İrfan ÖZFATURA - irfan.ozfatura@tg.com.tr

Jose María Albas Escriba İspanya’nın kuzeyinde Barbastro isimli bir kasabada doğar (1902). Orta halli bir ailenin çocuğudur. Geçirdiği sara nöbetleri onu suskun ve öfkeli yapmıştır. Annesinin ilgisinden sıkılmakta, babasının beceriksizliğinden utanmaktadır. Bir dükkânı bile yürütememiştir daha. Adam ölünce ilk işi nüfus dairesine gidip soyadını değiştirmek olur. Escriba yerine Escriva… Bir harfle Yahudi geçmişinden kurtulacaktır ayrıca.

Jose Maria hayal âleminde dolanır, Logrona’da yaşadıkları günlerde bir keşişin kar üzerindeki ayak izlerine bakar bakar ve kendine mesaj yollandığı zehabına kapılır. O gün rahip olmaya niyetlenir. Zaragoza’da papaz eğitimi alıp mezun olur, küçük bir kilisede göreve başlar. Yeterince vakti vardır hukuk üzerine doktora yapmaya kalkar. Kilisenin izniyle gittiği Madrid’de bayan cemaatleriyle tanışır. Aristokrat ailelerdir bunlar. Çocuklarına Latince dersleri vermek için evlerine kadar girer ve para, mevki, itibar neymiş anlamaya başlar.

Jose Maria ismini (köylümsüdür) birleştirir “Albas”ını da “de Balaguer” olarak değiştiririr. Josemaria de Balaguer Escriva! Breh breh breh. Bakın hele havaya! Eğer bir gün güç sahibi olursa… 

Evet “Opus Dei” yavaş yavaş şekillenmektedir kafasında. Ama bütün bunları “mesaj geldi” diye sunacaktır hayranlarına (1928). Malum Katolikler kehanetlere pek inanırlar. Velev ki rüya, hayal, sayıklama da olsa…

İspanya Nisan 1931’de monarşiden cumhuriyete geçer. Escriva kralcıdır, ona göre masonların oyunlarıdır bunlar!

Cumhuriyet ile birlikte dindarlar milliyetçiler hedef olurlar, bizimki ortadan kaybolur, rahip elbisesi giymeyeceği bir vazife ayarlar. 

Saklanma ihtiyacı. İşte bu korku yön verecektir bütün hayatına.

HER YOL ROMA’YA

1933 seçimlerini sağcılar alınca Jm. antikomünist faaliyetleriyle Franco’nun gözüne girer, desteğini sağlar.

1946’da Roma Lateran Üniversitesi’nde ilahiyat doktorasına başlar. 

Şan şöhret Roma’dadır, yeter ki yakın olsun Vatikan’a…

1970 yılında Meksika’ya, 1974’te Orta Amerika’ya, 1975’de Güney Amerika’ya gider, Opus Dei için zemin arar. 

Şili ve Arjantin’de cuntacılarla çalışır omuz omuza. 

Roma’dan gelen vaiz rolü tutmuştur. Hitabeti de oturmuştur bu arada. 

Escrivá, bir kilise bankası olan Banco Ambrosiano’nun uğradığı 1,25 milyar dolarlık zararı örgüt kesesinden kapatınca kahraman olur Vatikan’da. Opus Dei, geometrik dizi şeklinde büyümeye başlamıştır ki ölür (Haziran 1975 - Roma).

Lakin şebeke yoluna devam eder, ahtapot gibi dünyayı sarar. Her Avrupa hükümetinde birkaç bakanları olur. Kongre üyeleri, FBI idarecileri, IMF başkanları, TV yorumcuları filan…

1981 yılında yandaş kardinaller Escriva’nın aziz yapılması talebinde bulunurlar. Vatikan Josemaria’nın azizliğinden ziyade Opus Dei’nin gücüyle ilgilenmektedir. Böylesi bir örgütü kullanmak işlerine gelir zira. Azizlik vermekle kaybedecekleri bir şey yoktur nasıl olsa. Nitekim Papa 2. Jean Poul onu “kutsanmışlar” listesine yazmakta beis bulmaz.  

Opus Dei (Tanrının işleri) mensupları klasik ruhanilere benzemez, dışarıdan bakılınca işlerinde güçlerinde insanlardır. Bilhassa propaganda yapabilecekleri alanlara kayar, sağlık ve eğitimde yoğunlaşırlar. Din dersi öğretmenliğini seçer, kışla kiliselerine sızarlar.

1979 itibarıyla 197 kolejleri, sayısız meslek kursları ve talebe yurtları vardır. Navarra Ünv. (İspanya), Piura Ünv. (Peru), La Sabana Ünv. (Kolombiya), Asya ve Pasifik Ünv. (Filipinler), Yüksek İşletme Enstitüsü (IESE, Barselona), Kianda Koleji (Nairobi- Kenya) vs vs…

Medyada da güçlüdürler, değişik ülkelerde 694 gazete ve dergi çıkarır, 52 radyo ve televizyon kanalı ve 38 haber ajansı ile gündem oluştururlar. 12 sinema şirketini deruhte ederler ayrıca. Genelde ılımlı görünür, diyalog çağrısında bulunurlar. Ancak ‘Studi cattolici’ gibi dergileri Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) sözde karikatürlerini basacak kadar alçalır icabında.

Hem faizin günah olduğuna inanır, hem de tefecilik yaparlar. Örgüt için her yolu mubah sayarlar.

Örgüt “ben de geleyim katılayım” diyenleri arasına almaz. İşine yarayan tipleri kendi seçer ve olta atar. Teşkilat hakkında konuşmak yasaktır, çıt çıkmayacaktır dışarıya.

Yasalara saygılı görünürlerse de paranın akına karasına bakmazlar. 2002 Salt Lake (Utah) Olimpiyatları için ABD’den bile rüşvet alırlar. Örgütün menfaati mevzu bahis ise babalarını bile tanımazlar…

AB fonlarını iyi takip eder, iri paylar koparmayı başarırlar.

Para kaynaklarından biri de üyelerden alınan aidatlardır. Zavallılar âdeta şebeke için yaşar, yemez içmez, varlarını yoklarını teşkilata sunarlar.

Mutaassıptırlar, bedenlerine eziyette bulunurlar. Tahta yatakta yatar, baldırlarına çivili zincirler dolarlar. 

Opus Dei’de mutlak itaat istenir, Başkan’ın buyruklarını haşa “manevi işaret” sanırlar. Her ülkenin başında bir kardinal ve istişare meclisi “Consiliarius” bulunur. Opus Dei üyeleri mahalli piskoposlara değil, kendi liderlerine bağlıdırlar. Bu sadece onlara tanınan bir istisnadır Vatikan’da.

KADININ ADI YOK

Opus Dei üyeleri sınıf sınıftır. Numerary’ler (asil üyeler) evlenmez, kendilerini hücre evlerine vakfederler âdeta. Gelirlerini örgüte bağışlar, çaylakları gözaltında tutarlar. Evlerde kalanların mektuplarını bile okur, özel hayatlarına karışırlar.  

Yarı üyeler ise evlenebilir ve aileleriyle birlikte yaşarlar. Tabii gelirlerinin bir kısmını Opus Dei’ye bağışlamak kaydıyla…

Opus Dei önceleri kadınlara kapalıdır, hatta Jm kadınları aşağılayan konuşmalar yapar. Lakin evlerin temizliği için bayanlara ihtiyaç duyulunca kapıyı aralar.

Kadınlar da aynı çatı altında kalır. Lakin erkeklere mesafeli durur, odalarına kapanırlar. Bir nevi manastır hayatı yaşar, ev sorumlusuyla dahili telefonda konuşurlar. Çarşıya pazara çıkmaz, sigara kullanmaz, parkta bahçede oturmaz, kuru tahta üzerinde uyurlar. Evlenmeleri yasaktır, yuva kuramazlar. Ekseri İspanyol’dur, zira bir Alman, Fransız kadını bu hayata katlanamaz.

Erkekler sigara içebilir, barlara gidebilir, tabii maksat yeni üyeler kazanmak ve teberru koparmak olursa…

Üyeler mazoşist olarak yetiştirilir, kendilerini kırbaçlar, öyle ki banyo fayansları kandan kızarır adeta. Çivili zincirler yüzünden (cilice) bacakları delik deliktir mayo giymeleri yasaktır, deşifre olurlar yoksa.

Soğuk duş alır, tek kap yemek yer, tatlıya zinhar yaklaşamazlar.

ROBOT GİBİ

Opus Dei’nin 80 bin kişilik çekirdek kadrosu vardır ama dilerse milyonları dökebilir sokağa. 

Üyelere şartlar anlatılır ve kontrat imzalatılır. Artık kendilerine ait değildirler, teşkilata çalışacaktırlar. Bundan böyle sadece “büyük ailesini” düşünmelidirler, ana babayla uğraşmak vakit kaybıdır, bağışlanamaz. Aile fotoğrafı dahi bulunduramazlar yanlarında.  

Girmek zor, çıkmak daha zordur, işinizden olabilir, kazaya, iftiraya uğrayabilirsiniz, polis, maliye üstünüze çullanabilir. Teşkilatın gücü korkutucudur zira.

Sabahleyin kaldırıldıklarında ilk cümleleri “hizmet edeceğim” demek olur ve yere kapanırlar. Aralarında konuşmaz, günaydın ve iyi geceler demekten dahi kaçınırlar. Zira muhabbetin nereye gideceği belli olmaz, eğer şüpheler, tenkitler dillendirilirse işin çivisi çıkar…

Takiyecidirler, dışarıda maskelerini takar, neşeli görünür, şakalar yaparlar, örgüt mensubiyetlerini sır gibi saklarlar. İtaat esastır “git kardeşine sık” denildiğinde “niye” diye soran numerary olamaz asla.