BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çağlayan’ın mesajı

Çağlayan’ın mesajı

Geçenlerde Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Zafer Çağlayan’la sabah kalvaltısında birlikteydim.



Geçenlerde Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Zafer Çağlayan’la sabah kalvaltısında birlikteydim. Kalp krizi geçirdiği 7 Kasım’dan bu yana görmemiştim kendisini. Çok iyi buldum, maaşallah turp gibiydi. O anı, saniyesi saniyesine anlattı. Sözümona dalga geçiyordu o haliyle ama besbelli ki çok etilenmiş. Sohbetin sonunu, ‘Ben artık eski Zafer değilim’ diye bağladı. Hayata bakışının çok değiştiğini söyledi. ‘Kalp kırmak asla yok’ diyor. ‘Artık eş dost ziyaretinde ve tanıdıkların hal ve hatırını sorma hususunda bugünün işini asla yarına bırakmayacağım’ derken; bu hususta kararlı olduğunu açıkça hissettiriyordu. Allahü teala kimsenin başına böyle bir rahatsızlık vermesin. Çok zor elbette. Hele Çağlayan gibi titiz ve işinin aşığı olan birisi için ayrıca çok önemli de bu. Kendisi hoş bir insan bir kere. Güleç yüzlü ve kalender meşrepli de. Fakat o stres denen meret yok mu, insanın direncini kırıyor. Kendine bakmak, spor yapmak bile ona karşı tam bağışıklık sağlayamıyor. Eğer öyle bir şey olsaydı; Zafer Çağlayan’a hiç ilişemezdi o illet. Yüzüyor, tenis oynuyor ve bol bol yürüyor. Yeme-içmesine de dikkat ediyor ayrıca. Buna rağmen, vurdu mu, vuruyor işte!.. İkinci baharını yaşadığını söyledi, şaka yollu. Hayatın bir elektrik düğmesine basmak gibi bir anda yanıp söndüğünü de ilave etti. ‘Hatta’ dedi. ‘Otomobilin marşı gibi bile değil. Kontak anahtarı, çevirdiğinde tutukluk yapabiliyor. Bu öyle değil. Tak! Anında kaybediyorsun kendini.’ Zafer Çağlayan’ın söylediklerine kim ‘hayır’ diyebilir ki! Hepsi doğru, hepsi gerçek!.. Bütün mesele, rahatsızlık meydana gelmeden tedbir almak ve eşi dostu ziyaret edip onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmek. O stresi bertaraf etmenin tek yolu bu. Çok önemli. Bugünün en büyük hastalığı, stres ve bir de vücudun verdiği sinyalleri ciddiye almamak! Zafer Çağlayan, bundan iki sene önce tepeden tırnağa kontrolden geçmiş aslında. Doktoru, kendisine kalp damarlarında küçük de olsa bir rahatsızlık olduğunu söylemiş de. Ama o ne yapmış? Doktorun, MR raporundaki, kendisini rahatlatmak için yazdığı ‘Olabilir de, olmayabilir de’ ibaresini okuyunca; raporu sümen altı etmiş ve orada unutmuş. Bizim kuşak çocukluk ve gençlik çağında doktor görmedi. Hem sağlıklıydık ve hem de çevremizde zaten doğru dürüst doktor yoktu. Dolayısıyla sağlık kültürümüz, yok denecek kadar az. Doktora gitmek, bize zûldür. Fakat sağlığın şakası yok. Bilhassa kuyruğu dik tutmak isteyenin mutlaka doktora gitmesi ve periyodik sağlık kontrolünden geçmesi lazım. Hele belli bir yaştan sonra şart bu. Ayrıca, senede hiç olmazsa 15 gün tatil yapmalı insan ve içinde yaşanılan o yoğun gündemden kopmalı. Biz olmasak da dünya dönüyor, nasıl olsa... MI ACABA?!. Amerika, İstanbul’daki bombacılar hakkında iki yıl önce bilgi vermiş ama tedbir alınmamış... İki gün sonrası için bile tedbir almayan Türkiye’ye bilgi vermek de ne oluyor ki?.. * Atatürk de maaşının azlığından yakınırmış... Onun izinden gitmekle övünebiliriz yani? * 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, bir ay önce bıraktığı bıyığını kesmiş... O kesince Tamer Karadağlı da kesti, mesajlı bir kesmeymiş bu! * Saddam ABD’li uzmanların sorgulamasından bunalmış... Bunalır tabii, kendisi yargısız infaz yapıyordu çünkü! * Ankara ‘evet’ demeden Kıbrıs’ta tek adım atılmayacakmış... Ankara’ya kim ‘evet’ diyecek, peki? * Devlet Bakanı Ali Babacan, ‘Ayağımıza kurşun sıkmayız’ demiş... Kafa elden gittikten sonra neye yarar?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT