Ceren KENAR ŞIRNAK İZLENİMLERİNİ yazdı

Eskiden duymaya alışık olduğumuz “Şırnak kırsalında çatışmalar” ifadesi yerini Şırnak merkezinde çatışmalara bırakmış durumda. Suriye’de DAEŞ’ten öğrendiği taktiklerle şehir savaşını başlatan PKK, bölgedeki şehirleri harabeye döndürüyor. 
Diyarbakır’dan helikopterle Şırnak’a geçiyoruz. Manzara büyüleyici. Şırnak’ın İdil ilçesinde, Cehennem deresi görkemli ve yeşil tepelerin arasından süzülüyor, insanda hayranlık uyandıran bir kanyon oluşuyor. Çözüm süreci ile turizme, doğa sporlarına açılacağı ümit edilen bu vadiden inen teröristler ise şehirlerde dehşet saçıyor.
Bu büyülü manzaradan sonra vardığımız Şırnak şehir merkezinden dumanlar yükseliyor. Patlama sesleri yankılanıyor. 
Şırnak şehir merkezinin nüfusu 60.000 idi. Bir ayı dolduran çatışmalar sonucu 55.000 insan göç etti. Bölge halkı PKK’nın en büyük mağduru. Kendi ülkesinde mülteci durumuna düşen on binlerce bölge sakinine devletin yardımları ile barınak sağlanıyor. 
Şehirleri bomba atölyelerine, silah deposuna ve tuzaklarla dolu bir kapana çeviren PKK’nın tahribat gücü son derece yüksek el yapımı patlayıcılarının mağduru sadece asker ve siviller değil. İdil’de bu hafta dört yaşındaki Hidayet Tek bu patlayıcılar yüzünden hayatını kaybetti. 
Bu vahşet ve barbarlık, bölge halkının PKK’dan uzaklaşmasına sebep oluyor. Şırnak’ta görüştüğüm bir komutan, “Bölge halkının operasyonlara desteği olmasa, Diyarbakır, İdil, Şırnak ve Nusaybin’de bir metre bile ilerleyemezdik” diyor. 
“Kürtler bizim kardeşimiz, İslam ırkçılığı yasaklamıştır” diyen bir er ise bu operasyonların amacının bölge halkını PKK’dan kurtarmak olduğunun altını çiziyor. 
Operasyonlara asker ve polisin yanı sıra korucular da katılıyor. 1987 yılında PKK’nın köyünde yaptığı katliamın ardından korucu olan Şırnaklı Telli Güngör, devletin çözüm süreci ile barış için bir fırsat oluşturduğunu ancak PKK’nın bu süreçte şiddete devam ettiğini söylüyor. Çözüm süreci boyunca 12 korucunun öldürüldüğünü dile getiren Güngör, PKK’nın bölgedeki istihbarat örgütleri ile ilişkisine dikkat çekiyor: “Müttefikimiz dediğimiz Amerika bile bunlara [PKK] silah verirken, düşmanımız ne yapmaz?”
Türkiye gelen şehit haberleri ile ağlarken, neden bu kadar yüksek sayıda kayıp verildiğini bölgedeki komutanlara soruyorum. “Bu işi bir haftada bitirmeyi, buraya bir tümen getirip, bu operasyonları başka şekilde yürütmeyi biz de biliriz. Ancak sivillere zarar gelmesin diye hassas davranıyoruz. Güvenlik güçlerimiz karşıdan gelenin sivil mi yoksa terörist mi olduğunu anlamak için titiz davranıyor. Bunun bedeli de şehit sayısının artması oluyor” diyor operasyonları yöneten komutanlardan bir tanesi. 
Ancak PKK’nın sivillere yönelik böylesi bir kaygısı yok. Aynı şekilde HDP’nin de... PKK, Suriye’de IŞİD’den öğrendiği taktikleri Türkiye’de uyguluyor. Şehir merkezleri bombalarla tuzaklanmış hendeklerle, barikatlarla dolu. Silahlarla gasp edilen evler siper olarak kullanılıyor. Bu evlerden çıkarken, PKK’lılar en beklenmeyecek yerlere, beşiklere, dolaplara bombalar yerleştiriyor. 
Bu barbarlığın bedelini ise vatandaşlık görevini yerine getiren Türk ve Kürt gençler ödüyor. Ailesini ve eşini Zonguldak’ta bırakan bir er, “Ülkemiz bölücü terör örgütü unsurlarından temizlenene kadar buradayız” diyor. Ne diyorsunuz ailenize, sizi özlediklerini söyledikleri zaman diye soruyorum, “Vatanımız için buradayız, yapacak bir şey yok diyoruz. Vatanımızın bütünlüğü önemli bizim için. Sonuçta vatanımızın bütünlüğü olmazsa, ailemiz de olmaz. Bu yüzden buradayız” diye cevap veriyor. Çanakkale Bigalı bir asker, 6 aylık eşini memleketinde bırakarak gelmiş Şırnak’a. Onu mektupları ve emailleri ile yalnız bırakmayan eşine defalarca teşekkür ederken gözleri ışıldıyor. Adanalı 19 yaşında bir diğer ere ‘Korkuyor musunuz?’ diye soruyorum, cevabı “Neden korkalım, onlar bizden korksun” oluyor. 
Bölgede görev yapan askerler korkmuyorlar ancak ailelerini özlüyorlar. “Anneme çatışmada olduğumu söylemiyorum, koğuştayım diyorum” diyor bir er. Bir başka er ise okullardan onlara mektup gönderen çocuklardan bahsediyor, “O küçük bedenlerdeki büyük yürekler bize büyük moral veriyor” diyor. 
Komutanların da, erlerin de yüzleri gülüyor. Yorgunluk belirtisi veya moralsizlik yok. İşini, vatandaşlık görevini titizlik ile yapmaya çalışan askerler var. 
İnsan hakları ihlalleri iddialarını soruyorum. Duvarlara yazılan o meşum yazıları. Bu konuda çok hassas olduklarını, sivillere zarar vermemek için kendi hayatlarını riske attıklarını vurguluyorlar. Duvar yazıları konusunda ise, PKK’nın bunları yazıp güvenlik güçlerinin üzerine attığını iddia ediyorlar. 
Operasyonların devam ettiği Şırnak’tan, operasyonların bittiği Diyarbakır, Sur’a geçiyoruz. 
Bir hayalet şehre dönüşmüş Sur’dan izlenimler ise yarınki yazımda...