Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Japonya'nın başkenti Tokyo'daki resmi temaslarına devam ediyor. Erdoğan'a Tokyo'da bulunan Waseda Üniversitesi tarafından fahri doktora verildi. Tören sırasında yaptığı konuşmada, Wasede Üniversitesi yönetimine teşekkür ederek, “Bu ödülü Türk-Japonya dostluğunun yeni bir nişanesi olarak görüyorum. Japonya'nın en köklü ve prestijli eğitim kurumlarından biri olan Waseda Üniversitesinin ülkenin her alanda gelişmesi ve bugünkü düzeyine ulaşmasında sağladığı katkılarını biliyorum. Mezunları arasında birçok Başbakan, Bakan, Parlamenter ile kamu ve özel sektör üst düzey yöneticisi bulunan Waseda Üniversitesine bundan sonraki çalışmalarında da başarılar diliyorum. Değerli misafirler Türk-Japon ilişkileri tarihi derinliğe sahiptir. Bizler Asya'nın en doğu diğeri en batı ucunda özgün kültürel miraslarını günümüze kadar korumuş, sömürgeleşmeden modernleşme başarısını göstermiş 2 büyük devletiz. Türklerin ve Japonların birbirlerini daha yakından tanımaları 19.yüzyılın sonlarında gerçekleştir. Bundan tam 125 yıl önce meydana gelen elim bir deniz kazası halklarımızı birbirine samimi dostluk bağlarıyla bağladı. Ertuğrul firkateyni, Osmanlı sultanı İkinci Abdülhamid'in dostluk mesajını Japonya İmparatoruna iletmek üzere 1890 yılında Japonya'ya gönderildi. Görevini başarıyla tamamlayan Ertuğrul dönüş seferine çıktıktan hemen sonra Kuşimoto açıklarında yakalandığında şiddetli fırtınada battı ve 532 denizcimiz burada şehit oldu. Kuşimoto halkı cansiperane çalışmalarıyla 69 denizcimizi kurtardı. Japon hükümet ve Japon halkı da yaralı denizcilerimize yakın ilgi gösterdi ve sahip çıktı. Bu denizcilerimiz Japon donanmasının iki zırhlısı ile Türkiye'ye kadar götürüldüler. Milletimiz Japon devletinin ve halkının bu alicenaplığını kalbine kazımış ve ona müstesna bir yer ayırtmıştır. Japon halkı ve devletinin 125 yıl önceki elim kazada şehadet mertebesine yükselen denizcilerimizin aziz hatıralarını bugüne kadar yaşatmaları da bizleri ayrıca memnun etmiştir. Elim bir kaza ile başlayan bu dostluğu daha da güçlendirerek yeni nesillere aktarmak hepimizin görevidir” dedi.


“2014 YILI İTİBARIYLA TİCARET HACMİ 3.6 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNDE”


