Sezon başında kurulan tarihi kadroyla çok büyük başarılar hedeflemişti Fenerbahçe. Yıllardır hedeflenen Avrupa'da başarı bu ekiple gelecekti, ligde şampiyonluk zaten garantiydi, yanına bir de Türkiye Kupası eklendi mi, ballı lokma tatlısı olacaktı! Ama hayaller üç kupa, gerçekler biberden acı çıktı. Robin van Persie ve Nani gibi dünya yıldızlarına, Gökhan, Mehmet Topal Caner gibi Türkiye'nin en iyilerine rağmen, Fenerbahçe önce Avrupa'da hayal kırıklığı yaşadı, ardından ligde rota saptı. Hadi Avrupa'dan Bebek eledi ama ligdeki yarıştan kopuşun nedeni kimsenin işini hakkıyla yapamamasından kaynaklandı! Hatalar zinciri aslında takım kurulurken başladı.
Yanlış kadro yapılanması
Fenerbahçe gücünü yıldızlarından ziyade takım oyunundan alan bir ekipti. Emre, Egemen, Selçuk gibi tekmeye kafa sokan yerli oyuncular, Kuyt ve Sow gibi takım ruhu yüksek lejyonerler gönderilirken, yerlerine Robin van Persie ve Nani gibi nazlı isimler alındı. Takımın isyankâr ruhu gitti, kişisel kaprislerin ön plana çıktığı bir ekip oluştu.
Terraneo fiyasko çıktı
Takımın başına sportif direktör olarak getirilen Giuliano Terraneo transfer döneminde parladı ancak iş krizlere gelince fos çıktı. İtalyan hatalarının bedelini kovularak ödedi ama geride kalan enkazı Pereira da toparlayamadı. Ali Yıldırım işe el attığında ise her şey için çok geç kalınmıştı. Hocaya küs futbolcular, birbirlerine de selam vermiyordu.
Golcü problemi çözülemedi
Sezona 3 golcüyle başlayan Fenerbahçe, Sow'u sattı ama yerine kimseyi alamadı. Pereira'nın ara transferdeki yalvarmaları sonuç getirmedi ve RvP ile Fernandao'ya mahkûm kalan takım, son yılların en kısır performansına imza attı! Kuyt ve Sow bir yana kulübede bekleyen bir Webo bile her şeyin çok daha farklı olmasını sağlayabilirdi.
3 Temmuz ruhu bitti
Özellikle 2010-11'de 17'de 16 yaparken müthiş bir dayanışma içine giren futbolcular, 3 Temmuz sonrası daha da kenetlenmişti. Ancak bu ruh hali takımdaki köklü değişiklikle kayboldu. Yerli-yabancı çekişmeleri, forma kavgaları bölünmeye yol açtı ve takımda bunun önüne geçebilecek ne bir Emre ne de Kuyt vardı.
Hoca değil el freni
Pereira sezon başında çift forvetli bir takım vadetmişti. Ancak önce defans sonra hücum mantığı tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Fenerbahçe savunma yaparken hücumu unuttu. Pereira, Caner ve Gökhan'ın ileri çıkmasını sınırlayıp, Topal ile Josef'e hücuma dönüşümlü çıkma izni verince takıma pranga vurdu.
Sevgi yok saygı kayıp
Futbolcuların kendi aralarındaki ilişkilerin limoni olması bir yana, Pereira'yla da ciddi problemleri vardı. Sezon başından beri neredeyse takımdaki her isim hocayla tartışma yaşadı. RvP'nin yaktığı ateş, Caner'le yangın oldu. Adalet terazisinde dengeyi kuramayan Pereira'ya karşı takımda kimsenin saygısının kalmadığı da ortaya çıktı.
Yönetim yönetemedi
Tabii bütün bu süreçte asıl suç yönetimde. Aziz Yıldırım ve kurmayları, kadro planlaması ve görev dağılımındaki hatalarını çok geç fark etti. Krizlere müdahale de hep rötarlı oldu. Ara transferde uyundu! Sözleşmesi bitecek oyuncuların kafa karışıklığı giderilmedi. Sonuçta ortaya bu fatura çıktı. Yönetmenin para harcamaktan fazlası olduğu görüldü.
Tekerrüre kapı açıldı
Bütün bunların üzerine tuz biber eken olay ise Galatasaray-Beşiktaş derbisinin izlenmesi oldu. Tarih tekerrürden ibaretti de, bu bile bile ladesti! Takım geçen sezon da aynı şeyi yapmış, 33. haftada Galatasaray-Beşiktaş maçını izleyip moral bozukluğuyla Başakşehir maçına çıkarak 2 puan kaybetmişti. Geçmişten ders alınmaması, mevcut ödevlerin yapılmaması hayalleri suya düşürdü. Zaten bu kadar hata sonrası aksi sürpriz olurdu. > M.Emin ULUÇ