BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

EMEVÎLER DEVRİNİN PERDE ARKASI

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
 
Zamanında Emevîleri hicveden şiirleriyle meşhur İbn Kays der ki: “Bazılarının Emevîlerden hoşlanmamalarının sebebi, onların öfkelendikleri vakit tahammül göstermeleridir...”
 
30 sene süren 4 raşit halife devrinden sonra, İslam imparatorluğuna hâkim olan ilk hanedan Benî Ümeyye, nam-ı diğer Emevilerdir. Cenab-ı Peygamber’in büyük dedesi Hâşim’in ikiz kardeşi Abdüşşems’in oğlu Ümeyye’nin evladıdır. 3. Halife Hazret-i Osman, bu ailedendir.
Cahiliye devrinde de, İslâmiyetten sonra da bu kalabalık, güçlü ve gururlu ailenin, hasetçileri ve hasımları hep fazla olmuştur. Ümeyye’nin torunu Ebu Süfyan, İslâmiyetin zuhuru esnasında Mekke site devletinin reisi idi. Mekke’nin fethinde zevcesi Hind ile beraber Müslüman oldu. Resulullah onu Necran valisi yaptı. Taif ve Yermük Gazâsı’nda birer gözünü kaybetti.
Resulullah’ın kayınbiraderi ve vahiy kâtibi olan Hazret-i Muaviye’nin 661 senesinde Hazret-i Hasen’den halifeliği devralmasıyla başlayan Emevî Devleti, son halife II. Mervan’ın 750’de tahtını kaybetmesiyle sona erdi.
Emevi hâkimiyetinin ilk devresi, Muaviye, oğlu Yezid ve torunu II. Muaviye’den ibarettir. Bu sonuncusunun 6 aylık halifelikten 684’te feragat etmesiyle, Muaviye’nin büyük amcasının torunu Mervan bin Hakem halife oldu. Mervan, Hazret-i Osman’ın damadı idi. Onunla beraber 11 halife daha hüküm sürdü.
 
Parlak devir
 
Emevîler, İslâm devletini, tarihin en büyük imparatorluğu hâline getirdi. Bu kısa hilafet devresi, fetihler, imar ve ilmî faaliyetler cihetiyle İslâm tarihinin en parlak devirlerinden biridir.
Emeviler devrinde Müslümanların siyasi hâkimiyeti batıda Atlas Okyanusu’na, doğuda Türkistan içlerine; kuzeyde Anadolu ve Kafkasya’ya, güneyde ise Hind Okyanusu’na dek uzandı. Müslümanlar Avrupa’nın kalbine yöneldi. Pireneleri geçti. İlki Yezid kumandasında olmak üzere İstanbul defalarca kuşatıldı. Hatta bir tanesinde Müslümanlar şehirde bir mahalle kurup birkaç sene kaldılar. Arap Câmii o günlerin hatırasıdır.
Fethettikleri yerde Bizans ve İran siyasi an’anelerini Müslüman Arap kültürü ile harmanlayan Emeviler, sadece fetihlerle değil, kurdukları siyasi ve idari müesseselerle imparatorluk karakteri verdiler.
 
Niye hoşlanmıyorlarmış?
 
Buhranlı bir zamanda, iktidarı kuvvet yoluyla ele geçirdiler. Ubeydullah bin Ziyad ve Haccac bin Yusuf gibi muktedir valilerle muhalefeti sertlikle bastırdılar. Devletin tamamiyeti mevzubahis olduğunda merhamet göstermeyerek, büyük bir cevvaliyet ve basiretle imparatorluğun iç ve dış politikasını idare etmesini bildiler.
Mal, mevki sahibi olmak, fitne çıkarıp cemiyeti bölmek isteyen bir kesim, kendilerine partizan toplamak, güç kazanmak adına, Hazret-i Ali ve Ehl-i beyt taraftarlığı kisvesi ardına saklanarak fırsat buldukça isyan çıkardılar. Halifeler de bunlara sert mukabele etti. Kendileri cezalarını bulurken, Ehl-i beytin de incinmesine sebep oldular. Garip olan şudur ki, hemen herkes, muhaliflerine sert davrandığı için Emevîleri suçlar; ama memleketi kana boyayan fitneci ve asilere kimse bir şey demez!..
Hâlbuki Emeviler, siyasi iktidarlarına ilişmeyenlere ilişmeyerek halkı işinde gücünde serbest bıraktılar. Bu devirde sadece dinî ilimler değil, teknik, sosyal ve edebî ilimler de çok ilerledi. Her yanda âlimler kıymetli eserler meydana getirdi.
 
