Onkoloji dünyasının ünlü isimleri Prof. Dr. Gökhan Demir ve Prof. Dr. Ahmet Özet kanserle ilgili merak edilenleri Ziyneti Kocabıyık’a anlattılar...Şu anda dünya genelinde 8.2 milyon insan kanser sebebiyle hayatını kaybediyor.

Kanserin yüzde 25-30’unun çevresel faktörlerden kaynaklandığını bildiren uzmanlar, gerekli tedbirleri alarak kanser gelişiminin önlenebileceğini bildiriyorlar. 
Her yıl 1-7 Nisan tarihleri Kanser Haftası olarak değerlendiriliyor  ve bir hafta boyunca kanser konuşuluyor. Antalya’da düzenlenen 6. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde kanser tedavisinin önde gelen bilim adamlarından iki önemli isimle görüştük. Kanser haftası öncesinde kanser hastalığı ile ilgili merak edilenleri Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Türk Kanser Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özet ile Kongre Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir’e sorduk.  
¥ Kanser nasıl gelişir? 
Prof. Dr. Gökhan Demir: Kanser, çeşitli sebeplerden dolayı DNA’mızın hasarlanması sonucu bazı hücrelerin kontrolsüz olarak büyümesi ve çoğalmasıdır. Aslına bakarsanız hepimizin vücudunda her gün kanser gelişir. Bir gün içinde vücudumuzdaki hücrelerde yaklaşık olarak 10 bin mutasyon yani başkalaşma olur. Fakat bağışıklık sistemimiz hiç durmaksızın vücudumuzu tarar ve bu kanserli hücreleri bularak yok eder. Bağışıklık sistemi bu başkalaşmış hücreleri atlamaya başladığı zaman kanser gelişir.
¥ Kanser olmamak kişinin kendi elinde mi? Aynı çevrede yaşayan kişiler, aynı aileden Kanser genetik ve çevrenin kanser oluşumundaki etkisi nedir?
Prof. Dr. Gökhan Demir: Az evvel söylediğim gibi kanser, çoğunlukla genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan bir hastalık.  Siz bir gen yapısıyla doğuyorsunuz. O gen yapısında hiçbir hata olmayabilir ama siz yıllar içinde çevresel faktörlere maruz kaldıkça kendi gen yapınızı bozuyorsunuz. Sigara içiyorsunuz; akciğer hücrelerinde mutasyona yol açıyorsunuz. Bir kimyasal alıyorsunuz midenizdeki genlerinizi bozuyorsunuz. Bu genetik bozukluklar yıllar içinde birikerek kanseri oluşturuyor. Biliyoruz ki, çevresel faktörler kanser oluşumunda yüzde 25- 30 civarında etkili. Bunlar değiştirilebilir faktörler. Sigara içmezseniz ve içki içmezseniz; düzenli beslenirseniz; kilo almazsanız; düzenli spor yaparsanız; yani ideal yaşarsanız kanser riskini yüzde 30 azaltabiliyorsunuz. 
TARAMA PROGRAMLARINI İHMAL ETMEYİN
¥ Bir de şöyle bir yaklaşım var “Ben sigara içmiyorum, içki içmiyorum, ideal kilodayım, haftada beş defa egzersiz yapıyorum. Bende kanser olmaz” demek mümkün mü?

Prof. Dr. Gökhan Demir: Böyle bir şey yok. En sağlıklı yaşayan insanlarda bile bugün bilmediğimiz çevresel faktörler sebebiyle kanser gelişebiliyor.  Bir yandan evet sağlıklı yaşam ilkelerine uyacağız ama bir yandan da kanser tarama programları uygulayacağız. Bir yandan da kanser tarama programlarını ihmal etmeyeceğiz. Biliyoruz ki kanser erken yakalandığı takdirde tedavi edilebilir bir hastalıktır. 
¥ Bir başka yaklaşım da “Arkadaşımın babası 85 yaşında günde 2 paket sigara içiyor turp gibi maşallah” şeklinde. Buna ne diyeceksiniz?
Prof. Dr. Ahmet Özet: Bildiğimiz bir şey var sigara bütün kanserler için risk faktörü. Ancak öncelikle akciğer, mesane, prostat ve meme kanserine neden oluyor. Fakat sigara içenlerin hepsinde kanser olmuyor. Bir yüzde 15’lik bir grup var. Bu yüzde 15’lik grubun genetik yapısındaki değişimler, alınan maddelerin vücuttan atılması diğerlerinden daha farklı. Sizin verdiğiniz sigara örneğindeki kişileri örnek kabul etmemek gerekiyor. Çünkü bu yüzde 15’lik grubun genetik yapısı diğerlerinden daha farklı.  Bu kişilerin sigaranın toksinlerinin metabolize etmesi ve DNA tamir mekanizmaları ve henüz bilmediğimiz başka faktörler devreye giriyor ve bu kişilerde hastalık ortaya çıkmıyor.