Şehitliğin bakımı, kazanın meydana geldiği Kuşimoto ilkokul öğrencileri tarafından yapıldığını kaydeden Erdoğan, “Bu durum Türk-Japon dostluğunun yeni nesillere aktarılmasının en güzel örneğidir. Bu vesile ile ben yaşları küçük gönülleri büyük bu Japon dostlarımıza sizlerin huzurunda şükranlarımı sunuyorum. Biz Japonya'yı bölgesel ve küresel vizyonumuz kapsamında önemli bir ortak olarak görüyoruz. Uluslararası toplumun dinamiklerinin değiştiği günümüzde her iki ülkede barış ve istikrarın korunması için gayret gösteriyor. Diğer pek çok uluslararası konuda da aramızda da yakın işbirliği, dayanışma mevcut. Bu vesile ile Türkiye ve Japonya ilişiklilerinin don dönemde kazandığı, derinlik, ivme ve çeşitlilikten duyduğum memnuniyeti de ifade etmek isterim. Siyasi alandaki iş birliğimizin geliştirilmesi, ortak idealleri paylaşan ülkelerimiz arasındaki stratejik ortaklığın çeşitlendirilerek güçlendirilmesi bakımından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı. 2020 yılında düzenlenecek Olimpiyatlara ev sahibi olmak için İstanbul ile Tokyo aday olduğunu ve iki şehir arasındaki centilmence rekabet sonrası yapılan oylamada Tokyo kentinin olimpiyatları düzenleme hakkı kazandığını kaydeden Erdoğan, “Bu sonucun ardından sayın dostum, Başbakan Shinzo Abe'yi ilk ben tebrik ettim. Başbakan Abe ile gerek bu ziyaretim sırasında gerek kendilerinin Kasım ayında gerçekleştirilecek G20 zirvesi kapsamındaki Türkiye ziyareti sırasında kapsamlı görüşmeler yapacağız. Bu görüşmelerde ülkelerimiz arasında mevcut stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerin daha da derinleştirilmesi ve geliştirilmesi imkanları üzerinde duracağız. Önemli ve büyük bir ekonomik ortak olarak gördüğümüz Japonya ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz mükemmel düzeydeki siyasal ilişkilerimize yaraşır bir seviyeye getirmek istiyoruz. Türkiye ve Japonya arasındaki ikili ticaret maalesef arzu ettiğimiz seviyelerin çok altında bulunuyor. 2014 yılı itibarıyla 2 ülke arasındaki ticaret hacmi 3.6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam iki ülke gerçek potansiyelinin oldukça altındadır. Ülkenize geçen yıl yaptığımız ziyaret esnasında stratejik ortaklığımızın temel yapı taşlarını veyahut temel yapı taşlarından birini oluşturacak ekonomik ortaklık anlaşması için önemli bir adım atmıştım. Bu anlaşmanın resmi müzakereleri geçen yıl başlatıldı. Eylül ayında da 3'üncü turu yapıldı. Görüşmelerin bir an önce tamamlanarak bu anlaşmanın hayata geçirilmesini temenni ediyorum. Bugün dünyada ekonomik iş birlikleri piyasa açılımları, serbest ticaret düzenlemeleri milletlerin karşılıklı refahlarının artmasında çok önemli yapı taşlarını oluşturuyor” dedi.


“TÜRKİYE-JAPONYA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ PROJESİNE ÖNEM VERİYORUZ”


Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'nin AB ile olan gümrük birliğini tam üyelikle taçlandırmak için müzakerelere devam ettiğini kaydederek, “Ülkemiz ikili serbest ticaret anlaşmaları ile de dünyayla ticari bütünleşmesini tamamlamak için yoğun gayret içinde. Japonya'nın da trans-pasifik ortaklık anlaşması müzakereleri, AB ile müzakereler ve ikili müzakerelerle uluslararası ticareti ilişkilerde açılımlar yaptığını görüyoruz. Bu çerçevede ülkelerimizin 2014 yılında resmi müzakerelere başladığı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasını en kısa zamanda tamamlaması büyük önem taşıyor. İki ülke arasındaki bu şekilde bir serbest ticaret rejimi inşa edilmesi karşılıklı ticaret ve yatırımların artmasına büyük katkı sağlayacaktır. Ekonomik ilişkilerimizin en önemli unsurlarından biri de hiç kuşkusuz karşılıklı doğrudan yatırımlardır. Son yıllarda Türkiye'ye yönelik Japon yatırımlarında önemli bir artış yaşanmakta olduğunu memnuniyetle ifade etmek istiyorum. 2015 Haziran ayı itibariyle Türkiye'deki Japon doğrudan yatırımları 1.7 milyar dolara ulaştı. Bu yatırımların 1.6 milyar doları son 5 yıl gerçekleşti. Yine bu tutarın iki ülkenin potansiyeli dikkate alındığında oldukça mütevazı düzeyde kaldığını belirtmek zorundayım. Japonya yurtdışına 2013 yılında yaklaşık 136 milyar dolar, 2014 yılında da 114 milyar dolar yatırım yaptı. bu büyük rakamlar içinden Türkiye'ye gelen miktar 2013 yılında 439 milyon dolara, 2014 yılında daha da düştü 212 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bugün Türk iş adamları da dünyanın birçok yerine yatırımlar yapıyor. Japonya'da ise maalesef kayda değer Türk yatırımı bulunmuyor. Özellikle perakende yiyecek içecek sektörlerinde ciddi potansiyelimizin bulunduğu bu ülkeye, ısrar ediyorum bu ülkeye yönelik yatırımları teşvik edeceğiz. Karşılıklı doğrudan yatırımlarına arttırılması için birlikte çalışmalıyız. Hızla gelişen ülkemiz için altyapı çalışmaları önem taşıyor. Marmaray projesinde olduğu gibi altyapıyla yatırımları alanında Japonya ile işbirliğimizi devam ettirmek istiyoruz. Dünyanın en uzun asma köprüsü olması planlanan Çanakkale Boğaz Köprüsü, 3 katlı büyük İstanbul Tüneli ve Ankara-İstanbul yeni hızlı tren hattı gibi pek çok büyük projelerimiz var. Bu tür altyapı projelerinin finansmanı için Japonya ile ortak çalışmalar yürütmek istiyoruz. Diğer taraftan İstanbul'dan en fazla 3 saatlik uçuşla ulaşabilecek bölgede çok geniş ticaret ve yatırım imkanları mevcut. Türkiye'nin bu bölgelere yakınlığı ve dağlayabileceği lojistik imkanlar ile Japonya'nın teknik ve mali potansiyelini bir araya getirerek çok güzel sonuçlar elde edebiliriz. Böyle bir dinamiği geliştirebildiğimiz takdirde her iki ülke açısında bir kazan-kazan durumu ortaya çıkaracaktır. Bu çerçevede özellikle kuruluş çalışmaları süren Türkiye-Japonya Bilim ve Teknoloji Üniversitesi projesine önem veriyoruz. Yaklaşık şu anda bin dönümlük araziyi bu proje için ayırmış durumdayız” açıklamasını yaptı.


“DAİŞ NEYSE PKK DA ODUR”


Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelecek nesillerin birbirini tanımasını sağlayan bu projeye destek çıkılacağını ümit ettiğini bildirerek, “Ekonomik iş birliğimizin amiral gemisi konumundaki bu iki projenin aksamadan gerçekleştirilmesini hep birlikte temin etmeliyiz. Türkiye'nin bulunduğu bölgede ve dünyada tarihi gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyor. Ülkemizin güney sınırlarındaki Suriye ve Irak'ın içinde bulunduğu durum hepinizin malumunuz. kuzeyimizdeki Ukrayna halen devam eden, kuzeydoğumuzdaki Gürcistan'da yakın geçmişte yaşanan hadiseleri de biliyorsunuz. Batı komşumuz Yunanistan tüm AB dengelerini tehdit eden siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ortamından hala çıkabilmiş değil. Yakın bölgemizdeki Filistin'de, Libya'da, Mısır'da, Yemen'de kardeş halkların çektiği acılara her gün yenileri ekleniyor. Barış ve huzur denizi olması gereken Akdeniz dünyanın en büyük dramlarının yaşandığı bir yer haline dönüştü. İşte böyle bir tablo içinde Türkiye gerek bölgesinde gerek tüm yerkürede barışa ve huzura yönelik tavrını ve perspektifini korumaya gayret ediyor. Ekonomik, sosyal ve fiziki güvenliğimizi hedef alan tüm kışkırtma çabalarına rağmen kararlı duruşumuzdan taviz vermedik, vermeyeceğiz. Bölgemizdeki ateşi ülkemiz topraklara taşımaya amaçlayan terörist saldırılar karşısında kararlılıkla mücadele ediyoruz. Burada bir kez daha ifade ediyorum. Terörizm bir insanlık suçudur ve tüm dünyaya yönelik bir küresel tehditti. Terör hiçbir dini, etnik, kültürel, coğrafi aidiyetle bağdaştırılamaz. Bu yöndeki çabalar teröre destek vermek anlamına gelir. Terörün her yönüyle mücadelede aktif çaba harcayan bir ülke olarak uluslararası toplumun terörle mücadelede hiçbir ayrım yapmaması gerektiğini özellikle savunuyoruz. BM ve Terörle Mücadele Küresel Forumu dahil olmak üzere uluslararası düzeyde terörle mücadele eden tüm kurumların bu ilkesel tutumu benimsemeleri gerekiyor. Teröristler gerçekleştikleri eylemler kullandıkları şiddet yöntemi nedeniyle bu sıfatı taşımaktadırlar. Bu bakımdan DAİŞ neyse PKK'da odur. Tokyo'da metro istasyonlarına sarin gazı ile saldıranlarda odur. Aralarında hiçbir fark yoktur” ifadelerini kullandı.


