Ahmet Münir Eren
ahmetmunir.eren@tg.com.tr

Şişli semt pazarının bulunduğu alan pazar günleri Bit Pazarı hüviyetine bürünüyor. Ağırlıklı olarak antika eserlerin yer aldığı tezgâhlar şafak sökmeden açılıyor, hava kararıncaya kadar devam ediyor. Antikanın ne kadar meraklısı varmış, alıcısı da satıcısı da koşup geliyor. Dudak büktüğünüz eşyalarınız değer kazanabildiği gibi istediğiniz türden antikayı da bulma ihtimaliniz var.
Duvarların arasında kaybolan, trafikte sıkışıp kalan şehir insanı ferahlayacak bu mekânda. Pazarın gürültüsüne değil görüntüsüne bakarsanız çocukluğunuza da gidersiniz, tarihin derinlerine de inersiniz.

ANTİKAYA GİDEN YOL
Ya çiçeği burnunda ya dokuz yorgan eskitmiş olmalı eşya. Ortada olursa hunharca kullanılacaktır zira. Ayakkabı bile ilk alındığı üç beş gün ev içinde yer bulur. Sonra hava şartları, kullanıcı darpları karışır, itibarı sarsılır. Evden mahrum, eşiğe mahkûm olur. Ara ara giyilir, ara ara itilir. Sonra belki kesilerek meşin olur bir çocuğun sapanında yahut odun tutuşturur sac altında. Çöpe giden gider, kalan hurda gibi kâh oraya atılır kâh buraya. Hâsılı muhtemel badirelerden sıyrılırsa giyenin konumu, pabucun durumuna göre biri fiyat biçebilir ona. Vaktiyle sırtına basılıp dere tepe gezmiş, horlanarak canından bezmiş pabuç, kaşıkçı elması gibi ilgi toplar. Eşyanın ilk hâliyle son hâli ikram görür. Hoş eşyanın olmayan ruhu bunu duymaz ama insanlar duygusaldır, her şeye mana yükler. Ben pek anlam katmak için çabalamam ama eskilerin ustalığı, hüneri farklı be kardeşim. Adam oymuş ahşabı, kakmış sedefi, anlayacağınız on ikiden vurmuş hedefi. Kusur yok, her şey muntazam. Makinelerin gürültüsünden azade, sabırla, vefayla elcağızığıyla işlemiş her şeyi. Bir hamur teknesi bile mest ediyor. Kullanmak için değil, evin orta yerine koyası geliyor insanın.
GÖZLEMCİNİN GÖZLEMESİ
Hacer Teyze gözleme pişirir, Bahri Usta organik çay getirir. Dizginlenmeyen, gizlenmeyen açlığıma bir nokta koymanın yeridir. İyi kızarmış gözlemenin ilk lokması dilimle damağım arasında çıtırdarken okkalı bir çay yudumu yağ gibi kayıp gidiyor boğazımdan. Ve ne olduğunu anlamadan ikinci lokma, derken üçüncü...  Aaa gözlemeyle çay aynı anda bitivermiş!.. Şayanı tavsiyemdir, okuyucularımız bu lezzeti kaçırmasınlar. Dizimize derman, gözümüze fer geldiğine göre pazara dalma vaktidir.

ÇOCUKLUĞA GİDELİM
Feriköy’ün tarihe açılan penceresi, antikanın kaynağı burası. Bir merhaba deyip tezgâha iliştiysen konular eften püften değil, güveden küften açılmalı. Rağbet görmeyen, rekabete girilmeyen, tavan arasına sıkıştırılmış, merdiven altına tıkıştırılmış ne varsa dikkat toplar pazarda. Yaa bir pazar dünyayı gezmiş gibi anlatılır mı? İçine dünya sığdıysa neden olmasın değil mi ama? Şamdan mı ararsın, kildan mı, rıhdan mı, sürmedan mı, buhurdan mı? Öylesine yazdım denk geldi, bilmem nedir bu? Nüktedanlık mı, lafazanlık mı? Sadece sıra dışı bir pazara sıradanlıktan uzak yaklaşmak istedim o kadar. Avadanlık, çaydanlık, gerdanlık, yağdanlık... Ne varsa yağmış. Üç beş nesli devirmiş, tarih süzgecinden geçmiş malların yanı sıra teknolojik ürünler de mevcut burada.

ANTİKA SINIR TANIMAZ
Avantadan düşenler, acenteden çıkanlar, ne ararsan... Meraklısı dağları ovaları değil ülkeleri aşıp gelmiş pazara. Suriye’den, Almanya’dan, İran’dan, Mısır’dan… Kırk küçük biblonun kırkı da satılmaz belki bir tezgâhta. Bir deste beştir, bir düzine on bir en fazla. Noksanlardan tamamlanır her seri. Zaten antikacılar da böyle yapmaz mı ekseri? Yakın gözlüğü bile var hem de en gıcırından. Takvimi okuduysan güle güle kullan. 
Saka kırbaları, paşa lambaları, bastonlar, tespihler, takılar, tokalar, konak emektarı, ata yadigârı, işlemeli çiniler, kalaylı siniler, ibrikler, leğenler, güğümler... Dünden bugüne eskiyen ama eksilmeyen her şey var burada. Asırlık urbalar, nakışlı torbalar, çıkrıklar, bakraçlar, kirmanlar, zippolar, pipolar...  Üdebanın, ümeranın mirası dolmuş tezgâhlara. Semaverler, güğümler, havanlar, haranılar, saatin desteklisi, kösteklisi daha nesi nesi...  Kitaplar deseniz bibliyomanların derdine deva, bir el atında taşınıp aşınmaktan olmasın heba…
Çok uzattım galiba o hâlde nokta. 

Boynuz kulağı geçmeli

Babadan miras koleksiyonculuğu pazara gelerek pratiğe döküyor çocuklar. Her gün bir şeyler öğrenip pişiyorlar. Önce yaprak biriktiriyor sayfa aralarında, sonra pul, derken para. Yaş büyüyünce iş de büyüyor bu arada. Saat, fotoğraf makinesi ya da şartlar elveriyor, kadillakları çekiyor garaja. Çırak yetiştiriyorsan bilgini, emeğini esirgemeyeceksin. Boynuz kulağı geçmeli ki meslek yaşaya…