Ziyneti KOCABIYIK - Özellikleri, eksikliklerinden değil fazlalıklarından… Bizden 1 fazla dünyaya gelmişler. Hepimizin hücreleri 46 kromozoma sahipken onların hücrelerinde 47 kromozom var. Bu nedenle yüz ifadeleri biraz daha değişik, bazı şeyleri daha zor anlıyorlar, çoğu yaşamak için desteğe ihtiyaç hissediyor.  Down Sendromu deniyor hastalıklarının adına. Eskiden mongol bebek de denilirmiş. Ara ara otobüste taşkınlık yaparken ya da yolda annesinin elinden çekerek yürürken gördüğümüz, sonra da unutup gittiğimiz çocuklar... Aslında çocuk değil çoğu. 20’li hatta 30’lu yaşlarındalar. Neredeyse hiç yaşlanmıyorlar ve hep gülen bir ifadeyle dünyaya bakıyorlar. 

BÜYÜK YÜREKLERİ KÜÇÜK DÜKKÂNA SIĞMIYOR

Geçenlerde bu çocukların çalıştığı bir kafeye düştü yolum. İstanbul Mevidiyeköy’de, küçücük bir yer. 8-10 masa kadar var. Belki biraz daha fazla… Duvarlarda, amatör resimler, profesyonel fotoğraflar, gazete küpürleri ve ünlülerle çekilmiş fotoğraflar; etrafta üzerlerinde bir örnek kırmızı önlükleri, ellerindeki tepsilerle sipariş yetiştirmeye çalışan gençler… Kapıdan girdiğiniz anda farklı bir yere geldiğinizi anlıyorsunuz. Sıcak, samimi, sevgi dolu… Başköşesinde “Sadece farklıyız” sloganı yazan Down Cafe burası. Kafede Down Sendromlu, otistik ya da doğuştan zekâ geriliği olan toplam 28 genç garsonluk yapıyor. Yemekler “anne yemeği”…  Çünkü yemekleri profesyonel aşçılarla birlikte çoğunlukla anneler yapıyor… Kurumlar ve kişilerden gelen destekler ve yemek satışlarından gelir elde ediliyor. Giderler çıktıktan sonra kalan para çocuklar arasında paylaştırılıyor. Down Cafe, bundan 5 yıl önce mimar Saruhan Singen’in engelli çocukları olan anne babaları harekete geçirmesi ile kurulmuş. Gelin Down Cafe’nin hikâyesini Saruhan Singen’den dinleyelim…

KIZI İÇİN ENGELLERİ AŞTI
Down Cafe’yi kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Aslında ben 34 yıldır bu dünyanın içindeyim. Kızım Sezil 34 yaşında. Doğumda kordon dolanması sebebiyle beyni oksijensiz kalmış. Biz bunu o henüz 3 yaşındayken fark ettik. Doktor, geriye dönük bir şey yapılamayacağını söyledi. Yapılabilecek tek şey iyi bir eğitim vermekti. Biz de o vesile ile engelli çocuğu olan 15 aile bir araya geldik önce bir dernek ve İZEV (Zihinsel Engelliler Vakfı)’nı kurduk. Engelli çocuklar için birçok proje yaptık. Okul bile yaptık. Halen eğitime devam eden Saadet İlkokulu. Bu okulu gerçekten oradaki mevcut okulu işgal ederek yaptık. Burası Mecidiyeköy’de normal çocuklara eğitim veren bir okuldu. Buraya önce 5-6 zihinsel engelli çocuğu yerleştirdik. Sonra yavaş yavaş bu çocukların sayısı arttı. Orayı yıkıp 3 katlı bir ilkokul yaptık ve Milli Eğitime bağışladık. Açılışını rahmetli Süleyman Demirel ve Mustafa Sarıgül yapmıştı. Engelliler için spor salonu yaptık, sonra rehabilitasyon merkezleri açtık. Ancak rehabilitasyon ve okul, çocuğun belli bir noktada kalmasına sebep oluyor. Çünkü bu çocuklar 18 yaşını doldurduktan sonra evlerine gidiyorlar. Rehabilitasyon merkezleri  var ama çok pahalı ve kısıtlı. Çocuklar buraya ya günlük gidiyor ya da birkaç saatlik. Aylıkları da 3-4 bin liralar gibi büyük rakamlar ödemek gerekiyor. Dolayısıyla çocukları toplumun içinde tutmak gerekiyordu. Down Cafe fikri aklımızda hep vardı. 28 engelli çocuk annesi ADER’i (Alternatif Yaşamı Destekleme Derneği) kurdu. Şişli Belediyesi’nin desteği ile 5 yıl önce de bu kafeyi hayata geçirdik. 28 çocuğumuzu otelcilik kursuna göndererek 8 ay boyunca eğitim aldırdık. Şu anda servis sertifikaları var. Her gün 5 çocuk dönüşümlü olarak gelip burada çalışıyor.

