Doç. Dr. Süleyman DOĞAN sordu, rektörler cevapladı

Türkiye’nin güzel köşelerinden biri olan Şanlıurfa’da 1992 yılında kurulmuş olan Harran Üniversitesi adını tarihteki en eski okullardan biri olan Harran Okulu’ndan alarak, “Bin yıl kadar köklü” sloganı ve bilimden aldığı güçle geçmiş ve gelecek arasında bir ışık olma sorumluluğunu üstlenmiştir. Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın heyecanlı, sempatik, çalışkan ve projelerle donanımlı bir bilim adamı profili çiziyor. Rektör Taşaltın yardımcıları Prof. Dr. Ercan Yeni, Prof. Dr. Şerafettin Çelik, Prof. Dr. Ebuzer Pınar, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Mustafa Değirmenci, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bürhan Akpunar, Genel Sekreter Abdülhalim Dündar ve diğer yöneticilerle iyi bir ekip oluşturmuş. Kendisiyle Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nin güzel yerleşkesinde yaptığım söyleşide katkısından dolayı özel kalem müdürü İbrahim Halil Manay’a teşekkür ediyor mülakatla siz aziz okurları baş başa bırakıyorum... 
Sayın Hocam rektör olmayı daha önceden hedeflediniz mi?
Hiçbir planım yoktu. Ancak gerek Harran Üniversitesindeki ve gerekse Türkiye’deki üniversitelerin problemlerinin nasıl çözüleceğine ilişkin devamlı kafa yorardım. YÖK 2013 yılında üniversitelerin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir çalışma başlattı. Yeni bir YÖK kanunu yapılacaktı. Bizim üniversitenin hazırladığı tasarıya bir şeyler eklemek istedim. Fazla taraftar bulamadım. Ben kendim bir YÖK yasa tasarısı yaptım ve YÖK’ün ilgili birimlerine gönderdim. Bu tasarı üzerinde hâlâ çalışıyorum. Tek derdimiz üniversiteye hizmet etmektir. Herkesle görüştüm ve beraber ne yapabiliriz dedim. Bu üniversiteyi daha ileriye götürmek adına çalışıyorum. Bir bilim insanı olarak, temel gayesi bilim üretme olması gereken üniversitemizin hak ettiği noktalara gelmesi için bu yükün altına girdim.
Üniversiteniz Türkiye için ne ifade ediyor?
Harran Üniversitesi bölgesinde önemli bir boşluğu doldurma potansiyeline sahip. İki fakülte kritik öneme sahip. İlahiyat Fakültesi ve Ziraat Fakültesi. Diğer fakülteler ikinci öneme sahip demek değil. Fakat mesela Ziraat Fakültesi motor olursa Mühendislik Fakültesinin bölümlerini, biyoloji ve coğrafya bölümlerini beraberinde yükseltebilir. İlahiyat Fakültesi bölgede çözüm üretim merkezi olma potansiyeline sahip. Resmî kayıtlara göre 400 bin, gerçekte ise 600 bin Suriyeli Şanlıurfa’da yaşıyor. Bütün kışkırtmalara rağmen ciddi bir olay yok. Türk, Kürt, Arap asırlardır beraberce yaşıyor. Bu beraber yaşama sırrını dünyaya açıklamak başta İlahiyat Fakültesine düşüyor.  
Sizce üniversitelerin temel acil problemi ve çözüm yolları nelerdir?
Birçok üniversitenin en temel problemi kaliteli öğretim elemanı ve öğretim üyesi problemidir. Biz gerek mevcut arkadaşlarımızın her geçen gün daha kaliteli, donanımlı hale gelmesi hem de üniversitemize kazandırdığımız ve kazandıracağımız yeni elemanlarımızı özenle seçmeye ve zamanı verimli olarak kullanarak mümkün mertebe en kısa zaman diliminde kaliteli birer öğretim üyesi olmaları için çabalıyoruz.
Siz üniversitenizi nasıl tanımlıyorsunuz, üniversiteniz nerede duruyor?
Üniversiteler her alanda olmasa da en az bir, eğer mümkünse iki ya da üç alanda ihtisaslaşmalıdır. Üniversitemiz hem kadim bir medeniyet mirasçısı hem de bir tarım merkezi olan ve sanayileşmede adımlar atmaya başlayan Şanlıurfa gibi bir şehirde, Ziraat, İlahiyat, Mühendislik, Eğitim, Tıp fakülteleri ve diğer üniteleriyle yerelde Ş.Urfa’ya, genelde ise ülkemize ve insanlığa katkı sunmaya devam edecektir.