“TERÖRİSTİN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ”


Türkiye'nin teröre karşı kararlı bir mücadele yürüttüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Teröristin iyisi kötüsü olmaz. Benim teröristim iyi, seninki kötü. Böyle bir anlayış olamaz. Teröristlerin hepsi kötüdür. Bu mücadele dostlarımızın bizimle dayanışma ve iş birliği içinde olmasını bekliyoruz. Bir yandan terörle mücadele ederken diğer yandan da komşuluk ve insanlık vazifesi olarak Suriyeli kardeşlerimize açtık. 2011 yılında başlayan Suriye krizi modern tarihin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük insani dramına yol açtı. Koskoca bir ülke nüfusunun yarısı yerlerinden oldu. 5 milyonu ülke dışında olmak üzere yerlerinden edilen Suriyeli sayısı 12 milyonu buldu. Türkiye çaresizlik içindeki milyonlarca Suriyeli ve Iraklıya ev sahipliği yapıyor. Hiçbir dini veya etnik köken, eğitim, mesleki durum veya gelir düzeyi ayrımı gözetmeksizin bütün mağdurlara kapılarımızı açtık. Bu insanların tüm ihtiyaçlarını hiçbir karşılık beklemeden gidermeye çalışıyoruz. 260 bini sınırımıza yakın kamplarda, çadır kamplar ve konteyner kentler olmak üzere, 2 milyonu aşkın şehirlerimizde olmak üzere toplam sadece 2.2 milyon ülkemizde yaşıyor. 300 bin de Iraklı aynı şekilde ülkemizde yaşıyor. Toplamda 2 buçuk milyon. Şu ana kadar yaptığınız harcama nedir diye sorarsanız onu da söyleyeyim. 7.8 milyar dolar şu ana kadar harcama yaptık” dedi.


Bu tablonun sürdürülebilir olmadığını bildiren Erdoğan konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “ Ben buraya Brüksel'den geliyorum ve orada bir çok görüşmeler yaptık. Tabi herkes takdir etti. Sizler dünyada özellikle sığınmacılar noktasında, mülteciler noktasında hiçbir ülkenin yapmadığını, yapamadığını yaptınız. Bundan dolayı sizleri tebrik ederiz dediler. Tabi biz de durumu izah ettik. Tablo bu ama buradan sizler ne kadar yük alacaksınız bu önemli. Türkiye bunu nereye kadar sürdürecek. Bir taraftan sınırlarınızı bu tür sığınmacılara kapatıyorsunuz, ölenler Akdeniz'de ölsün diyorsunuz veya Ege'de ölsün diyorsunuz. Ama biz aksine yıl başından bu yana sadece Akdeniz'de Sahil Güvenlik Komutanlığımızın botlarıyla 60 bin kişi kurtardık. Ama diğerleri bunu yapmıyor. Sığınmacılar konusunda gerçek anlaşımda bir külfet paylaşımı artık zorunlu hale gelmiştir. Türkiye'nin 7.8 milyar doları aşkın harcamasına uluslararası toplumun katkısı şuana kadar nedir biliyor musunuz? 417 milyon dolar. Halihazırda dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmamıza rağmen açık kapı politikamızı insani mülahazalarla devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Ülkemizdeki Suriyelilere, Iraklılara uluslararası toplum adına, tüm insanlık adına ev sahipliği yağıyoruz. Uluslararası toplumdan bu konudaki yük paylaşımı için ivedilikle adım atmasını bekliyoruz. Diğer yandan dünyadaki barışın, huzurun, güvenliğin adil bir şekilde sağlanması sorumluluğunu üstlenen uluslararası kuruluşların çok kötü bir sınav verdiklerini de görüyoruz” açıklamasını yaptı.


