti. Bu kriz, Ankara’yı, ABD ve NATO’dan nisbeten uzaklaştırdı. Bununla beraber darbeci başkan Gürsel hastalanınca, Johnson’un hususi uçağı ile Amerika’ya gitti; en iyi hastanelerde tedavi gördü.
 
Yankee Go Home (Amerikalı Defol)
 
Amerika’nın postmodern manada da olsa emperyalist faaliyetleri; Vietnam’da olup bitenler, bilhassa Türkiye’de hassas bakılan Filistin meselesindeki tavrı, bilhassa romantik solcuların ve radikallerin reaksiyonuna sebebiyet verdi. 1966’da Amerikan Haberler Merkezi, ‘belirsiz’ kişilerce bombalandı. Hükûmet, Mayıs 1967’de Amerikan personelinin giriş ve çıkışta aranmasını emretti. İncirlik üssü, hep pazarlık mevzuu yapıldı.
Haziran 1967’de 6. Filo’nun Türkiye’ye gelişi esnasındaki protestolar, Kıbrıs mümessili Cyrus Vance’ın halkın işgal ettiği Ankara havalimanı yerine askerî meydana inişi heyecana sebep oldu. Ertesi sene aynı mealdeki protestolarda ölenler oldu. Amerikan askerleri dövülüp suya atıldı. 19169’da ODTÜ’de bir grup talebe, Amerikan sefirinin arabasını yaktı.  ABD’nin üzerinde durmamasıyla bir krize dönüşmeden atlatıldı.
Evvelce Amerikan Morrison firmasında çalıştığı için muhaliflerince Morrison Süleyman diye anılan Süleyman Demirel’in iktidara gelişi, Amerikan yanlısı hükûmetin kurulması olarak tefsir edildi. Artık halkın gözünde AP, Amerikan; CHP, MSP ve MHP, Anti-Amerikan bloku temsil ediyordu.
Uyuşturucudan muzdarip ABD, devrin en büyük uyuşturucu kaçakçılığı ile suçladığı Türkiye’deki haşhaş ziraatinin tahdidini istemiş; Ekim 1970’te bu talepleri kabul edilmişti. 12 Mart darbecileri haşhaş ziraati ve afyon imalini tamamen yasakladı. 1974’te başbakan Ecevit’in bunu kaldırması, gerginliğe sebep oldu.
En büyük kriz 1974 Kıbrıs Harekâtı üzerine çıktı ve tesirlerini günümüze kadar sürdürdü.  ABD hükûmeti, adadaki kargaşa bittikten sonra geri çekilmeyi reddeden Türkiye’ye ambargo koydu. Korkunç bir devalüasyon, ardından pahalılık, yokluk, kuyruklar; öte yandan AB’nin el altından desteklediği söylenen anarşi hâdiseleri, memleketi yaşanmaz hâle getirdi. 1978’de ambargo kaldırıldıysa da, yapacağını yaptı. Bunun üzerine 12 Eylül 1980’de ABD yanlısı bir darbe ile ordu idareye el koydu. ABD’nin bir memleketi bazen askerî müdahale, bazen darbe, çoğu zaman da ekonomik kriz yoluyla dize getirmeye çalıştığı bilinmeyen bir şey değildir.
 
Stratejik Ortak
 
Turgut Özal, 1950’lerden itibaren iş sebebiyle sıkça gidip tanıma fırsatı bulduğu ve sonradan başkanıyla şahsî dostluk kurduğu ABD’yi Türkiye’nin stratejik müttefiki olarak görür; Avrupa’dan fazla buraya ehemmiyet verirdi. ABD ile ittifak ve iş birliğinin, Türkiye’nin menfaatine olduğuna inanırdı. Türkiye’deki kalıplaşmış aksak sistemin, bu sayede çözülebileceğini düşünürdü. Bu, Amerikan hayranlığından ziyade; ABD’nin global dünyadaki gücü yanında; eksik gedik de olsa, liberalizm, insan hakları ve demokrasiyi temsil etmesinden kaynaklanıyordu.
1 Mart 2003’te Irak’a asker gönderilmesi ve ecnebi kuvvetlerin topraklarımızda mevzilenmesine dair tezkerelerden ikincisinin Meclis'te reddi, bir kriz doğurdu. Evvelce kabul edilmiş 1. tezkereye göre hazırlık yapan ve masraf eden ABD, bunun hesabını sormayı tehir etti. Irak’a güneyden girdi. Ancak bu, hem masraflı, hem de daha acılı oldu.
4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’deki Amerikan askerlerinin, özel kuvvetlere mensup Türk karargâhını basıp askerlerin başına çuval geçirerek sorgulaması kriz doğurdu ise de atlatıldı.
8 Ekim 2017’de, Türkiye’deki Amerikan konsolosluğunda çalışan bir memurun tevkifi, kriz doğurdu. Ankara, bu memurun diplomatik dokunulmazlığa sahip olmadığını iddia ededursun, ABD, Türkiye’den gelen vize taleplerini 4 ay kadar askıya aldı.  Böylece mazisi 2,5 asır evveline dayanan ve çok tatlı başlayan Türk-Amerikan münasebetleri, kâh dargın, kâh barışık şekilde bugüne geldi. Son zamanlarda yaşananları; Türkiye’yi Rusya blokuna yaklaştırma merkezli İngiliz planının bir tatbiki olarak görenler de az değil.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
603555 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/603555.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Reklamı Geç
KAPAT