Üniversitenizin yakın ve uzak hedef olarak Türk bilimindeki vizyonunu nerede görmek istiyorsunuz? 
Marifet iltifata tabidir. Yani bir konuda bir sonuç istiyorsanız o konuyu desteklemelisiniz. Üniversitelerin iki temel görevi vardır. Eğitim ve ARGE. Hocalarımızın temel ARGE ihtiyaçlarını karşılamak birinci önceliğimiz. Yenilenebilir Enerji Merkezimizin inşaatı tamamlandı. Teknokent açılalı bir yılı geçti doluluk oranı yüzde 50 oldu. Bölgede tarıma dayalı endüstri yüksek gelişme potansiyeline sahip. Devletin tarım için verdiği teşvik doğrudan ve direk tarlaya harcanmalı tarladan gelecek kâr ancak kişinin lüks ihtiyaçlarına harcanabilir. 
Türkiye’deki üniversitelerin dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek düzeye gelmeleri için neler yapılmalıdır? 
Müteşebbis ruhlu üniversite mezunlarımız yetişmeli. Eğitim sistemimiz sorgulayıcı olmalı. İbni Sina’nın meşhur sözü. “tenkit olmazsa terakki olmaz.” Bilimselliğin temeli sorgulayıcı olmaktır. Bunu isyankârlıkla fitnecilikle karıştırmamak lazımdır. Hakaret etmek hile ile karşıdakini yıpratmak sorgulayıcılık değildir. Hele hele algı operasyonları ile öğrencilerin zihnini bulandırmak bilimsellikten çok uzak şeylerdir.
Öğrenciler neden üniversitenizi tercih etsinler?
Şanlıurfa huzur şehridir. Üniversite olarak biz öğrencilere her türlü imkânları sağlamaya çalışıyoruz. Yabancı dil eğitimini artırdık. Ben çalışacağım diyen öğrenciye her türlü kapıyı açıyoruz. Urfa’ya gelen Hazret-i İbrahim’in bereketinden istifade eder. 
Yerleşke konusunda sıkıntınız var mı?.
Üniversite 1992 yılında kurulduğunda o yıllarda kampüs için bir master plan yapılmış. Fakat bu plan 5-6 bin öğrencisi olan bir üniversite olarak tasarlanmış ve o zaman temeli atılan tıp fakültesi hastanesini geçtiğimiz şubat ayında ancak açabildik.  Biraz ilgisiz kalınmış.  Biz Osmanbey yerleşkesi için önümüzdeki 30 yılda 50 bin öğrenci olacak şekilde bir master plan yaptırdık. Bu master planı uygulamaya koyduk. Bütçemiz elverdiği ölçüde planımızı gerçekleştireceğiz.
Öğrencilerin üniversite tercih ve yerleştirilmesinde sizce üniversitenin yeri ve rolü ne olmalıdır? 
Üniversiteler arasında yarış olmalı. Şu anki yarış kötü bir yarış. Ankara’da açılan hiç hocası olmayan, hiç laboratuvar olmayan bir fakülte 40 yıllık Fırat Üniversitesinden fazla giriş puanına sahip. Üniversite tercihinde kriter Ankara, İstanbul değil verilen eğitim kalitesi ölçüt olmalı. Bir üniversitenin kalitesini belirleyen o üniversitenin öğrenci profilidir. Ben size şunu garanti edebilirim. Kendini Türkiye’nin en iyi üniversitesi sayan üniversiteye giden öğrenciler 5 sene boyunca en kötü üniversiteye gitsin. 5 sene içinde her şey alt üst olur. Öğrenci profilinden gelen kaliteyi üniversitenin verdiği eğitime bağlamak tamamen yanlış. Şöyle diyelim kendini Türkiye’nin en iyisi diye takdim eden bir üniversitedeki öğrenci Amerika’da Harvard Üniversitesine gitse idi (ki gidebilir) bir müteşebbis çıkacaktı. Eğer bu üniversitelerden müteşebbis çıkmıyorsa ve bu üniversiteleri bitirenler birer bahane ile yurt dışına kaçıyorlarsa bir problem var demektir.
Üniversitenizin tercih edilecek yabancı öğrenci profili nedir?