Çocukları değil toplumu eğitiyoruz
“Engelli çocuğu olan aileler, ‘bizden sonra ne olacak?’ tedirginliği içinde... Buraya karnındaki bebeğinin Down Sendromlu olduğunu bilen anne adayları geliyor. Buradaki çocukları gördükten sonra bebeğini   aldırmaktan vazgeçen çok kadın oldu.”
- Müşterileriniz müdavimler mi yoksa sokaktan gelip geçerken girenler var mı?
Her ikisi de var. Aslında buraya dünyanın her tarafından insanlar gelmeye başladı. Mesela 4-5 yıl evvel kapalı bir hanımefendi geldi eşiyle birlikte… Yanında engelli çocuğu da vardı. ‘Saruhan siz değil misiniz?’ dedi ‘Biz Kudüs’ten geliyoruz, sizi takip ediyoruz...’ çok şaşırdım, çok da mutlu oldum. Hollanda, Bosna,  Almanya, Amerika, Kanada’dan gelenler var. Yemeğimizi yiyorlar, sohbet ediyorlar… 
- Down sendromlu çocuklar, gerekli eğitim verildiğinde, toplum içerisinde rahat yaşayabiliyorlar değil mi? Burada şanslı bir grup var. Genelde durum ne? Sanıyorum ki evde kapalı kapıların ardında kalıyorlar ve bu da onları daha agresif hâle getiriyor.
10 milyon engelli olduğunu gösteriyor. Bunların yaklaşık 3 milyonunun zihinsel engelli olduğunu söyleniyor ama bence daha fazla. Bir çoğu da belirttiğiniz gibi evlerde kapalı kapılar ardında. Bunların tamamının toplum içinde yaşamalarını sağlamak çok zor ama bu tür girişimlerle destek verilebilir. Mesela çocuklar burada alışverişi, para hesabını, sorumluluklarını yerine getirmeyi öğreniyor. Amaçlarımızdan biri de buradaki gençleri iş hayatına kazandırmak. Şu ana kadar 10 çocuğumuzu sigortalı bir işe yerleştirdik. Biz de şu anda 28 çocuğun üzerine çıkamıyoruz.  Başvurular oluyor ama kapasitemizi artıramıyoruz.   
Engelli çocukların aileleri hep ‘Çocuğumuz bizden sonra ne yapacak’ kaygısını yaşıyor. Burası engelli bebekleri olanlar için de bir umut aslında. Burayı karnındaki bebeği down sendromlu olan anne adayları da ziyaret ediyor. Bu çocukları gördükten sonra bebeğini aldırmaktan vazgeçen çok kadın oldu. Burada eğitim verilen engelli çocukların tek başına hayatlarını devam ettirebileceklerini görüyorlar…