“-5 TANE ÜLKEYE DÜNYANIN KADERİNİ BIRAKALIM- BÖYLE BİR ŞEY OLAMAZ”


Erdoğan, dünyanın 5'ten büyük olduğunu kaydederek, BM Güvenlik Konseyinin yapısına itirazına Japonya'nın da katıldığına inandığını bildirerek, “Çünkü bu 5 tane ülkeden bir tanesinden iki dudaklarının arasına sıkışmış bir dünya yönetimi olamaz. Öyleyse BM Güvenlik Konseyini kimler oluşturuyorsa hatta BM Genel Kurulunu kimler oluşturuyorsa ki şu anda ülke sayısı 196'yı buldu. Dolayısıyla bu 196 üyeden Güvenlik Konseyi'nde dönüşümlü olarak bütün ülkelerin yetki sahibi olmasını defaatle ifade ettim. Öyle 5 tane ülkeye dünyanın kaderini bırakalım böyle bir şey olamaz. Bu adil bir dünya düzeni kurmak değildir. Daha güvenlik bir dünya için BM Güvenlik Konseyinin Japonya'nın da içinde olduğu daha kapsamlı bir yapıya kavuşturulması şarttır. Aksi takdirde bugün bölgesel gibi görünen çatışmaların yakın zamanda bir tüm dünyaya sıçraması kaçınılmaz olacaktır. Waseda Üniversitesi ile Yunus Emre enstitüsü arasında imzalanan protokol çerçevesinde kredili seçmeli ders olarak Türkçe derslerinin veriliyor olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Önümüzdeki yıllarda Waseda Üniversitesi bünyesinde bir Türkoloji bölümü açılmasını temenni ediyorum. Bu çerçevede Waseda Üniversitesi öğrencilerini, Yunus Emre Enstitüsü'nün Türkiye'de düzenlediği eğitim programlarında ağırlamaya hazır olduğumuzu da özellikle belirtmek isterim. Konuşmamın başlangıcında bugün şahsım adına tevdi edilen fahri doktorayı esasen Türk-Japon dostluğunun yeni bir nişanesi olarak telakki ettiğimi vurgulamıştım. Aramızdaki mesafe uzak da olsa gönül bağımız çok güçlüdür. Doğal afetler gibi zor anlarımızda zor geçirmeden birbirimize el uzatmamız bu gönül bağının neticesidir. Bu vesile ile 2011 yılında Van ilimizde meydana gelen depremde yardım gönüllüsü olarak çalışırken artçı sarsıntılardan birinde hayatını kaybeden Miziyaki dostumuzu da bir kez daha saygıyla anıyorum” açıklamasını yaptı.


Erdoğan konuşmasının sonunda, “özellikle orkestra içerisinde bir kardeşimizin, öğrencimizin rahatsızlığını öğrendim. Kendisine Allah'tan şifalar diliyorum. Şu anda zannediyorum iyi olduğuna dair hastaneden haberi de aldım. Bundan dolayı da mutluluğumu da sizlerle paylaşmak istiyorum” dedi.