400 civarında yabancı öğrencimiz var. 180 Suriyeli, diğerleri Kafkasya, Orta Asya ve Afrika ülkelerinden. TÖMER kursunu geçen yıl açtık. İki yıl içinde yabancı öğrenci sayısını 1000’in üzerine çıkarmaya hedefliyoruz. Gelişmiş bir üniversite yerelleşmeden kurtulması gerektiği gibi ulusallaşmadan da kurtulması lazım. Amerika’da doktora öğrencilerinin yüzde 60’ı yabancıdır. İngiltere yabancı öğrencilere verdiği eğitim sayesinde, dolaylı olarak veya direk ülke ekonomisine kazandırdığı para hayli fazla.
Yabancı dilde eğitim meselesine nasıl bakıyorsunuz?
Bazen kasıtlı olarak, bazen bilmeden karıştırılan iki konu var. a) Eğitimin İngilizce olması. b) İyi bir İngilizce öğretilmesi. Eğer bilim üretecekseniz dünyada neler olup bittiğini anlık olarak takip etmelisiniz. Bu da “iyi derecede İngilizce bilmeyi” gerektirir. Ancak bu durum “eğitimin İngilizce olması gerekir” şeklinde yorumlanıyor ki bu birinci yanlış. İkincisi eğitimin İngilizce olduğu bölümün üniversite giriş puanı otomatik olarak yükseliyor ve puanı yüksek olan öğrenciler o bölümleri tercih ediyor. Puanı yüksek olan öğrenciler tercih ettiği için o bölümdeki kalite artıyor ve bu kalite artışı eğitimin İngilizce olması ile yorumlanıyor, bu ikinci yanlış. Gerek orta öğretimde, gerek üniversite düzeyinde İngilizce öğretilmesi konusu kangren olmuş bir yara. 6 sene orta öğretimde, en az 2 sene üniversitede İngilizce öğretiyoruz. Mezun ettiğimiz öğrenci okuduğunu anlamak için İngilizce kursuna gitmek zorunda kalıyor.  Öğrenci İngilizce öğrenmek istediğinde ona bütün kapıları açacağız.
Üniversite ile sanayi iş birliğini nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?
Türkiye Üniversite-sanayi iş birliğinde 1990’lara göre çok ileri seviyede.   İstanbul, İzmit, Bursa, Konya gibi şehirlerdeki sanayiciler ARGE’nin değerini anladılar.  TÜBİTAK projeleri ve Sanayi Bakanlığının SANTEZ projeleri, KOSGEB teşvikleri,  bölgelerin kalkınma ajanslarının verdiği projeler Üniversite-sanayi iş birliğini zorluyor. Biz yatırımcıya ARGE’nin tadını aldırmak istiyoruz. Bu tadı alan sanayici ARGE’nin peşini bırakmaz. Biz özellikle tarım endüstrisi alanında bölgesinin potansiyelini değerlendirmek ve bu konuda yatırımcıları Urfa’ya çekmek için çalışıyoruz.
Yeni Türkiye’nin yeni üniversiteleri ve yeni rektörleri nasıl olmalıdır?
Tabii bu konu günlerce tartışılacak bir konu. Aklın yolu birdir. Avrupa’da, Amerika’da üniversite idaresi, üniversitedeki hocalar, öğrenciler, çalışanlar tarafından sürekli denetlenir. Bizdeki mevcut durumda rektör sadece YÖK tarafından denetlenebiliyor. 200’e varan üniversiteyi 21 YÖK üyesi nasıl denetleyebilir. Rektör arkadaşların çoğu rektörlüğün seçimle değil atama ile olmasını savunuyor. Sebebi, rektörlük seçimlerinde “bana oy vermezsen, sen bilirsin” seklindeki tehditler.  Birkaç büyük üniversiteyi hariç tutarsak üniversitelerin genelinde rektörlük seçimleri kamplaşmalara yol açıyor. Bir Amerikan üniversitesindeki bir laboratuvarda Hindu-Pakistanlı, Filistinli-İsrailli, Türk-Yunan beraber çalışır. Türkiye’de farklı görüşteyiz diye iki hoca birbiri ile geçinemez. Hoca kendine rakip olur korkusu ile kendi bölümüne kaliteli hocayı almaz. Madem bilim olmadan kalkınma olmaz, o halde bu duvarı aşmamız lazım. Biz hem bölgemizdeki gelişmeleri hem de dünyayı doğusuyla batısıyla iyi takip etmek; mevcutla yetinmemek ve hep ileriye daha ötelere nazarımızı çevirmek zorundayız. Üniversiteler her alanda olmasa da en az bir, eğer mümkünse iki ya da üç alanda ihtisaslaşmalıdır.

Kimdir? 

Prof. Dr. Ramazan Taşaltın 1960’ta Isparta’da doğdu. 1977’de Üniversitelerarası Giriş Sınavında Türkiye 53’üncüsü olarak İTÜ Elektronik Haberleşme bölümüne girdi ve 1982’de mezun oldu. Doktorasını İngiltere’de 1991’de bitirdi. İTÜ’de Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesinde 11 yıl öğretim üyesi olarak çalıştı. 2002-2010 arası Suudi Arabistan King Abdulaziz Üniversitesinde çalıştı. 2010 yılında Harran Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Bölüm Başkanı olarak çalışmaya başladı, 2015’te rektör olarak atandı. Otomatik Kontrol, Uçak, Kontrol Sistemleri, Yapay Zekâ Teknikleri, Ses ve Görüntü Analiz Teknikleri ve Sistem Analizi alanlarında çalışmaları vardır.

Harran Üniversitesi Künyesi

 

Medeniyet beşiği

Kuruluş: 1992
Fakülte sayısı:12, Yüksekokul sayısı: 5
Meslek Yüksek Okulu:11, Enstitü: 3
Uygulama ve Araştırma Merkezi: 8
Akademik Personel: 1018,
İdari Personel: 1088
Öğrenci Sayısı: 22 bin
Öğrenci Kulübü: 30
Sloganı: Bin yıl kadar köklü
Kampüs toplam alanı:15 bin dönüm
Misyon: Evrensel ölçekte bilgi ve teknoloji üretimi yolu ile bilimsel gelişime katkı sağlayan, sorgulayan, araştıran ve sürekli gelişmeyi hedef edinen, üretken bireyleri topluma kazandırmak, toplumsal gelişimin sürdürülebilirliğinde etkin ve belirleyici rol oynamaktır.
Vizyon: Bilimsel araştırmalar ve eğitim öğretim hizmetleriyle toplumla güçlü ilişkiler kuran, yükseköğretimde lider bir pozisyonda olmaya yönelik adımlar atan ve evrensel değerleri özümseyen bir dünya üniversitesi olacaktır.