ÖNCE TEDİRGİN OLUYORLAR

- Bu kafe çocukları topluma adapte etmeye yardımcı oluyor sanırım. İlk kez gelenler tedirgin oluyor mu, nasıl tepkiler veriyorlar?
Aslında toplumu onlara adapte etmeye yardımcı oluyor. Her üç kişiden biri downun ne olduğunu biliyor ama davranışlarını bilmiyor. İlk açıldığımızda işimiz o kadar kolay değildi. İnsanlar çekiniyordu. Çünkü zihinsel engelli, otistik ya da down sendromlu denince toplumun kafasında bağırıp çağıran, kontrol edilemeyen çocuklar var. Bu kafeye de öyle yaklaştılar. Tedirgin oldular. Biz de çocuklarımızı dışarı çıkardık, yoldan gelen geçenle tanıştırdık. Farkındalık oluşturduğumuzu düşünüyorum. Çünkü kapıdan giren herkes burada çok farklı bir atmosfer olduğunu hissediyor. Bu çocukların elektrikleri çok yüksek. İnsanlarla iyi iletişim içindeler. Son derece hesapsız bir sevgi veriyorlar etraflarına. Hangi mekâna gittiğinizde bir garson gelip, gözündeki o kocaman ışıltıyla yanağınızdan bir makas alır; dostça sırtınızı sıvazlar, ‘hoş geldin’ deyip yanaklarınızdan öper. Burada o var işte… Biz burada onların bu yönlerini göstermek onların neler yapabildiklerini göstermek artı toplumu eğitmek adına buradayız. 
- Burada insan iyi hissediyor…
Her zaman söylüyorum, eğer bir derdiniz varsa gelin burada birkaç saat oturun. Gamınızı, kederinizi burada bırakıp öylece çıkıp gidersiniz. Onların saflıkları, temizlikleri o kadar iyi geliyor ki insana…

EVE MİSAFİR GELMİŞ GİBİ
Büyük fotoğrafta (arkada soldan sağa) Gürsoy, Sezil (önde) Didem, Aynur ve Erkan sürekli gülerek hizmet ediyorlar kafeye gelen misafirlerine... Evlerine gelmişçesine, sıcak bir “hoşgeldin”le karşılayıp, yanaklarından öperek uğurluyorlar...

Erkan annesinin  GÖZ BEBEĞİ
Bizim gittiğimiz gün kafe çalışanlarının en sessizi  Erkan’dı… Belli ki, bir şeylere sinirlenmişti. Annesi Memnune hanım da oradaydı. Konuştuk biraz. Erkan 1986 doğumluymuş. Bir ağabey ve bir abladan sonra üçüncü çocuk. Erkan’a hamileliği sırasında hiç doktora gitmemiş. “O zamanlar pek adetten değildi, gebelik için doktora gitmek…” diyor. Evde yapmış doğumunu. Erkan’ın gözlerinin çekik olmasından şüphelenip 15 günlükken gitmişler doktora… Doktor “Çocuğunuz mongol” demiş  “İyileşme olmaz ama siz gidip bir test yaptırın neler öğrenebilir” diye de eklemiş. Erkan ilkokula diğer yaşıtlarıyla birlikte gitmiş, okuma yazma öğrenmiş ama sonra öğretmen ‘bundan sonrası mümkün değil’ diye okuldan göndermiş. Liseye kadar özel eğitim almış. Şimdi Down Kafe’de çalışıyor. Memnune hanım da onunla birlikte. Memnune hanım Erkan için, “Diğer çocuklarımı da çok seviyorum ama onun yeri bir başka” diyor.

Hem eğleniyor hem öğreniyorlar
Burası sadece yemek yenilip kahve içilen bir yer değil herhalde... Duvarlardaki resimlerden öyle anlaşılıyor.
Evet değil… Cumartesi günleri burada ritim dersleri, işaret dili, resim atölyeleri de yapıyoruz. Dersler gönüllü eğitimciler tarafından veriliyor. Çok güzel resimler yaptılar. Örneğin Fikret Mualla Repredüksiyonları hâlâ duvarlarımızda duruyor. Ritim dersi alanlar yıl sonu etkinlikleri yapacaklar. Tiyatro drama derslerimiz var. Pazar günleri ise “Dünya mutfakları” günümüz . İlk olarak 80 yaşında bir Japon mutfak eğitmeninin başlattığı bir gelenek. İki yardımcısı ile birlikte geldi ve bize Japon ev yemekleri yaptı. Pazar günü de bunları sattık. Bu vesileyle 25 tane Japon dostumuz oldu. Buranın müdavimi haline geldiler. Daha sonra Kore, Hindistan, Çin, İtalyan mutfaklarını sergiledik. Yarın da Hatay mutfağı var…