BİTKİSEL TEDAVİYİ BOZUYOR

Bitkisel ve alternatif tedavilerin en çok kullanıldığı hastalıkların başında kanser geliyor. Kanserden korunmak ya da kanseri iyileştirmek için başvurulan yöntemler ya da tüketilen bitkiler çoğu zaman ya reddediliyor ya da “gizli gizli kullanılıyor”. Prof. Dr. Ahmet Özet, hastaların yüzde 70’inin gizli ya da açık olarak bu alternatif tedavileri kullandığını belirterek, “Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bu tedavi yöntemlerinin kanseri tedavi ettiğine dair kesin kanıtlar mevcut değil.  Henüz böyle kanıtları olmayan maddeleri hekimler olarak hastalarımıza önermenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Ne zaman bunların etkileri klinik çalışmalarla kanıtlanır o zaman önermemiz mümkün olabilir” dedi.
Tamamlayıcı tıp unsurlarının bir şekilde kanser hastaları tarafından kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Gökhan Demir ise, bunları kullanmak isteyen hastaların ve hasta yakınlarının mutlaka hekimlerine danışmaları gerektiğini ifade ediyor. “Hekim ve hastanın bu konuda işbirliği içinde çalışması gerektiğini” belirten Prof. Dr. Demir, aksi takdirde tıbbi tedavinin faydasız hale gelebileceğini belirterek, “Hastaların bitkisel ve alternatif tedavilere yönelmeleri bir gerçek. Ancak doktorlarına mutlaka danışmalılar. Bitkisel tedavilerle ilgili en önemli yanlış, ‘ilaçlar da bitkilerden yapılıyor’ şeklinde. Ancak bunların kontrolsüz kullanımı ve bizim kullandığımız ilaçlarla kullanımı, bizim tıbbi tedavimizi olumsuz etkileyebilir. Örneğin hastalar ısırgan otu kullanıyorlar. Bu kullanıldığı zaman bütün karaciğer enzimleri tavana çıkıyor. Standart tedaviyi yapamıyorsunuz bunlarda yaklaşım mutlaka hasta ve hekim işbirliği içinde yürütülmeli” diye uyardı. 

STRES-KANSER İLİŞKİSİ HENÜZ KANITLANMADI

Prof. Dr. Gökhan Demir: “Kanserle stres arasındaki ilişki yüzde yüz tanımlanmış değil. Kronik stresin özellikle bağışıklık sistemini baskıladığını biliyoruz ama kronik stres mutlaka kansere yol açar diye bir şey söylemek mümkün değil.”

Bugünün şişman çocukları yarının kanser hastaları mı?

Obezitenin kanser oluşumunda en önemli risk faktörlerinden bir tanesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, özellikle ülkemiz için çocukluk çağı obezitesine dikkat çekti.  Prof. Dr. Demir, özellikle eve kapanan, bilgisayar başına mahkum olan çocuk ve adölesan nüfusta obezitenin yükselen bir tehlike olduğunu belirterek, “Kendi ellerimizle çocuklarımızı geleceğin kanser riski yüksek bireyleri haline getiriyoruz” dedi. Prof. Dr. Demir şöyle devam etti: “Obeziteye bağlı olarak özellikle meme, prostat ve kalın bağırsak pankreas kanserleri  artıyor. Türkiye’de sıklığı artan bir genç obez nüfusu var. Biliyorsunuz kanserin gelişimi 1 gün, 1 hafta 1 ay değil, yıllar sürüyor. Onun için de çocukluk çağı obezitesi,  Türkiye’de ileriki yıllarda kanser sıklığını artırabilecek tehlikedir.”

BU HASTALIKTA ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

∂ Uygun tarama yöntemleri ile rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı %80 oranında düşürülebiliyor.
∂ Kalın bağırsak kanserinin yol açtığı ölüm riski %16, meme kanseriyle ilgili ölüm riskiyse neredeyse yarı yarıya, %45-50 azaltılabiliyor. Ulusal kanser tarama programına göre 50-70 yaş arası bireylerin kolonoskopi yaptırması gerekiyor.
∂ Göğüs kanseri erken teşhis edilebilen  kanserler içinde önemli yer  tutuyor.  Ulusal kanser tarama programına göre;
¥ 20-40 yaş arası: Ayda bir kendi kendine muayene, 2 yılda bir klinik muayene yapılmalı
¥ 40-49 yaş arası: Ayda bir kendi kendine muayene, yılda bir klinik muayenesi, birinci derece akrabalarında göğüs kanseri varsa 2 yılda bir mamografi çekilmesi gerekiyor.
¥ 50-69 yaş arası: Ayda bir kendi kendine muayene, yılda bir klinik muayene, 2 yılda bir mamografi çekilmesi gerekir.

 

YARIN: KANSERDE YENİ TEDAVİLER