Acı son
 
Emevi asrı, aynı zamanda siyasi muhalifleri olan Ehl-i sünnet dışı cereyanlara, bilhassa Hâricî ve Şiîlere karşı mücadele ile geçti. Bu mücadeleleri Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya kitabı güzel anlatır.
Her seferinde bu isyanları bastırsalar da, Ebu’l-Abbas riyasetinde ve Ebu Müslim Horasani adındaki profesyonel bir ihtilalcinin kumandasındaki Şiî isyanı, devletin de sonunu getirdi. Kabiliyetli bir halife olan II. Mervan Zap ırmağı kenarında yenildi. Mısır’a kadar çekildi ise de, Abbasiler, Emevi ailesinden kimi buldularsa feci şekilde katlettiler.
Katliamdan birkaç kişi kurtulabildi ki bunlardan biri İspanya’da Endülüs Emevi halifeliğini kuracaktır. Hânedanın külleri arasından çıkmış bir gencin kurduğu bu parlak devlet, Emevîlerin siyaset, askerlik ve kültür sahasındaki maharetlerinin delilidir.
Emevîleri hicveden şiirleriyle meşhur İbn Kays (v.694) der ki: “Bazılarının Emevîlerden hoşlanmamalarının sebebi, onların öfkelendikleri vakit tahammül göstermeleridir. Yani hasımları öfkelensinler, kontrollerini kaybetsinler istiyor, olmayınca husumetleri artıyordu.'' (Kurtubî)
Emevîler hakkındaki ithamları ve bunlara verilen cevapları inşallah başka bir yazıda ele alalım...
 
Kutu
Müslümanlar mimariden ne anlar!
 
Emevi devri, fikri ve kültürel hareketler cihetiyle de büyük bir canlılık arz eder. Şiir ve belagatta zirve sayılan bu devirde, gramer üzerine çalışmalar yapıldı. Kur’ân-ı kerime hareke koyarak doğru okunması temin edildi. Hadis ve fıkıh çalışmaları çok canlıydı. Hadis-i şeriflerin toplanarak yazıya geçirilmesi bu devre rastlar. 
Tarih ilmi çok ilerledi. Bilhassa tıp ve kimya çok parlak günler yaşadı. Halife Velid dünyada ilk karantinayı tatbik etti. Tam teşekküllü hastaneler açıldı; Antakya ve Harran’da tıp fakülteleri kuruldu. Halife Yezid’in oğlu Hâlid kimya âlimi idi. Bedava ilk mekteplerin açılması bu devirdedir.
Memleketin dört bucağında yaptırdıkları mimari eserlerle, göz kamaştırdılar. Mescid-i Harâm’ı ve Mescid-i Nebevi’yi tamir ve tevsi ettiler. Mescid-i Aksâ ve Kubbetu’s-Sahrâ, onların yadigârıdır. Halife Velid’in Bizanslıların, “Müslümanlar mimariden ne anlar!” sözünü yalanlarcasına Şam’da inşa ettirdiği Câmi el-Ümeyye, Orta Çağ'ın en parlak eserlerinden ve Müslümanların ilk yüz akı sayılır.
 
Kutu
Düşmanlığın hakiki sebebi
 
Abdülmelik bin Mervan, oğulları Velid ve Hişam, yeğeni Ömer bin Abdülaziz, Emevî halifelerinin en büyüklerindendir. Memurlarda Kur’ân bilgisi arar, bu hususa ehemmiyet verirlerdi. Fakir ve hastalara yardım ederler; çalışamayacak Müslüman ve gayrimüslim vatandaşlara maaş bağlarlardı.
İslâmiyeti bir devlet dini olarak geniş beldelere yaydılar; dindarlara saygı duydular; âdil valiler tayin ederek, onların kalplerini kazandılar. Emevî iktidarını yıkmayı gaye edinen muhtelif bid’at mezheplerindeki muhaliflerine karşı, mutedil Sünni bir dinî tekâmülü desteklediler. Emevî düşmanlığının, başka şeyler arkasına gizlenen hakiki sebebi işte budur.
 
Kutu
İstanbul’a ilk sefer
 
Emevî halifeleri, yaygın propagandanın hilâfına, bir-ikisi hâriç, kötü kimseler değillerdi. İçlerinde II. Muaviye, Abdülme­lik, Ömer bin Abdülaziz gibi âlim ve müttekileri ekseriyetteydi. Hânedânın kurucusu ise, Hazret-i Peygamber’in kayınbiraderi ve vahiy kâtipliği yapmış olan bir sahâbîdir. Bunların idaresiyle İslâm ülkeleri her cihetten maddî ve manevî terakkîler göstermişti. Va­tandaşlar sulh ve refah içerisinde idiler.
İslâm hükümdarları arasında, etraflarını saran dalkavukların, münafıkların tesiri ile zulme, günaha kayanlar olmuştur. Fakat ulema, kitapları ve sözleri ile emr-i maruf yaparak, onları doğru yola çekmeye çalışmış; böylece en kötüleri dahi dinsiz hükûmetlerin en iyilerinden daha adil, daha faydalı olmuştur. Hiçbiri İslâmiyetin inkişafına mâni olmayı hatırına bile getirmemiş; hep dine ve millete hizmet için çırpınmışlardır. Her birinin sonraki nesle bıraktıkları eserler, sayılamayacak kadar çoktur. İzleri ve hatta çoğunun kendileri meydandadır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616655 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/616655.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT